İslami Yapılanmada İlk İşler   

Hz. Peygamber Medine’ye hicretinden hemen sonra Müslümanların hayatını ve burada verilecek tevhid mücadelesinin geleceğini yakından ilgilendiren bir dizi tedbir aldı.

Önce muhacirler ile Ensar arasında kardeşlik anlaşması gerçekleştirdi. Her muhacir kendisini kardeş edinen Medinelinin evinde kalacak, onunla birlikte çalışacak, geliri paylaşacaktı. Bu anlaşma bir yıl yürürlükte kaldı. Zira muhacirler kısa zamanda kendi geçimlerini sağlamayı başardı. 

Öte yandan Medine Yahudilerini de içine alan Medine Şehir Devleti, yazılı bir anayasa gereğince yeniden teşkil edildi. Buna göre Müslümanlarla Yahudiler müttefikti. Harpte birbirlerine yardım edeceklerdi. Anlaşmazlıklar Allah'a ve Muhammed aleyhisselama götürülecek, Hz. Peygamber'in hükmüne göre halledilecekti. 

Bu anlaşma Müslümanların Medine Şehir Devletine hâkimiyet belgesiydi. Dışarıdan gelecek bir saldırıya karşı Medine’yi bütünleştirmekteydi. 

Peygamber Efendimizin müşriklere karşı ehl-i kitap olan Yahudilerle saldırmazlık anlaşması imzalaması ümmetine örnekti. Kaleler teker teker fethedilecekti. Eldeki güç, daima, en tehlikeli noktaya yöneltilecekti. İçe dönük mücadeleye asla izin verilmeyecekti. Birlik ve beraberlik en güçlü silah bilinecekti.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ilk günlerde ehl-i kitaba dine dair soru sormayı nehy etti. Çünkü Müslümanların saf zihinlerini karıştırabilirlerdi. “Lâ tusaddikû ehle’l-kitabi velâ tükezzibuhum: Ehl-i kitabı ne tasdik ne de tekzîb ediniz!”[1] emrini verdi. Zira onların söyledikleri yanlışsa tasdik etmek; doğruysa reddetmek uygun düşmezdi. En iyisi gerçeği öğreninceye kadar bir süre beklemekti.

Peygamber Efendimizin Medine İslâm toplumunu oluşturduğu ilk günlerde aldığı bu tedbirler, günümüz Müslümanları için de güzel bir örnekti. Önce mevcut Müslümanları koruma tedbirleri düşünülecek, sonra düşmanla teker teker boy ölçüşülecekti.

Hicretle kurulan İslâm devletinin arazisi şimdilik Medine ve çevresiydi. O halde bu devletin bir garnizonu gerekti. Onu Hz. Peygamber geciktirmeden şöylece belirledi:

“İbrahim aleyhisselam Mekke’yi harem olarak ilan etmişti. Ben de Medine’nin iki tepesi arasını harem ilan ediyorum[2] dedi.

Bu sebeple Medine’ye “harem-i Rasûl” dendi.

Medine bundan böyle daima gündemdeydi.

Medine’nin iklimi Mekke’nin havasından epeyce değişikti. Yakındaki bataklık sıtma sebebiydi. Muhacirlere bu hava ağır geldi. Onlar durumu Hz. Peygambere şikâyet etti. O, mübarek ellerini kaldırdı;

“Allahümme habbib ileyne’l-Medine  Kehubbinâ Mekke ev eşedde”[3] diye duaya başladı. Duasını şöyle tamamladı:

 Ya Rab, Mekke’yi bize sevdirdiğin gibi Medine’yi de sevdir. Hatta Mekke’den daha fazla sevdir. Ürünlerimize bereket ver. Ya Rab, Medine'nin havasını güzelleştir, humma ve sıtmasını Cuhfe’ye naklet![4]

Hz. Peygamber’in duası makbuldü. Bataklık kurudu. Medine’nin çevresi şimdi sağlığa uygundu. Medine’ye artık ne tâun ne de deccâl girebilirdi. Medine “Tâbe”ydi, temizdi.[5] Medine, Müslümanlar için bir taneydi.

Medine’de topluca ibadet, eğitim, öğretim ve İslâm toplumunun yönetimiyle ilgili hizmetlerin görüleceği bir merkeze ihtiyaç vardı. Bunu gidermek için Mescid-i Nebevî’nin inşaatı başlatıldı. Caminin yapımında Hz. Peygamber bedenen çalışmakta, taş taşımaktaydı.

İslâm’da ilk tesis câmiydi. Câmisiz, cemaat, mâbedsiz ve ibâdetsiz bir din olmazdı. İslâm cemaatinin mâbedi cami idi. Cami ve mescid yapmak mü'minlerin işiydi. Âyet-i kerîme bildirdi:

“Allah'a secde edilen yerleri, ancak Allah'a ve ahirete inanan, namaz kılan, zekat veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar imar ve ihya ederler.”[6]

Mescidlere mü'minler devam ederdi. Hz. Peygamber emir verdi:

“Mescide devam ettiğini gördüğünüz şahsın Müslüman olduğuna şehadet ediniz!”[7]

İlk mescid üç bölümden ibaretti: Namaz kılmak için geniş bir boşluk, Suffe veya zulle denilen, eğitim öğretim için kullanılan kısım ve Hz. Peygamber'in eşlerine ait odalar/hucurât... Mescid bu haliyle yatılı bir mektepti. İslâm’ı öğrenmek için gelenler ve kimsesizler Suffe’de eğleşirler, yedirilir, içirilirlerdi.

İslâm Medine’sinde mektep, mabed içindeydi. Mekteb ve mabed ikiz kardeşti. Biri diğerine mutlak gerekti.

Mescid-i Nebevî’nin inşası bitmişti. Namazlar cemaatle edâ edilmekteydi. Ancak namaza davet, namaz vaktinin ilanı önem arz etmekteydi.

Bu iş için istişare meclisleri düzenlenmekteydi. Arayış derindi.

Bir gün Ezan’ın sözlerini rüyasında öğrenen Abdullah b. Zeyd radıyallahu anh heyecanla çıkageldi. Hz. Peygamber’e rüyasını haber verdi. Aman ne güzeldi. Davet şekli belirlenmişti. Herkes sevindi. Ancak her işi ehline vermek gerekti. Bu işin adamı Bilal-i Habeşî idi. Hz. Peygamber emretti Abdullah b. Zeyd, ezanın sözlerini Bilal’e öğretti. Efendimiz bu emrinin gerekçesini de şöyle belirtti: "İnnehu endâ savten minke : Onun sesi, senin sesinden daha tizdir."

Şimdi Bilal günde beş vakit, ezanla tevhidi ilan etmekteydi.

Müşrikler ve inançsızlar onu duymak istemeyeceklerdi. Âyet-i kerîme bildirdi: “Onlar, namaza ezanla davette bulunduğunuz zaman, onu, eğlence ve oyuncak edinirler. Bu da onların aklı ermez bir topluluk olmalarındandır.”[8]

Evet, bazıları ezana dil uzatabilirlerdi. Ama işte onlar aklı ermeyenlerdi. Halbuki  “Allah'a çağırandan daha güzel sesli kim olabilirdi?”[9]

Hicretin ilk yıllarında görülen en önemli gelişmelerden biri de Kıblenin Kudüs’ten Kâbe’ye çevrilmesiydi. Kıblenin değiştirilmesini emreden âyet-i kerîme gelir gelmez Hz. Peygamber namaz içinde derhal Kâbe’ye yöneldi.

Kıblenin değiştirilmesi Müslümanları ne kadar sevindirdi ise, Yahudileri ve İslâm düşmanlarını da ileri geri söz etmeye yöneltti. Âyet-i kerîme bildirdi:

“Bazı beyinsizler, 'onları üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?', diyecekler. De ki, doğu da batı da Allah’ındır. O dilediğini doğru yola iletir.” “Biz, peygambere uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Kâbe’yi kıble yaptık. Bu, Allah’ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir.”[10]

Kıblenin değişmesiyle İslâm cemaati tamamen müstakil bir sosyal yapıya kavuşmaktaydı. Zaten bundan sonra, günlük hayatı düzenleyen âyet-i kerîmeler peşpeşe inecekti.

 



 

 



* Bu yazı hocamızın izniyle "Son İnci" adlı eserinden alınmıştır.

[1] Buhârî, Şehadet 29

[2] Ahmed b. Hanbel, IV, 141

[3] Bk. Buhârî, Fedâilu’l-Medine 12

[4] Tecrid Tercemesi, VI, 245-246

[5] Buhârî, Meğazi 81

[6] et-Tevbe (9), 18

[7] İbn Mâce, Sünen, I, 263

[8] el-Maide (5), 58

[9] Fussilet (41), 33

[10] el-Bakara (2), 142-143


          Asr-ı Saadet'te Vakfiyeler ve Medine Çarşısı   

                                                                                   -

Temellerini Allah’ın (cc) seçip insanlığa gönderdiği peygamberlerin attığı İslam Medeniyeti, bir vakıf medeniyetidir. Yaratılış amacı kulluk olan insan, kendisine bahşedilen sayısız nimetlerin sahibi değil, şahidi olduğu bilinci ile hareket edince; elbette hayır adına adımlar atacak ve nimetleri kendisine verenin yolunda harcayacaktır. Bu bilince sahip insanların oluşturduğu toplum, İslam toplumu olduğu için vakıf meselesi, bizde mühim bir müessese olmuş, tarih boyunca bu konuda çok güzel örnekler ortaya konmuştur.

Sözlükte “durmak; durdurmak, alıkoymak” anlamındaki vakıf (vakf) kelimesi terim olarak “bir malın mâliki tarafından dinî, içtimaî ve hayrî bir gayeye ebediyen tahsisi” şeklinde özetlenebilir. [1] Temel kaynağımız olan Kur’an-ı Kerim içerisinde vakıf kavramını ya da müessesesini doğrudan çağrıştıracak herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, onlarca ayette, vakıf müessesesinin temel azıkları olan infak, sadaka, tasadduk, iyilik yapma ve iyilikte yardımlaşma, fakir, muhtaç ve yetimlere sahip çıkma gibi hayır yollarına değinilmektedir. Özellikle Allah’ın mescidlerini imar etmenin ve bunları imar edenlerin ne gibi niteliklerde olmaları gerektiğinin altı çizilir. [2]

Hz. Peygamber’in (sas) kutlu beyanlarına ve uygulamalarına baktığımızda, gerek bizzat kendisinin vakfettikleri, gerek bu konuda Sahâbe’yi teşvik ederek onların yaptıkları, gerekse bu konudaki teşvik içeren sözleri oldukça çoktur. Bunlardan birkaçını burada anmak gerekirse, ilk olarak Efendimiz’in (sas) şu önemli beyanını hatırlamamız gerekir: "İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat." [3]

Hadisde beyan buyrulan sevabı ölümden sonra da devam eden üç amelden biri, sadaka-i câriye, yani hayrı devam eden iyiliktir. Herkesin faydalandığı ve varlığı devam ettiği müddetçe sevabı da devam eden hayırlardır. Câmi ve mescidler, mektep ve medreseler, yollar ve köprüler, çeşmeler ve sebiller, hanlar ve hamamlar, her çeşit hayır vakıfları bunun örneğidir.

Bir başka hadiste Efendimiz (sas) şöyle buyurur: Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri, Allah’ın kendisine Kur’ân verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan (onunla yaşayıp tebliğ eden) kim

se, diğeri de Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda infâk eden kimse.” [4]

Hz. Peygamber’in (sas) uygulamalarına gelince, O’nun (sas) hayatının tamamı; zaten insanlığa bir vakıftı. Bunun yanında ganimetlerden ve hediyelerden eline ne geçerse vakfettiğini görmekteyiz. Öyle ki, vefat ettiği zaman geriye sadece bu vakfettiği mallar kalmıştı. [5] Fedek ve Hayber’den kendisine düşen payların bir kısmını ailesine, geriye kalan kısmını ise Müslümanlara vakfetmişti. [6]

Hicretin ilk günlerinde Efendimiz (sas) Müslümanların içme sularını rahatlıkla temin edebilmeleri için teşvikte bulununca Hz. Osman’ın, Rûme Kuyusu’nu satın alıp, vakfetmesi; Saadet Asrı’nın ilk vakfiyesi sayılabilir. [7

Hicretin 3. yılında vuku bulan Uhud Gazvesi sırasında Müslüman olup savaşa katılan ve:“Eğer bugün öldürülürsem, bütün mallarım Muhammed´indir. O, onlar hakkında, Allah´ın kendisine gösterdiği şekilde, dilediğini yapar!" [8] diyerek, o gün şehit olan Muhayrık’ın geride bıraktığı yedi bahçe; Efendimiz (sas) tarafından vakfedilmişti. Muhayrık’ın vakfedilen bahçeleri Medine’nin en güzel bahçeleri idi. Şuan bile yerleri bilinen bu bahçeler; E’vaf, Sâfiye, Delâl, Meyseb, Berka, Hüsna ve Meşrebetü Ümmü İbrahim’dir. [9]

Sahâbe’nin vakfiyelerine de kısaca değinmek gerekirse, Âl-i İmrân Sûresi’nin 92. Ayeti nazil olunca büyük Sahâbî Hz. Ebû Talha (Zeyd b. Sehl) hemen Resûlullah’a gitti ve şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Cenâb-ı Hak, ‘Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe hayra, sevaba eremezsiniz.’ buyuruyor. Mallarımın içinde en fazla Beyrûhâ hurmalığını seviyorum. Onu Allah yolunda infak ediyorum. Allah indinde makbule geçmesini umuyorum.” [10] Hz. Peygamber (sas) Ebû Talha’nın bu sözlerinden çok memnun oldu ve o bahçeyi onun akrabalarına tahsis etti.

Hz. Ömer, Hayber’de ganimet olarak sahip bulunduğu değerli bir arazisini, Hz. Peygamber’in (sas): “Aslını alıkoy, gelirini tasadduk et!” yolundaki tavsiyesine uyup satılmamak, hibe edilmemek ve miras kalmamak şartıyla ihtiyaç sahipleri için tasadduk etmişti. [11]

Hz. Ali bir savaş sonrası kendi payına düşen arazisini ve Yenbu’da bir su kaynağını vakfetmişti. [12] Seyfullah lakaplı Hâlid b. Velîd ise tek sermayesi olan savaş aletlerini ve atlarını, Allah yolunda infak etmişti.[13] Sahâbe’den, Câbir b. Abdullah’ın şu sözü, Saadet Asrı’nın vakıf konusundaki hassasiyetini anlamamız açısından yeterlidir. Diyor ki: “Ben muhacir ve ensardan mal sahibi olup da vakıf yapmamış bir kimse bilmiyorum.” [14]

Nebevî Bir Adım: Medine Çarşısı

Efendimiz (sas) Nübüvvetin 13. yılında Yesrib’e (Medine’ye) hicret ettiğinde, orası 10.000 nüfuslu, o günün şartları içerisinde orta ölçekli bir şehirdi. Bu nüfusun yarısından biraz azı, yani 4000 kadarı Yahudi, geri kalan 6000’i ise Arab-ı-Aribe diye bilinen has Araplardan oluşuyordu.[15] Bu Araplarda kökenleri Yemen’e dayanan Ezd kabilesinin içerisindeki, beş büyük kabilenin ikisinden müteşekkildiler. Tarihte isimlerini çokça duyduğumuz bu iki kabile Evs ve Hazrec’ti. Aynı babanın iki oğlunun soyundan gelen bu Araplar, ne yazık ki asırlık çekişmeleri ile birbirleriyle savaş halindeydiler. 120 yıl süren bu savaşların en sonuncusu Medine’de bulunan Buâs mevkiinde geçtiği için Yevmû Buâs (M.617) diye tarihe geçmiş ve öncesindeki savaşlar da bu isimle anılarak Buâs Savaşları diye ifade edilmişti.

Elbette ki bu kardeş kavgalarından en çok memnun olanlar bölgedeki Yahudilerdi. Çünkü onlar birbirlerine düştükçe, güçleri zayıflıyor, etkinlikleri kırılıyor, bunun neticesinde de Yahudiler bu ortamdan çokça istifade ederek, onlar üzerinde her türlü hâkimiyeti çok daha rahat bir şekilde sağlıyorlardı. Bundan dolayı da bazen Evs ve Hazrec arasında bir ittifak ya da bugünün lisanı ile bir ateşkes ilan edilse, Yahudiler ne yapıp edip, bunu bozmaya çalışıyor, onları yine birbirlerine düşürüyorlardı. Orada yaşayan Yahudiler, aynen diğerleri gibi kendilerini hep seçilmiş ırk ve kutsal bir millet olarak görüyor; “Bizler Allah’ın oğulları ve dostlarıyız” diyor, [16] kendileri dışındaki insanların ise Yehova’nın kendilerine hizmet için yarattığı varlıklar olduğunu iddia ediyorlardı. Böyle bir kutsal ırk mantığı onları; “Yahudi olunmaz, Yahudi doğulur” düşüncesine vardırmıştı. Özellikle anne Yahudi olmadıkça, asla Yahudi olunamayacağı fikri onlarda bir akide halindeydi. Böyle olmasına rağmen Medine Yahudilerinin bu temel akidelerine aykırı davrandıklarını tarihi kaynaklar bizlere nakletmektedirler. Onların Medine’de, Arap çocuklarını yanlarına alıp Yahudileştirdiklerini, onları Yahudi olarak kabul ettiklerini görmekteyiz. Bunun en temel sebebi ise, bölgeye sığınmacı olarak geldikleri için Araplar üzerinde hâkimiyetlerini kaybetmemek ve bundan siyasi çıkar elde etme adına, dinlerinin en temel akidesinden vazgeçmeleridir. Bu da gösteriyor ki aslında Yahudiler siyasi menfaatler adına çoğu zaman dinlerine ait bazı ilkeleri çiğneyebiliyorlardı.

Medine’de nüfusları 4000’i bulan Yahudiler, bazı alt aileleri içerisinde barındırsa da, üç büyük kabileden oluşuyorlardı. Bunlar, Benû Kaynuka, Benû Nadir ve Benû Kurayza idi. Bu üç kabile adeta şehrin ticaretini kendi aralarında paylaşmış bir halde idiler. Şöyle ki; Benû Kaynuka, isminden de anlaşılacağı üzere kuyumculuk ile uğraşırlardı. Bunlar genellikle altın ticareti yapar, ama bunun da ötesinde tefecilik yaparlardı. Çok yüksek faizlerle özellikle Araplara borç para verir ve onları bir ömür sömürürlerdi. Benû Kaynuka’nın yaptıkları iş, bugünün lisanı ile konuşursak bir yönü ile para/menkul değerler borsasını ellerinde tutmak ve bu borsayı kendi lehlerinde kullanmaktı.

İkinci büyük kabile olan Benû Nadir’e gelince, onlar ise tarım ile uğraşırdı. Zaten nadir birçok anlamın yanı sıra yeşil ve çiçekli bir bitki demektir. [17] Bunlar, özellikle Medine’nin en önemli geçim kaynağı olan hurma üreticiliği yaparlardı. Büyük hurma bahçelerinin sahipleri olarak o gün bile dışarıya ihrac edecek düzeyde bir pazar oluşturmuşlardı. 

Benû Kurayza’ya gelince bunlar ise debbağdılar; yani deri üretimi ve işletimi yaparlardı. Onlar bu alanda kendilerini o kadar geliştirmişlerdi ki, başta çizme olmak üzere birçok mamulün üretimi ile uğraşırlardı. Bunlar da ürettikleri bu deri ürünlerini hem Medine pazarına, hem de başka yerlere satarlardı. Yahudiler bu üç farklı, günümüzde bile ticaretin ana damarları olan sektörleri ellerinde tutukları için, ticarî sahada söz onlarındı. Onlar pazarın kurallarını koyar, fiyatları belirler, tabiî ki şartları hep kendi çıkarları doğrultusunda oluştururlardı. O gün için Medine’de insanların ticaret yaptıkları dört büyük çarşı vardı. Bunlar, Zebâle mıntıkasındaki çarşı, Benî Kaynukâ’ semtindeki çarşı, Safâsif’deki çarşı ve İbn Huyeyn sokağının bulunduğu yerdeki çarşı idi. Bu İbn Huneyn sokağının bulunduğu yerdeki çarşı Câhiliye döneminde ve özellikle İslâm’ın ilk günlerinde en yoğun çarşı idi. Bundan dolayı o mevkiiye, Muzâhem/Rekabet edilen yer ve Mezâhim/ Kalabalık, sıkışık yer denilmiştir. [18]

Bu çarşıların ya da pazarların tüm ipleri/yönetimi de elbette Yahudilerin ellerinde idi. Mesela; meşhur pazarlarda kurulan dükkânların en işlek olanlarını ellerinde tutar, işe yaramaz kıyıda köşe de olanları ise Araplara yüksek paralarla kiraya verirlerdi. Pazardaki malların satış bedellerini kendi istedikleri şekilde belirler; satarken de alırken de hep kendileri kazançlı çıkarlardı. Onların temel mantığı şöyleydi: “Arapların mallarından ne kapsak kârdır ve bu hususta bizler mesul ve günahkâr olmayız. Zira onlar hak yolda değildirler.” [19] 

Efendimiz (sas) Medine pazarının bu halini çok iyi gözlemledi. Tabi sadece işin mahiyetini anlamakla kalmadı, kesinlikle bazı alternatiflerin geliştirilmesinin gerekliliğine karar verdi. Efendimiz (sas) çok iyi fark etmişti ki; eğer ticaret Medine’nin var olan bu dört büyük çarşısında devam ettirilirse, asla ipler Yahudilerin ellerinden alınamayacaktı. Çünkü işin başında pazarın şartlarını onlar koymuşlardı. Onların ellerinden bu şartları alıp, Müslümanların lehlerine dönüştürmek çok da kolay değildi. Bu gerçeği çok iyi fark eden Efendimiz (sas) ticarî sahadaki mücadeleye yeni alternatif bir pazar oluşturarak başlanması gerektiğinin kararına vardı. Bunun üzerine Sahâbe’nin içerisindeki tüccarlarla istişare ederek Müslümanlara has bir çarşı/pazar yeri oluşturmak için seferber olundu.

Tabi bu ilk çarşı öyle çok büyük ve kapsamlı değildi; Yahudilerin çarşılarına yakın Bakîyü’z-Zübeyr diye bilinen bir bölgede idi. Efendimiz (sas) buraya büyük bir çadır kurdurarak, orasını Müslümanların pazarı olarak ilan etti. Artık Müslümanlar ticaretlerini bu yeni çarşıda yapacaklardı. Çok kısa bir zaman zarfında bu çadırda kurulan çarşı, kendinden söz ettirmeye başlamıştı. Medine’de yıllardır Arapları sömürmeye alışmış Yahudiler, böyle bir gelişme karşısında büyük bir şaşkınlık geçirdiler. Bir müddet bu yeni olayı sessizce ama sinsice izledikten sonra, kendilerine alternatif olacak olan bu pazarın bir an önce ortadan kaldırılması gerektiği kararına vardılar. Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı ki Müslümanlar, ticarî sahada kendi ayakları üzerine durmaya başladıkları gün, sosyal ve siyasal hayatta da bunu başaracaklar ve artık kimselere ipleri vermeden izzet ve şeref üzere yaşayacaklardı. Böyle bir durum ise elbette Yahudileri oldukça endişelendiriyordu. Bu endişe ilerleyen günlerde büyük bir öfkeye dönüşmüştü.

Yahudilerin en meşhur şair ve savaşçılarından biri olan ve ileride Müslümanlar tarafından yaptığı ihanetlerin karşılığı olarak öldürülecek olan Ka’b b. Eşref bir gece adamlarını da yanına alarak Müslümanların pazar olarak kullandıkları bu çadırı yıkmak için harekete geçti. Onlar gecenin karanlığından istifade ederek önce çadırın iplerini keserek, sonra orayı ateşe vererek, bu çarşıyı yerle bir ettiler. Efendimiz (sas) sabahın erken saatlerinde bu durumdan haberdar olunca, herkesin öfke ile ellerini sıktıkları bir zamanda, tebessüm etti. Sahâbe merakla bu tebessümün sebebini sorduklarında; Efendimiz (sas) dedi ki: “Yaptığımız bu iş Yahudileri kızdırdı. Demek ki biz doğru bir iş yapmışız. Bundan sonra kendi çarşımızı öyle bir yere taşıyacağız ki, onlar bu sefer daha fazla kızacaklar.” [20]

Efendimiz (sas) bu olay üzerine ileride Hz. Ebû Bekir’in halife seçileceği yer olan Benû Saide Sakife’sinin hemen yanı başında büyükçe bir arsa satın aldı. Alınan bu arsanın üzerinde eski kabirler vardı. Böyle bir yerin çarşı olarak edinilmesinde de hikmetler olduğu muhakkaktır. Sanki Efendimiz (sas) kabirlerin olduğu bu yere çarşıyı kurdurarak, ticarete dalıp, ölümü unutmasınlar diye tüccarlara fiili bir nasihat ortamı oluşturmak istemiş gibidir. Efendimiz (sas) çarşı için alınan bu arsayı kıyamete kadar Müslümanlara bu iş için vakfetti. Burada kalıcı bir çarşı inşa ederek, tüm Müslüman tüccarları buraya davet etti ve bu çarşının kurallarını bizzat kendisi koydu.[21] Mesela; Efendimiz (sas) bu çarşıda yaptığı dükkânları aynı kişilere kiraya vermek yerine, hiçbir kira bedeli almadan sabahın erken saatlerinde kim erken gelirse ona verilmesi gerektiği kararını çıkartmıştı. Buyurmuşlardı ki: “İşte bu sizin pazarınızdır, burada sabit köşeler, yerler edinmeyin.” [22] Efendimiz (sas) böyle yapmakla da, ticaretin tekelleşmesini önledi ve tabi ki Müslümanlar arasında tatlı bir yarış oluşturarak, Yahudilerin ellerinde olan ticaret hacmini kademeli olarak Müslümanların eline geçirtti. Yavaş yavaş Yahudiler ellerindeki imkânları kaybetmeye başladılar ve çok değil dört yıl içerisinde Medine’nin ticaretinin büyük bir bölümü Müslümanların eline geçti.

 

 

 

 

 

 



[1]  Günay, Hacı Mehmet, TDV, İslam Ansiklopedisi, c. 42, s. 475

[2]  Tevbe 9/18-19

[3]  Müslim, Vasiyyet, 14; Ebû Dâvûd, Vasâya, 14; Tirmizi, Ahkâm, 36; Nesâî, Vasâyâ, 8

[4]  Buhârî, İlm, 15; Müslim, Müsâfirîn, 266

[5]  Bu konuda daha fazla bilgi için bkz: Yıldırım, Muhammed Emin, Asr-ı Saadet’te Ticaret ve Tüccar Sahâbiler, s. 73-74, 93-94

[6]  Buhârî, Veśâyâ, 1; Müslim, Cihâd, 51-55; Ebû Dâvûd, Harâc, 19

[7]  Tirmizî, Menâķıb, 18

[8]  İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 94, Beyhakî, Delâil, c. 3, s. 333-334

[9]  Vakıdi, Kitabü’l-Meğazi, c.1, s. 259

[10] İbn Hacer, el-İsabe, c.1, s. 567

[11] Buhârî, Vesâyâ, 22

[12]  Beyhakī, es-Sünenü’l-Kübrâ, c. 4, s. 160-161

[13]  Buhârî, Zekât, 49

[14]  Hassâf, Ahkâmü’l-Evķāf, s.15

[15]  Hamidullah, Muhammed; İslam Peygamberi, s. 162

[16]  Maide Sûresi, 5/18, Cuma Sûresi, 62/6

[17]  Hamidullah, Muhammed; İslam Peygamberi, s. 475

[18]  es-Semhûdî, Vefâu’l-Vefâ, c.1, s. 347

[19]  Taberi, Camiu’l-Beyan, c. 3, s. 226

[20]  Semhûdî, Vefâü’l-Vefa bi Ahbâri Dari’l-Mustafa, c. 1, s. 539, 540

[21]  Bu konuda daha fazla bilgi için bkz: Yıldırım, Muhammed Emin, Asr-ı Saadet’te Ticaret ve Tüccar Sahâbiler, s. 43-64

[22]  Semhûdî, a.g.e., c. 1, s. 539


          Temporary Human Resources Support Officer - -   
Closing date: 11 Jul Supporting documents Application Form Guidance Notes (March 2015).doc (230.5 KB) HR Support Officer job description.docx (70.35 KB) Further information A vacancy has arisen with H...
          Ag Jeans Shorts   
Ag Jeans Shorts

Celebrate Red Ribbon Week
Jeans, sport shorts and tee-shirts may be worn. The canned goods will go to St. Patrick’s Outreach. A man with a grainoffaithin God never loseshope,because he ever believes in the ultimate ... Fetch Full Source

Pictures of Ag Jeans Shorts

Rive To The Store Or Purchase Online? - The University Of ...
Shim@ag.arizona.edu Sherry Lotz (520) 621-1295 slotz@ag.arizona.edu This chart shows how consumer attitudes toward online shopping can lead either to approach coping ... Retrieve Full Source

Images of Ag Jeans Shorts

WATER BAPTISM INSTRUCTIONS
WATER BAPTISM INSTRUCTIONS What to Bring … • Towel • Dark colored shirt, shorts or jeans. Make sure they are dark for modesty reasons. There are baptism robes hanging in the foyer if you chose to wear ... Fetch Document

About Experts Sitemap - Group 37 - Page 10 2012-08-30
Witness program, united states marshal, united states attorney general: Marilyn, I think you should write a letter to the United I would pack for comfortable and slightly chilly at night shorts, long sleeve t-shirts, maybe some light jeans ... Read Article

Ag Jeans Shorts Pictures

Cotton - Welcome To The Georgia Agriculture Curriculum ...
Cotton Production Top Cotton production states Texas Arkansas Mississippi Georgia North Carolina Top producing Counties in Georgia One bale of cotton can make: 215 Pairs of Jeans 249 Bed Sheets 690 Terry Bath Towels 765 Men's Dress Shirts 1,217 Men's T-Shirt 1,256 Pillowcases 2,104 Boxer Shorts ... Access Full Source

Ag Jeans Shorts Images

Nebraska FBLA 2012 National Leadership Conference San Antonio ...
National Travel Systems (NTS) – Nebraska FBLA’s travel agency Thursday, June 28  Travel to San Antonio Casual attire if traveling with Nebraska FBLA and NTS—shorts and jeans acceptable ... Retrieve Full Source

Photos of Ag Jeans Shorts

Www.ag.ndsu.edu
It is recommended that 4-H members wear dark jeans, slacks, shirts or skirts. securely fasten all sides of the chevron/emblem and the pins should be placed on the inside of the garment. * 4-H members should NOT wear short shorts ... Access Doc

Denim Trends For 2011 - Women's Style - YouTube
Fashionable Jeans for 2011 - as part of the Women's Style series by GeoBeats. Brands like J Brand and AG have really impressed us with a beautiful array of color in both shorts and denim. ... View Video

Ag Jeans Shorts Pictures

Royal Rangers Buyer’s Guide - AG Web Services
Jerseys, hoodies, mock turtlenecks, sweat shirts, etc. worn with cargo pants, jeans, shorts, and the optional Royal Rangers caps or hats. Utility Uniform ... Doc Viewer

Pictures of Ag Jeans Shorts

2012 - National Youth Ministries
• Presentable jeans (no holes please; and no shorts may be worn) • Comfortable/presentable shoes (no flip flops) youth ministries of the Assemblies of God, the General Council of the Assemblies of God, the host facilities, nor the host city, any ... View Document

Pictures of Ag Jeans Shorts

Single Adult Caribbean Cruise Fact Pack
Jeans, shorts and bathing suits are great for daytime but not acceptable in the dining room for dinner. Single Adult/Young Adult Ministries www.singles.ag.org www.youngadults.ag.org ... Get Doc

Ag Jeans Shorts

Ean Ems - The University Of Arizona, Tucson, Arizona
Old pair of blue jean shorts. 2” wide cotton webbing for straps Note: 6” squares are cut, so larger sized jeans will produce more squares dtessman@ag.arizona.edu ... Get Content Here

Ag Jeans Shorts Images

Daniel R. Small August 18, 2009 - Town Of Cumberland, Maine
AG.5.1 Pages: 2 Category: Administrative Guidelines Subcategory: Work Uniform (1) Jeans shall not be allowed at any time to be worn as uniform shorts. Belt: Black belt with silver buckle ... Return Document

Images of Ag Jeans Shorts

INDIANA STATE FAIR YOUTH LEADERSHIP CONFERENCE
Casual Wear: Shorts of appropriate length (no “Daisy Duke” or Soffe shorts); jeans; polo shirts; t-shirts (with appropriate style, logo, and lettering). ... Fetch Doc

Pictures of Ag Jeans Shorts


AG offers a palette of tulip red, sunshine yellow, sky blue, soft lavender and baby pink and applies its “AG-ed” process (used on the brand’s vintage jeans) to make the colored denim look worn-in and used. The brand is also offering cut-off, lightweight cordu-roy shorts in green, pink and blue. ... Access This Document

Fashion Design - Wikipedia, The Free Encyclopedia
American-made blue jeans were an especially desirable item. Secondhand stores were one source of Western fashion, as visitors from the West Cycling shorts; Dress pants; Jeans; Jodhpurs; Overall; Parachute pants; Phat pants; Shorts ... Read Article

Ag Jeans Shorts Pictures

Area I FFA Leadership Camp 2012 Etiquette In The FFA
Ag teachers, please be a good example for your students. Camp sponsored T-shirts will be Tuesday Dance FFA Campers Collared shirt with shorts, pants, Capri’s or jeans ... Read Document

Ag Jeans Shorts Photos

4-H BEEF MEMBER QUESTIONS
Shorts, tank top, and flip flops. Dress with boots. Ripped jeans, stained T-shirt and tennis shoes. Is soft or hard bedding best? Why ... Fetch Full Source

Ag Jeans Shorts

Th 01 1 L Ib Er Ty MA C P ag Ea Nt
Blue jeans, shorts, skirts, pants, dresses and capri’s are all acceptable! Mini-Optional Contests - We have added the mini-optional contests listed below. ... Retrieve Full Source

Ag Jeans Shorts

4-H Summer Camp Information
Clothing:  Jeans (slacks), shorts, shirts (blouses)  Bathing suit  One heavy sweater or jacket  Raincoat or rain gear  Two pairs of comfortable shoes ... Document Retrieval


          Converting Docx/ODT to PDF with command line?   
Hello, For converting Docx/ODT to PDF with command line, is this command line well adapted ? Code: --------- libreoffice --headless --nologo -pt cups-pdf file-in.docx file-out.pdf...
          База Авито 2017. Выборки из базы Avito 2014-2017   

Любые выборки и базы контактов из Avito
Базы Avito 2017. База мобильных номеров за 2013-2017 г.

Предлагаю любые базы мобильных номеров и выборки из Avito
Доступны к заказу любые контакты, размещенные в объявлениях на Avito в период с января 2013 г., по тот момент, когда Вы читаете это объявление.

Занимаетесь ли Вы sms рассылками давно, или только начали собирать базу и готовиться к первой своей рассылке, Вы можете купить базу, сделав по ней рассылку через считанные часы/дни и получить первый результат, сэкономив месяцы на наработке своей базы. 
Весьма полезно для нового бизнеса или при осваивании новых видов рекламы, а также, для пополнения имеющихся баз.

Важно: возможность сбора контактов за период с января 2013 г. по текущее время увеличивает общее количество контактов примерно в 16 раз по сравнению с количеством контактов, размещённых в данный момент на Avito.
По средним городам в сумме получается около 500-700 тыс. контактов. По маленьким городам получается в среднем 100-120 тыс. контактов.
Представьте, что если бы Вы захотели сделать смс рассылку по физлицам Вашего города, и обладали бы базой в 20-30 % от населения города.
В сумме по всей РФ по состоянию на апрель 2017 г. доступно 66 млн уникальных контактов.

Возможно делать выборки по следующим критериям отдельно и в совокупности:
-Область
-Населённый пункт/город
-Дата публикации, период публикации ОТ и ДО
-В крупных городах – станция метро
-Пол м/ж
-Принадлежность к определённому сотовому оператору.
-Принадлежность мобильного номера к нужному региону обслуживания.
-Рубрика
-Цена
-Поиск объявлений по заголовку или по телу объявления
-При повторном заказе базы, имеется возможность исключения уже имеющихся номеров, чтобы не платить за дубли

Общее количество контактов, которые можно собрать по Вашим требованиям уточняйте.
При обращении отвечу на Ваши вопросы.

Пример базы Avito представлен по ссылке:
https://yadi.sk/d/iUs7p6_73HATg3

При заказе от 20 000 контактов действуют скидки.
При постоянном долговременном сотрудничестве действуют скидки.
Цена выборки зависит от количества фильтров и заказываемого объёма.
В среднем цена: 60-80 рублей за 1000 контактов.
Минимальный заказ: 500 р.

Для оперативной связи пишите сразу на мои контакты.
----------------------------------------------------------------------------
По-прежнему актуально:
1. SMS рассылки любого объёма
2. Email рассылки любого объёма
3. Сбор и продажа любых баз email
4. Продажа баз мобильных номеров для SMS рассылок
5. Продажа баз Avito.
6. Продажа баз директоров и руководителей.
7. Продажа баз юрлиц, продажа баз 2гис, продажа баз Яндекс Карты
8. Продажа баз интернет магазинов, подписных сервисов, магазинов.
9. Продажа парсеров (Яндекс Карты, 2Гис, RUZAKAZ.COM и др.).
10. Продажа баз форекс трейдеров.
11. Продажа датинг баз (базы сайтов знакомств)
12. Продажа баз казино, сайтов знакомств и многих других по всей Европе и США.
13. Продажа программного обеспечения и учебных материалов для рассылок email
14. Сдача в аренду SMTP серверов для рассылок

Гарантии: отзывы на форумах (Nulled и др.), Webmoney BL >290, персональный аттестат, гарант.
-------------------------------------------------------------------------------
Все мои товары и услуги перечислены тут:
СПИСОК ПОПОЛНЯЕТСЯ РЕГУЛЯРНО. ЗАХОДИТЕ ЧИТАЙТЕ!
https://yadi.sk/i/MIYU_S0Q3Gwozy
https://www.dropbox.com/s/5cy92pfjqqwl8lb/All_by_shOrtle january  2017.docx?dl=0 (зеркало)

Всегда держитесь своего курса!)
Простые Решения (shOrtle)

Контакты:
(если не отвечают по какому-либо контакту, или не доходят сообщения, напишите пожалуйста на другой):
email: prostie-resheniya@yandex.ru    (основная почта)
email: prostie-resheniya@hotmail.com
email: prostie.resheniya.rus@gmail.com

ICQ 8889821 (основной)
ICQ 7777969
ICQ 1500353

Skype: prostie.resheniya  (основной)
             prostie-resheniya


          Абузоустойчивый SMTP сервер в аренду (BulletProof SMTP Server)   

Профессиональный трастовый абузоустойчивый SMTP сервер в аренду (BulletProof SMTP Server)

[+] Впервые с 2015 г. сделано снижение цен аренды на 20 % из-за увеличения количества клиентов в датацентре и снижения курса доллара и евро.

[+] Доставка осуществляется на все почтовые сервисы России, СНГ, Ближнего Зарубежья, включая gmail.com. Не рекомендована рассылка по Европе, США, Азии.

[+] Продление времени аренды сервера, в размере времени простоя, если оборудование не работало по вине сервиса. В конце срока аренды всем клиентам серверы продляются на время простоя, если в течение месяца имели место такие случаи.

[+] Для клиентов, которые слабо разбираются в рассылках существует возможность платных консультаций и платных учебных материалов.

[+] Одна замена IP адреса в месяц бесплатна. Возможность частых платных замен IP адреса. Возможность платной и бесплатной замены Домена.

[+] Возможность подключения Ваших доменов + статистики post office/post mail

[+] Специальный кэширующий сервер для почты.

[+] Для тарифов до 6000 писем в час доступна аренда на пол месяца. Для тарифов от 10 000 писем в час доступна аренда на 1 неделю и половину месяца.

[+] Бесплатное удаление IP сервера из спам листов по Вашему запросу.

[+] Среднее время ответа саппорта – 1 час. Это в 72 раза быстрее чем саппорт mail.ru

Базовые особенности:

[+] Наличие подписи DKIM. Все почтовые будут принимать Вашу почту, так как она будет отправляться с верифицированных почтовых ящиков, имеющих подпись DKIM.

[+] Наличие записей PTR, DMARC, SPF на сервере для России и стран СНГ.

[+] Поддержка 16/7 через «Простые Решения».

[+] Активация сервера за 6-12 часов. Максимальный срок активации – 24 часа. При заказе и оплате ночью в праздники, когда все спят)

[+] Серверы работают с любыми почтовыми программами: AMS, ePochta Mailer и другими. Соединение по протоколу SMTP и POP3. Имеется веб интерфейс почтового ящика.

[+] Подмена адреса отправки на любой другой. Опционально, имеет исключения.

[+] Возможность возврата денег при недоступности сервера в течение трёх дней.

Тарифы:
1OOO Писем в час/ 24OOO писем в сутки/ 720 OOO писем в месяц
Цена в месяц: 1500 р./26 $

3OOO Писем в час/ 72OOO писем в сутки/ 2,1 млн писем в месяц
Цена в месяц: 3200 р./57 $

6OOO Писем в час/ 144 000 писем в сутки/ 4,3 млн писем в месяц
Цена в месяц: 5000 р./89 $

1O OOO Писем в час/ 240 000 писем в сутки/ 7,2 млн писем в месяц
Цена в месяц: 8 000 р./141 $

3O OOO Писем в час/ 720 000 писем в сутки/ 21  млн писем в месяц
Цена в месяц: 20 000 р./355 $

5O OOO Писем в час/ 1,2 млн писем в сутки/ 36  млн писем в месяц
Цена в месяц: 30 500 р./544 $

При заказе от 3х месяцев и выше скидка 30 %

Оплата принимается всем чем платится, из любой страны.
Для оперативной связи пишите сразу на мои контакты.
----------------------------------------------------------------------------
По-прежнему актуально:
1. SMS рассылки любого объёма
2. Email рассылки любого объёма
3. Сбор и продажа любых баз email
4. Продажа баз мобильных номеров для SMS рассылок
5. Продажа баз Avito.
6. Продажа баз директоров и руководителей.
7. Продажа баз юрлиц, продажа баз 2гис, продажа баз Яндекс Карты
8. Продажа баз интернет магазинов, подписных сервисов, магазинов.
9. Продажа парсеров (Яндекс Карты, 2Гис, RUZAKAZ.COM и др.).
10. Продажа баз форекс трейдеров.
11. Продажа датинг баз (базы сайтов знакомств)
12. Продажа баз казино, сайтов знакомств и многих других по всей Европе и США.
13. Продажа программного обеспечения и учебных материалов для рассылок email
14. Сдача в аренду SMTP серверов для рассылок

Гарантии: отзывы на форумах (Nulled и др.), Webmoney BL >290, персональный аттестат, гарант.

-------------------------------------------------------------------------------
Все мои товары и услуги перечислены тут:
СПИСОК ПОПОЛНЯЕТСЯ РЕГУЛЯРНО. ЗАХОДИТЕ ЧИТАЙТЕ!
https://yadi.sk/i/MIYU_S0Q3Gwozy
https://www.dropbox.com/s/5cy92pfjqqwl8lb/All_by_shOrtle january  2017.docx?dl=0 (зеркало)
Всегда держитесь своего курса!)
Простые Решения (shOrtle)

Контакты:
(если не отвечают по какому-либо контакту, или не доходят сообщения, напишите пожалуйста на другой):
email: prostie-resheniya@yandex.ru    (основная почта)
email: prostie-resheniya@hotmail.com
email: prostie.resheniya.rus@gmail.com

ICQ 8889821 (основной)
ICQ 7777969
ICQ 1500353

Skype: prostie.resheniya  (основной)
              prostie-resheniya


          Guide provides resources and training for planning closed dispensing sites   
State

Closed point of dispensing (POD) resources from Saint Paul - Ramsey County Public Health and the Minneapolis Department of Health and Family Support are designed to help community organizations work with local health departments to administer medication to their staff and/or clients during an emergency. The resources provide a wealth of information and tools for community organizations, including background information on the purpose of closed dispensing sites; the responsibilities and benefits of working with local health departments to develop a closed POD that is aligned with the Incident Command System; and a forms book that includes all documents necessary for setting up, running, and closing a closed POD.

Attached documents include:

  • A closed POD partnership presentation, which counties use as an introduction when first meeting with community partners
  • Frequently asked questions
  • A closed POD planning meeting training checklist, which health agencies use when meeting with community partners to make sure they cover all necessary information about running a closed POD
  • A closed POD plan template, which was intentially kept fairly simple and can be expanded with the addition of specific information. County planners have found that the template is flexible enough to be useful for jurisdictions of any size.
  • A closed POD workbook, which is used as a reference for community organizations and contains all information covered in the planning meetings
  • A closed POD field operations guide, which contains numerous checklists and is used as a playbook for the opening day of the closed POD
  • A closed POD forms book, which includes all of the documents a community organization might need to open, run, and shut down a POD, including checklists, screening forms, antibiotic information sheets, job aids, and job action sheets.
  • A Memorandum of Understanding template, which clearly lays out responsibilities and expectations between a health agency and community organization

          Nouveaux éléments sur le Trojan.Encoder.12544    

Le 28 juin 2017

Les experts de Doctor Web ont poursuivi leurs recherches sur le ransomware Trojan.Encoder.12544 connu dans les médias comme Petya, Petya A, ExPetya, NotPetya et WannaCry-2. Après avoir effectué une analyse préliminaire du malware, Doctor Web présente des recommandations sur le procédé permettant d'éviter la contamination et explique comment faire dans le cas où une contamination a eu lieu. Doctor Web révèle également les détails techniques de l'attaque.

Le ver-ransomware Trojan.Encoder.12544 présente un grand danger pour les ordinateurs personnels fonctionnant sous Microsoft Windows. Les diverses sources le considèrent comme une modification du Trojan connu sous le nom de Petya (Trojan.Ransom.369), mais le Trojan.Encoder.12544 n'a que quelques traits similaires avec ce malware. Le programme malveillant a pu pénétrer dans les systèmes informatique d’un certain nombre d’organismes gouvernementaux, dans des banques et des entreprises commerciales, des utilisateurs ont été touchés dans plusieurs pays.

À l’heure actuelle, il est connu que le Trojan infecte les ordinateur en utilisant les mêmes vulnérabilités qui ont déjà été exploitées par les pirates afin d'introduire dans les ordinateurs le Trojan WannaCry. La propagation massive du Trojan.Encoder.12544 a commencé dans la première moitié de la journée du 27.06.2017. Lors de son démarrage sur un ordinateur attaqué, le Trojan utilise plusieurs moyens pour trouver des PC accessibles dans le réseau local, puis selon une liste d’adresses IP reçue, commence à scanner les ports 445 et 139. Après avoir détecté dans le réseau les machines sur lesquelles ces ports sont ouverts, Trojan.Encoder.12544 tente de les infecter à l’aide de la vulnérabilité largement connue du protocole SMB (MS17-10).

Dans son corps, le Trojan contient 4 ressources compressées, dont 2 sont des versions 32-bits et 64-bits de l'utilitaire Mimikatz destiné à intercepter les mots de passe des sessions ouvertes sous Windows. Selon le type de l'OS, il décompresse une copie appropriée de l'utilitaire, la sauvegarde dans un dossier temporaire puis la lance. À l’aide de l’utilitaire Mimikatz, ainsi qu'en utilisant deux autres variantes, Trojan.Encoder.12544 obtient une liste des utilisateurs locaux et des utilisateurs de domaines autorisés sur l’ordinateur infecté. Puis il recherche des dossiers partagés disponibles, tente de les ouvrir en utilisant les données d'authentification obtenues et d'y enregistrer sa propre copie. Pour infecter les ordinateurs auxquels il a obtenu l'accès, utilise un utilitaire de gestion de l'ordinateur distant PsExec (qui est également stocké dans les ressources du Trojan) ou l'utilitaire de console standard destiné à lancer les objets Wmic.exe.

Le ransomware contrôle son redémarrage avec le fichier qu'il enregistre dans le dossier C:\Windows\. Ce fichier porte le nom qui correspond au nom du Trojan sans l’extension. Puisque l'échantillon du ver propagé par les pirates actuellement porte le nom perfc.dat, le fichier qui empêche son redémarrage va avoir le nom C:\Windows\perfc. Mais une fois que les attaquants ont modifié le nom d’origine du Trojan, même la création dans le dossier C:\Windows\ d'un fichier nommé perfc sans extension (comme le suggèrent certains éditeurs d’antivirus) ne pourra plus sauver l'ordinateur de la contamination. Il est à noter que le Trojan vérifie la présence du fichier perfc, uniquement s'il a assez de privilèges dans l'OS.

Après son lancement, le Trojan configure ses privilèges et charge en mémoire sa propre copie à laquelle il transmet la gestion. Ensuite, le ransomware écrase son fichier initial sur le disque avec des données inutiles et le supprime. En premier lieu, Trojan.Encoder.12544 atteint le VBR (Volume Boot Record qui est l'enregistrement d’amorçage de partition) du lecteur C:, et remplit le premier secteur du disque de données inutiles. Puis le ransomware copie le VBR Windows dans un autre secteur du disque, mais avant de le copier, il le chiffre en utilisant l'algorithme XOR et le remplace par son enregistrement d'amorçage. Puis il crée une tâche de redémarrage et commence à chiffrer tous les fichiers trouvés sur les disques locaux physiques ayant les extensions : 3ds, .7z, .accdb, .ai, .asp, .aspx, .avhd, .back, .bak, .c, .cfg, .conf, .cpp, .cs, .ctl, .dbf, .disk, .djvu, .doc, .docx, .dwg, .eml, .fdb, .gz, .h, .hdd, .kdbx, .mail, .mdb, .msg, .nrg, .ora, .ost, .ova, .ovf, .pdf, .php, .pmf, .ppt, .pptx, .pst, .pvi, .py, .pyc, .rar, .rtf, .sln, .sql, .tar, .vbox, .vbs, .vcb, .vdi, .vfd, .vmc, .vmdk, .vmsd, .vmx, .vsdx, .vsv, .work, .xls, .xlsx, .xvd, .zip.

Le Trojan chiffre les fichiers uniquement sur les lecteurs fixes de l’ordinateur, les données sur chaque disque sont cryptées dans un thread séparé. Le chiffrement est effectué en utilisant des algorithmes AES-128-CBC, une clé est créée pour chaque disque (c'est une particularité caractéristique du Trojan non remarquée par les autres chercheurs). Cette clé est chiffrée à l’aide de l'algorithme RSA-2048 (les autres chercheurs ont rapporté qu'une clé de 800 bits est utilisée) et stockée dans le dossier racine du disque crypté, dans un fichier nommé README.TXT. Les fichiers chiffrés ne reçoivent pas d'extension supplémentaire.

Après avoir exécuté la tâche précédemment créée, l'ordinateur démarre et la gestion est passée à l'enregistrement d'amorçage du Trojan. Il affiche à l’écran de la machine contaminée un texte qui ressemble au message de l'utilitaire standard CHDISK.

screenshot Trojan.Encoder.12544 #drweb

Dans le même temps, le Trojan.Encoder.12544 chiffre le MFT (Master File Table). Dès que le chiffrement est terminé, il affiche la demande de rançon.

screenshot Trojan.Encoder.12544 #drweb

Si, au démarrage, vous voyez à l'écran un message sur le lancement de l'utilitaire CHDISK, éteignez immédiatement le PC. Dans ce cas, l’enregistrement d’amorçage sera endommagé, mais il sera encore possible de le restaurer avec l'utilitaire de restauration Windows ou depuis la Console de restauration, pour cela il faudra démarrer depuis un disque d’installation. La restauration de l'enregistrement d'amorçage est possible sous Windows en version 7 ou supérieures, s’il existe sur le disque une partition cachée utilisée par l'OS et ayant une copie de sauvegarde des données critiques pour le fonctionnement de Windows. Sous Windows XP, cette méthode ne va pas fonctionner. Vous pouvez également utiliser Dr.Web LiveDisk - dans ce cas, créez un disque bootable ou une clé USB depuis laquelle vous pourrez démarrer, puis démarrez depuis ce support amovible, lancez le scanner Dr.Web, effectuez l'analyse du disque endommagé et appliquez l'action « Neutraliser » aux menaces détectées.

Selon les rapports de différentes sources, la seule BAL utilisée par les pirates qui propagent le Trojan.Encoder.12544 est bloquée actuellement, et ils ne sont donc pas en mesure de contacter leurs victimes afin de leur proposer, par exemple, de déchiffrer les fichiers.

Pour prévenir l’infection par le Trojan.Encoder.12544, Doctor Web recommande de créer des sauvegardes de toutes les données critiques sur des supports indépendants et d'utiliser la fonction " Protection contre la perte de données " au sein de Dr.Web Security Space. A part cela, il faut installer toutes les mises à jour de sécurité pour votre système d’exploitation. Les spécialistes de Doctor Web continuent à examiner le ransomware Trojan.Encoder.12544.

Recommandations pour les utilisateurs dont les machines ont été touchées par le Trojan.Encoder.12544


          Microsoft announces new Word and PowerPoint previewers for files in OneDrive   

Microsoft recently announced a new viewing experience for two of the most popular file types (.docx & .pptx) on OneDrive and SharePoint document libraries. This new streamlined viewing experience will enable instant viewing of Word and PowerPoint files. Previously, when you click a Word or PowerPoint file, Microsoft will load that file in Office Online […]

Read More: Microsoft announces new Word and PowerPoint previewers for files in OneDrive


          The public is invited to explore plans for the future King Victoria Transit Hub   

Waterloo Region – The Region of Waterloo and the City of Kitchener are hosting an open house on May 19 from 4 to 8 p.m. at Regional Administrative Headquarters, 150 Frederick Street, Kitchener, to share the latest plans for the future King Victoria Transit Hub and gather public input on design options for Waterloo Street.[A1] 

The Region has purchased land at the corner of King and Victoria Streets in downtown Kitchener for a transit hub. The future transit hub will include residential, office and retail space and will connect many different types of transportation including ION light rail transit, Grand River Transit, expanded GO train and bus service, VIA Rail, intercity buses, car share and amenities for transit riders, pedestrians and cyclists. It will bring people and businesses to Waterloo Region and connect them to the Toronto-Waterloo Region innovation corridor.

At the open house, the Region will share the latest plans for the transit hub including several new site illustrations for the mixed-use development. The Region is also looking for feedback on options for connecting pedestrians to the transit hub via Waterloo Street, which is now closed to through traffic. Options will include a pedestrian overpass or underpass, as well as landscaping and other design features.

Residents are also encouraged to provide input online through our new tool, Engage Region of Waterloo. A link to the tool is available at regionofwaterloo.ca/transithub.

-30-

For more information, please contact Rob Horne at rhorne@regionofwaterloo.ca or 519-575-4001.


 


          Emergency Preparedness Week - Are you prepared?   

Waterloo Region -- May 1 to 7, 2016 is Emergency Preparedness Week and local municipalities, emergency services and utility companies want you to be prepared.

You can help build a more resilient community by taking the time to get yourself, your family and your neighbourhood ready for emergencies and disasters. Emergencies can happen anywhere, at any time and everyone should be prepared to care for themselves and their families for at least 72 hours after a disaster. Emergency Preparedness Week encourages citizens to know the risks, have an emergency plan, make an evacuation plan, and make or buy an emergency preparedness kit.

Being prepared means having the knowledge, plans, and tools to cope in an emergency. To help bring awareness to Emergency Preparedness this week and throughout the year, the cities of Cambridge, Kitchener and Waterloo along with the Region of Waterloo, Townships of North Dumfries, Wellesley, Wilmot, Woolwich,  Waterloo Region Police Service, Kitchener Utilities, Kitchener-Wilmot Hydro and Energy + Inc. have worked collaboratively on helpful tips and actions the public can take over the next 12 months to help keep families safe in the case of an emergency.

This information will be shared on the Waterloo Region Emergency Management website www.wrem.ca. Learn how you can be part of the “Be Prepared Challenge 2016.” 


Watch and follow our partner’s Facebook and Twitter social media accounts for new tips as they are released throughout the year.

- 30 -

Colleen Collins, Manager, Corporate Communications | Corporate Communications and Marketing | City of Kitchener

[MH3] 519-741-2200 ext.7094 | TTY 1-866-969-9994 | colleen.collins@kitchener.ca

Linda Zavarella, Corporate Communications Specialist  | Region of Waterloo,
519-575-4008  TTY 519-575-4608|  LZavarella@regionofwaterloo.ca

 

 


          Os rumos da Educação pública e os compromissos da juventude   

“Em outras palavras, [a educação] tornou-se uma peça do processo de acumulação de capital e de estabelecimento de um consenso que torna possível a reprodução do injusto sistema de classes. Em lugar de instrumento da emancipação humana, agora é mecanismo de perpetuação e reprodução desse sistema” (Emir Sader)

A educação brasileira tem passado por uma série de mudanças, tendo sido fortemente disputada pelos diferentes setores da sociedade que a enxergam como um elemento fundamental na correlação de forças por projetos societários distintos. Ela pode representar, a um só tempo, duas coisas opostas: a transgressão à ordem social vigente, ou a sua manutenção.
Enquanto a educação escolar poderia cumprir o papel de subsidiar uma transformação mais radical da sociedade, quando essencialmente vinculada ao mundo do trabalho numa perspectiva de luta emancipatória e contra a alienação, ela tem sido usada como instrumento de “interiorização das condições de legitimidade do sistema que explora o trabalho como mercadoria, para introduzi-los a sua aceitação passiva”[1]. Isso significa que a educação compõe um sistema ideológico – junto das mídias, por exemplo – que visa à legitimação da ordem social estabelecida.
Se o diagnóstico é preocupante, o prognóstico é ainda pior. Diversas são as estratégias do capital para pulverizar qualquer possibilidade de transgressão à lógica do mercado, dos lucros e dos interesses privados que se estabelece cada dia mais na educação. No último período, várias medidas foram impostas para garantir que a educação cumpra o papel de preservação acrítica[2] do próprio sistema capitalista e manutenção das desigualdades sociais.
A privatização é uma das mais graves estratégias do capital, uma vez que a educação passa a assumir diretamente a lógica do mercado e os interesses de grupos específicos – e não mais da sociedade. As parcerias público-privadas também representam o esvaziamento do Estado e, com isso, da educação pública, e o privado passa a ser parâmetro de qualidade. As políticas dos governos autoritários (como é o caso do prefeito Marchezan em Porto Alegre, Sartori no Rio Grande do Sul e Michel Temer no governo federal) tem sido afastar os sujeitos da educação dos debates acerca das políticas educacionais, enquanto um grupo de engravatados – também vinculados ao mercado – é que define as diretrizes, os objetivos, o funcionamento e o caráter da educação que ainda resta pública. Ao mesmo tempo, no congresso nacional, nas assembleias legislativas e nas câmaras municipais são cotidianamente apresentadas proposições que desvirtuam o caráter da educação emancipatória.
Como exemplo, a Emenda Constitucional 95 (ex-PEC 55) foi aprovada no ano passado, congelando o investimento público em educação pelos próximos 20 anos, prejudicando a manutenção das escolas e a qualidade da educação pública. A Reforma do Ensino Médio (MP 476), também aprovada, acentua as desigualdades sociais entre a juventude e na sua inserção no mercado de trabalho, e amplia a possibilidade de privatização da educação pública. O programa Escola sem Partido (ESP), com diversas proposições em nível federal, estaduais e municipais, criminaliza o trabalho docente e veta a possibilidade de a escola ser um espaço de cidadania, diversidade e criticidade. Além destes, projetos de cobranças em universidades federais, de ampliação da oferta da modalidade EAD na educação básica, de reorganização da rotina escolar, e vários outros projetos que representam enormes retrocessos, tramitam nas instâncias parlamentares.  
Nesse sentido, acreditamos que é papel da juventude fortalecer a defesa de um projeto de educação que corrobore com a transformação da sociedade sob uma perspectiva emancipatória. Precisamos estar atentos às medidas impostas e combatê-las, ocupando as ruas e as escolas para gritar nossa indignação. À juventude cabe a tarefa fundamental de disputar a educação brasileira, levantando a bandeira da educação pública, gratuita, popular, democrática, laica e de qualidade. Defendendo uma educação sob gestão pública, não perpassada por interesses privados e de mercado; de acesso universal, com a mesma qualidade, independente de classe ou renda; socialmente referenciada; definida e organizada pelo conjunto da sociedade, principalmente pelos sujeitos da educação; que respeite a diversidade; e que tenha como horizonte a construção de uma nova sociedade.

“Se a educação sozinha não transforma a sociedade, sem ela tampouco a sociedade muda” (Paulo Freire)




[1]Emir Sader no prefácio de “A educação para além do Capital”, 2008.
[2]MÉSZÁROS, 2008, 

          Clé USB 3.0 Leef iBridge Lightning 16 Go Noire   
49,99€

Clé USB 3.0 Leef iBridge Lightning 16 Go Noire


Mémoire Leef iBridge Mobile

Leef iBridge est une solution de stockage mobile iOS conçue pour augmenter la capacité de stockage de votre iPhone, iPad ou iPod

Ne tombez plus jamais à court de mémoire avec Leef iBridge

Prenez des photos/vidéos directement sur la clé Leef iBridge et vous ne raterez plus jamais les événements les plus mémorables de votre vie Sauvegardez & partagez facilement vos photos, vidéos et votre musique entre vos appareils iOS et votre bureau.

Profiter de vos films ou de toute votre bibliothèque de musiques sans devoir occuper un seul Mo d'espace sur votre appareil iOS

Designed for your on-the-go lifestyle

Le design en forme de J de la clé Leef iBridge s'adapte à vos appareils et étuis iOS

Ne ratez plus rien!

Prenez des photos/vidéos directement sur la clé Leef iBridge et vous ne raterez plus jamais les événements les plus mémorables de votre vie

Tous vos médias. Zéro Mo d'espace

Profiter de vos films ou de toute votre bibliothèque de musiques sans devoir occuper un seul Mo d'espace sur votre appareil iOS

Spécificités

Capacités

16GB, 32GB, 64GB, 128GB, 256GB

Connecteurs

Hi-speed USB 2.0 & Apple Lightning

Construction

Plastique TPE, Silicone et Aluminium

Dimensions : 63 x 19 x 18mm

Poids : 10g

Compatibilité

OS : iOS 9, iOS 10 / Appareil : iPhone 7, iPhone 7 Plus, iPhone SE, iPhone 6s/6s Plus, iPhone 6/6 Plus, iPhone 5/5s/5c, iPad PRO, iPad Air/Air 2, iPad mini 1/2/3/4, iPad avec écran Retina, iPad (4ème génération)

Garantie limitée de 5 ans

FICHIERS COMPATIBLES

Vidéo : .mp4, .m4v, .mpv, .mov, .mpg, .mkv, .wmv, .flv, .3gp, .gif, .avi

Audio : .wav, .aac, .aif, .aiff, .caf, .m4a, .mp3

REMARQUE : Apple ne permet pas que des fichiers DRM audio & video d'iTunes soient joués sur des applications externes

Images : .jpg, .tiff, .gif, .png

Documents : doc and .docx (Microsoft Word); .htm and .html (web pages); .key (Keynote); .numbers (Numbers); .pages (Pages); .pdf (Preview and Adobe Acrobat); .ppt and .pptx (Microsoft PowerPoint); .txt (text); .rtf (rich text format); .vcf (contact information); .xls and .xlsx (Microsoft Excel); .ics



          Photography Model Release Template , Adult Minor Model Release Form in MS Word and Adobe Photoshop - INSTANT DOWNLOAD - AMR002 by BellenityDesign   

8.00 USD

❀ ❀ ❀

Stylish, minimalist and modern photography contract for Adult and Children (Minor)
Available in Microsott Word (.DOCX format) and Adobe Photoshop (.PSD Format)
Easy to customize text, text color and elements!
Use your home computer to customize and print this template on your printer, local printer or printing lab such as WHCC, Millerlab, etc!
-------------------------------------------------------------------------------------

You will get :
✢ 4 PSD Files : 2 PSD files for Adult Model Release & 2 PSD files for Minor Model Release
✢ Each PSD file have 2 layered files with 300dpi resolution and FULL BLEED
✢ 2 DOCX Microsoft Word files
✢ All Formats have 2 size : US Letter and A4 size
✢ Font link included
✢ Fully customizable text, text color and elements
-------------------------------------------------------------------------------------

Another design for photography contract (Adult and Minor Model Release) :
https://www.etsy.com/listing/386426158/adult-minor-model-release-template

Bundles of photography contract and form :
https://www.etsy.com/listing/467181393/bundles-of-photography-business-form-and
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

- This templates are using .DOCX format only. We are not providing the .DOC format because of .DOC limitation
- .DOCX format may have a slight different from .PSD format due to its limitations, but the contents and layouts are the same
- You will need basic knowledge of Microsoft Word and Adobe Photoshop to make changes in template
- Please do not claim them as your own designs
- These design may not be sold or shared in any form
- Due to the nature of this product, all sales are final.

COPYRIGHT
© 2016 Bellenity Design
All Rights are Retained by the Artist.


          Adult Minor Model Release Template, Photography Adult Minor Model Release Form in MS Word and Adobe Photoshop - INSTANT DOWNLOAD - AMR001 by BellenityDesign   

8.00 USD

Minimalist & modern Adult and Minor Release form for your photography service!
Available in Microsott Word (.DOCX format) and Adobe Photoshop (.PSD Format)
Easy to customize text, text color and elements!
Use your home computer to customize and print this template on your printer, local printer or printing lab such as WHCC, Millerlab, etc!

-------------------------------------------------------------------------------------

You will get :
✢ 4 PSD Files - US Letter and A4 with 300dpi layered files
✢ 4 DOCX Microsoft Word files format, consist of 1 pages for each Minor and Adult Model Release (available in US Letter and A4)
✢ Instruction included, consist of :
- Insert photo to fill a shape in Microsoft Word
- How to use Clipping Mask in Adobe Photoshop
- Font link (must be downloaded for prevent missing font)
✢ Fully customizable text, text color and elements

Session/ Wedding Contract Form :
https://www.etsy.com/listing/385388222/session-contract-form-for-photographer

Photography gift card/ gift certificate :
https://www.etsy.com/listing/385682258/photography-gift-card-template-photoshop

Invoice/ Receipt Form :
https://www.etsy.com/listing/385523766/invoice-template-for-photographer

Client Booking Form :
https://www.etsy.com/listing/385933766/client-booking-form-template-photography

Photo Print Order Form :
https://www.etsy.com/listing/386420576/photo-print-order-form-template

Print Release :
https://www.etsy.com/listing/385688268/print-release-template-for-photographer
--------------------------------------------------------------------------------------


- This templates are using .DOCX format only. We are not providing the .DOC format because of .DOC limitation
- .DOCX format may have a slight different from .PSD format due to its limitations, but the contents and layouts are the same
- You will need basic knowledge of Microsoft Word and Adobe Photoshop to make changes in template
- Please do not claim them as your own designs
- These design may not be sold or shared in any form
- Due to the nature of this product, all sales are final.

COPYRIGHT
© 2016 Bellenity Design
All Rights are Retained by the Artist.

Photocourtesy by Katelyn James
katelynjames.com


          Semester roundup   
I have uploaded my notes of the semester.

It needs to be downloaded from here:
https://dl.dropbox.com/u/63545794/Rauno%20Kivi%20-%20On%20semiotics%20of%20art.docx
          Election year reminder regarding prohibited political activity   

FROM Corporation for National and Community Service notice, June 22:
As a general matter:  
Never mix election activity and CNCS resources—money or national service participants (AmeriCorps members, including VISTAs and NCCC, or Senior Corps volunteers). 
Specifically, don’t use federal funds, charge time to your grant directly or as match, accumulate service or training hours, or direct or allow national service participants to engage in prohibited political activities, which generally includes (but isn’t limited to):
  • organizing or attending political events, demonstrations, protests, petitions, rallies, etc.;
  • participating in, endorsing, or advocating for or against political parties, platforms, groups, or candidates;
  • conducting voter registration or other get-out-the-vote activity; and
  • posting election-oriented messages on social media (using CNCS funds or with reference to CNCS programs).
This is a general reminder, not a detailed summary of the law.  You can find the precise restrictions applicable to you or your program in your grant terms and conditions, member agreement, or related documents.
Of course, individuals may exercise their rights as private citizens to participate in political activities:
  • on their own initiative and personal time[1];
  • not affiliated with CNCS programs or supported by CNCS funds; and
  • not wearing any program insignia, logo, or uniform.
Again, it is very important to avoid any perception that CNCS resources (money or national service participants) are being misused.
Full notice: https://content.govdelivery.com/accounts/USCNCS/bulletins/150fc62
          长春市法轮功学员2017年上半年遭迫害概述   
【明慧网二零一七年七月二日】(明慧网通讯员综合报道)据明慧资料不完全统计,2017年1-6月,吉林省长春地区两位法轮功学员刘淑艳、于桂香被迫害致死,王彩霞等二十八人遭非法判刑或非法开庭,李玉芳等九十四人次遭绑架,其中至少有五十八人已回家。此外,法轮功学员韩慧珍等二十四人次遭骚扰。

一、迫害致死案例

1、刘淑艳被迫害致死

长春市榆树市现年六十一岁的法轮功学员刘淑艳,二零一七年四月二十一日被吉林省女子监狱迫害致死。刘淑艳二零一五年十一月二十六日被长春市榆树市刑事侦查大队二中队长闫国辉和管瑞川从山东绑架、构陷,被非法判刑三年,于二零一六年七月七日被劫持到吉林女子监狱迫害。

刘淑艳在吉林省女子监狱因绝食反迫害,遭受强行灌食十二天,关小号十天等迫害下,已经奄奄一息,被吉林省女子监狱于二零一七年四月二十日送往吉林省医院治疗,经过化验、采血等处理后方才通知家属,没等家属到场就急于动手术,监狱六一零和医院方面用恐吓的口气在电话里强制要刘淑艳的女儿表态马上动手术,家属考虑到邪党江泽民政法系统和医院这些年来活摘法轮功学员器官的事频频发生,就在电话里强调,家属不到场不许手术。

刘淑艳的女儿赶到医院已经是下午,一看母亲刘淑艳已经不行了,意识不清,脉搏跳动微弱,就剩一口气了,当刘淑艳女儿问大夫手术的成功率是多少时,大夫却说:“我不能说成功几率有多少,如果说成功率百分之九十,那百分之十叫你摊上算你倒霉。”刘淑艳女儿与警察交涉办转院,回当地救治,监狱警察说保外就医手续没下来,监护权不在你那。就这样被他们拖到第二天下午一点多钟才办完保外就医,吉林女子监狱才同意家属把人接回来。

回来后当地的医生说没有希望,不久刘淑艳于四月二十一日晚八点五十分含冤离世。

刘淑艳一九九八年修炼法轮功,获得身心健康。一九九九年七月中共迫害法轮功后,刘淑艳曾遭恶党多次迫害,给家人和自己身心都造成严重伤害和摧残。二零零四年十一月份,黑林镇派出所孟所长带四、五个警察抄家,把她绑架到榆树拘留所,六、七天后非法劳教一年,关进长春黑嘴子劳教所迫害。

酷刑演示:打毒针(注射不明药物)
酷刑演示:打毒针(注射不明药物)

二零零九年四月十九日,刘淑艳去发真相资料时,被黑林子派出所警察李伟、崔广来和司机彭显明绑架,关押在看守所。刘淑艳绝食抗议非法关押,被绑在床上,每天打七、八瓶不明药物,脸、身体开始浮肿,恶心呕吐。七、八天后他们又换了一种药物,打上后刘淑艳就心难受,剧烈恶心呕吐,坐卧不安,睡不着觉。才两、三天的时间,刘淑艳被迫害的奄奄一息,生命垂危,警察怕她死在看守所,被公安局勒索了家人一万五千元钱(包括保证金两千元,人情费一万三千元)才将她放回。回家后不堪骚扰,她被迫离家出走。

二零一五年十一月二十六日,榆树市刑事侦查大队二中队长闫国辉和管瑞川去山东孤岛将长期流离在外年近六十岁的刘淑艳绑架回榆树市,非法关押在看守所。刘淑艳被关在看守所五个月时,一双儿女几次想见母亲都没见到。后来他们给母亲聘请北京律师,可是,检察院办案人赵铁奇以各种理由推脱不见律师,在电话中对家属大吼不见家属,匆忙把案卷移到法院。律师又去法院递交手续,可是法院办案人张立国百般刁难,阻止律师接卷,“理由”是不许外地律师到榆树为法轮功辩护。家属到榆树当地律师事务所请当地律师,可是当地律师说,上边规定为法轮功辩护的律师得是中共党员,我们律师事务所的都不是党员,不能为法轮功辩护。

继二零一六年三月二十九日榆树法院非法对刘淑艳的庭审后,法院又于四月十一日下午四点钟开庭,宣判刘淑艳三年徒刑。刘淑艳不服非法判决,提出上诉。二零一六年五月十五日,长春中级检察院、法院非法书面裁决刘淑艳的上诉案,维持原判。刘淑艳于二零一六年七月七日被劫持到吉林女子监狱迫害,八监区为“转化”刘淑艳,每日长时间强迫坐小板凳,不让随意购买生活用品。当家人接见时,问起在里边的具体情况,刘淑艳几次欲言又止,表示电话有监控,不便说。

刘淑艳在吉林女子监狱遭迫害,不到一年时间,便于二零一七年四月二十一日晚含冤离世。

2、于桂香被绑架五天遭迫害致死

长春市九台区今年六十五岁的法轮功学员于桂香,二零一七年六月十六日被绑架,被非法关押在九台拘留所,六月二十日被迫害致死。二零一七年六月十六日,于桂香老人将自己修炼法轮大法后的身心受益,和法轮大法真善忍法理的美好讲给他人时,被受中共邪党谎言宣传迷惑、不明真相的人举报,被非法抓捕。在制造的一系列所谓“证据”下,关押到九台马家岗子拘留所遭受迫害。

老人在非法迫害面前拒绝任何签字,照相和按手印等审讯和迫害程序,而九台公安局和拘留所仍然对老人构陷罪名,非法关押,而且九台马家岗子拘留所没有对老人做任何体检程序,不顾老人因审讯造成的身体不正常状态强行关押到拘留所。 在关押的前两天,老人出现身体严重的不正常状态,报告到拘留所主管部门,希望给老人做必要的检查或保外就医。而拘留所和公安部门则互相推诿,渎职,以各种借口拖延和不为老人做检查和保外治疗,无视六十五岁老人的不正常身体状态,强行非法关押,直至六月二十日晚,老人在卫生间中倒下,从此再也没有苏醒过来。

在老人被绑架关押前,警察给于桂香的儿子打电话,通知被抓信息时,老人的儿子告诉警察,我妈曾患有脑梗和糖尿病,年龄又大,我们父子正在长春做开颅手术,你们不要抓她,而警察和拘留所不顾家人的反对和提醒,没有做任何体检,也没有老人签字同意,就非法关押迫害,造成老人死亡!

二、非法判刑或非法开庭案例二十八人次

1、王彩霞、刘东洋母女遭非法开庭

二零一七年五月二十七日,长春市法轮功学员王彩霞、刘东洋母女因修炼法轮功,被非法庭审,马卫和周运昌两位律师为她们做了有理有据的无罪辩护,使得公诉人和庭长都渐渐的没了声音。

王彩霞、刘东洋母女,于二零一六年七月二十一日,被农安县六一零(中共为迫害法轮功而专门成立的非法组织,凌驾于公、检、法之上)、公安局刑警队、国保、警察联合绑架,非法关押在长春市第四看守所。长春市南关区检察院于二零一七年二月份将构陷王彩霞、刘东洋的卷宗移交长春市南关区法院。

二零一七年五月二十七日周六早七点开庭,只有庭长、公诉人、两位律师等,当时只允许王彩霞的儿子一个人进去旁听。而“610”和警察等人员全部在外面盘查、骚扰来这里支持王彩霞、刘东洋母女的法轮功学员。

马卫和周运昌两位律师为王彩霞、刘东洋做了有理有据的无罪辩护。当开始辩论时,公诉人的多项指控被律师驳回,律师有理有据的辩护,使得公诉人和庭长都渐渐的没了声音,公诉人也知道其对法轮功学员的非法指控在法律和事实面前苍白无力,所以,当第一轮辩论结束后,庭长宣布不进行第二轮辩论。

法轮功学员王彩霞和刘东洋也做了修炼法轮功不违法的发言。

庭审持续了近两个小时,当天没有宣布庭审结果。

2、十位法轮功学员崔涛、王成顺、李瑞凤、杨金玉、杨金凤、等被非法开庭

二零一七年三月二十四日,长春市德惠市法院对被非法关押半年之久的法轮功学员崔涛、王成顺、郝杰、马宝舫、张凤秋、胡波、李瑞凤、李绍珍、杨金玉、杨金凤进行非法庭审,不让他们自己请辩护律师,都必须由法院自行指派律师。

构陷所谓的“证据”竟然是由国保大队制作的光盘,大约十盘左右,里面都是一些模糊不清的截图。法轮功学员当庭正告他们信仰无罪,没犯任何法律;法轮功不是×教;希望他们记住“真善忍好!法轮大法好!”

法轮功学员希望开启他们的良知,完全站在为他的基点上引导他们深思:当历史翻过这一页时,你们将怎么办?要为自己的将来负责。审判长王荣富推卸责任,辩称“这是国家的事,由国家负责”,仍然错用《刑法》300条。

非法开庭时间从早上八点三十分到下午二点左右,中午休息半个小时。在庭审期间,法轮功学员被戴上手铐和脚镣。

此次庭审审判长由德惠市法院刑事庭庭长王荣富担任,公诉人是德惠市检察院起诉二科科长孙勇超,还有德惠市公安局国保大队娄兴岩等。开庭过程中公、检、法相关人员沆瀣一气,制造冤假错案。

法院通知每位当事人只允许两位家属出庭,但必须得是非法轮功学员。进庭前还必须得到国保的允许,崔涛的老伴被德惠国保大队娄兴岩当场强行推出门外,杨金玉的母亲被国保大队的指导员魏永生等人拖走不允许进入法庭。

3、长春市汽车厂七十七岁韩兰被非法冤判一年半

长春市汽车厂法轮功学员韩兰,于2016年8月13日和常姓法轮功学员一起被警察绑架,后来常姓法轮功学员被放回家,韩兰被冤判一年半,关押在吉林省女子监狱(地址:在长春市宽城区兰家乡的东北方向)。

韩兰在法庭上堂堂正正地为自己辩护。韩兰说:“我炼法轮功一周,病好了,能下地走了,身体健康了。法轮功让做好人。让我不炼,那不可能。”

韩兰被绑架后,她老伴的终身癫痫与小脑萎缩病又犯了,最终离开人世,十分遗憾的是,就是在最后的一刻也没看上狱中老伴一眼。

4、榆树市法轮功学员邓丽娟被非法冤判三年

二零一七年一月二十四日(腊月二十七),长春榆树市法轮功学员邓丽娟被敦化市法院非法冤判三年,邓丽娟不服,当场要求上诉。宣判时即没有通知家属,也没通知家属给邓丽娟聘请的律师,宣判后才通知家属,严重的违背法律程序。

邓丽娟一九六八年八月二十三日出生,榆树市青山乡三兴村人,修炼法轮大法后,身上的疾病在短短的二十几天内就不翼而飞,一家三口在大法的沐浴下快乐的生活着。一九九九年七月二十日中共江泽民流氓集团迫害法轮功后,邓立娟和丈夫郑福祥为了说句公道话,遭受残酷迫害。郑福祥在长春苇子沟、奋进、朝阳沟劳教所,受尽了精神与肉体上的摧残,于二零零四年四月七日被迫害致死。当时邓立娟被迫流离失所,没能赶上和他说最后一句话;儿子才十三岁,小小的年龄就只好出去打工挣钱养活自己,后来不幸车祸死亡……

二零一五年八月四日,邓丽娟在敦化市某小区发大法真相资料时,被敦化市巡警绑架,遭到巡警王飞宇、张志强的酷刑折磨,把酷刑折磨形成的逼供材料报到检察院,被非法批捕。检察院办案人员叫梁二胜,把所谓案件推到法院安排进一步迫害。

5、长春市九台区法轮功学员杨凤元已被非法开庭

长春市九台区法轮功学员杨凤元2016年11月16日,利用过年前发放真相台历,被沙河子杨家村三社不明真相的于景福恶意举报,被苇子沟派出所所长吴洪杰等人绑架,关押长春看守所,于2017年2月28日被非法开庭,非法庭审一小时后,没有下判决。

6、长春法轮功学员崔荣华遭非法庭审

长春法轮功学员崔荣华于2016年9月17日被桃源路派出所警察绑架,非法关押在长春市公安局第四看守所,不让家属见。大约2017年4月,南关区法院对崔荣华进行非法庭审,只允许家属两个人进去旁听。家属请了个常人律师,根本不替崔荣华辩护,反而劝崔不炼。开庭只有10多分钟就匆匆休庭结束。
7、长春市九台区法轮功学员孙景和面临被非法开庭

2017年6月6日下午1点20分,长春市九台区法院对法轮功学员孙景和非法开庭,因录像出了故障,没开成,不多会就散了。大法弟子孙景和又被警察带回看守所。孙景和已被关押看守所4个半月了。

8、长春市德惠市法轮功学员姜彦被非法开庭

德惠市法轮功学员姜彦二零一七年二月二十八日被非法开庭,姜彦为自己做了无罪申诉。

姜彦是一名教师,现年五十一岁,多年来他坚持按“真、善、忍”做好人,与人为善,遇事为他人着想,得到亲属乡邻的好评。他与九十岁高龄的老父亲在一起生活,他孝敬老人,对老人的生活照顾得非常好。有时间还领着老人学法,使老父亲的身体至今都很硬朗。

可就是这样一个按真善忍做好人,却因讲真相遭到多次迫害。他的妻子因迫害怕受牵连而与他离婚。

9、长春榆树市赵宇晶、王玉兰、朱艳玲、王秀英四法轮功学员被非法庭审

二零一七年六月十三日清晨六点多钟,榆树市法院开庭非法审理法轮功学员赵宇晶、王玉兰、朱艳玲,并非法宣判八十岁的老太太王秀英刑期三年六个月,监外执行。法庭上,法官阻止法轮功学员和家属辩护,庭审不到一小时,草草收场。
在非法宣判八十岁的老太太王秀英时,老人家咳嗽的都要上不来气了,脸被憋得青紫色,一名好心的警察告诉护理老太太的儿媳妇说:“让老太太躺在椅子上吧。”这时法官还在作秀,非法宣判王秀英三年零六个月(监外执行)。

10、农安县法轮功学员陈伟遭诬判二年后被劫持入狱

长春市农安县三岗乡法轮功学员陈伟于2016年7月21日被绑架农安县看守所,在没有通知家属及律师的情况下,被非法判两年,被劫持入公主岭监狱迫害。家属两次去监狱看望陈伟,都没有见着人,监狱告之,陈伟没“转化“不让见。家属给陈伟存二千元钱,监狱以不“转化”为借口不给开户。


明慧网2017年1-6月报道的前期遭迫害案例:二零一六年三月九日,同一天多名长春市法轮功学员先后被长春市610国保大队联合社区派出所统一行动绑架。部份法轮功学员先后回家,长春市610操控公、检、法,对其他非法关押法轮功学员组织构陷材料,并阻挠多次拒绝维权律师阅卷、律师辩护,甚至欺骗律师另派他人。法轮功学员张文福二零一六年十二月遭到长春市宽城区法院秘密非法开庭被诬判三年;王永青遭到长春市高新区法院秘密非法开庭宣判被诬判五年,处罚金四万元,判决书(2016吉0193刑初90)签发日期是二零一六年十二月十日,判决书送达日期是二零一六年十二月十六日;张文秀被朝阳区法院非法冤判一年半,王戈被朝阳区法院非法判刑三年半;法轮功学员孙永被法院诬判七年。

三、绑架案例九十四人次

1、长春市法轮功学员孙士英与儿子王洪岩、女儿王洪艳被绑架、构陷

因收留一位刚刚遭受九年冤狱的辽源市六十多岁的老太太吕永珍,长春市法轮功学员孙士英与儿子王洪岩、女儿王洪艳一家三口,在二零一七年三月六日晚被辽源市610、公安局,长春市宽城公安分局、兰家派出所等一大帮人绑架、抢劫,日前被警察构陷到长春市朝阳区检察院。

宽城区公安分局以家里有大法资料继续非法关押、构陷孙士英母子三人,四月十三日宽城区检察院将孙士英与儿子、女儿一家三口非法批捕。四月二十八日,家属为孙士英聘请的律师到宽城区检察院递交解除批捕决议,要求宽城分局放人。宽城分局不让律师进大门,说是兰家派出所办案,律师来到兰家派出所,兰家派出所说不归他们管,让去市局,他们互相推脱。五月十日,律师会见了孙士英,并向相关部门邮寄了控告办案单位程序违法的法律文书。

长春市宽城区检察院将案子退回宽城区公安分局,宽城公安分局再次将孙士英母子三人“材料”非法构陷到长春市检察院。据悉,长春市检察院已将案子非法移交到孙士英母子三人住所管辖地朝阳区检察院公诉科。

2、上半年九十四人次被绑架

一月五人次遭迫害

长春法轮功学员李玉芳、张秀菊、朴太淑因讲真相被绑架三人已回家,长春法轮功学员周淑侠遭绑架,长春市榆树市李香云遭绑架已回家。

二月五人次遭迫害

长春市法轮功学员陈敬辉被非法绑架并抄家已回家,农安县法轮功学员杨春红、李想、段丽杰等被绑架,榆树市法轮功学员马玉玲在火车站被绑架,走脱。

三月十八人次遭迫害

长春市绿园区三名女法轮功学员因讲真相被绑架已回家,长春市绿园区法轮功学员张福荣,六十七岁,被绑架被抄家,长春朝阳区法轮功学员李晓光已回家、徐风云夫妇被绑架,长春法轮功学员冯金生一家四人遭长春市宽城区分局警察伙同兰家派出所警察绑架法轮功学员冯金生(已回家)、陈义红夫妇,他们的孩子冯震(已回家)、冯金生的姐姐冯金波也一同被绑架并非法抄家,长春法轮功学员李润富遭绑架,孙淑英和刘春芝因讲真相被绑架已回家,长春市九台区法轮功学员韩肖莲因讲真相被绑架已回家,农安县法轮功学员朱海涛被绑架已回家, 长春市九台区法轮功学员于桂香因讲真相被绑架已回家,长春市榆树市法轮功学员宋兆恒已回家和刘艳荣(七十岁)、张丽梅(六十八岁)两位法轮功学员被绑架已回家。

四月六人次遭迫害

长春法轮功学员吕大启过安检因真相资料被非法绑架,长春法轮功学员孙柏方、赵君凤夫妇回家乡乾安县办理身份证,因诉江遭绑架已回家,榆树市法轮功学员李桂芝被绑架已回家,长春市榆树市大法学员吕铭玉被绑架抄家,长春市二道区七十五岁刘志宽被绑架(已回家)。

五月十六人次遭绑架

长春一位四十多岁女法轮功学员在硅谷大街讲真相被绑架已回家,长春法轮功学员李维清因发真相被绑架已回家,长春法轮功学员曲广义是被长春铁路公安处绑架,榆树市大法学员高姓老年女法轮功学员、孟宪芳、刘彩霞、张志成被非法绑架四人已回家,长春市南关区法院外五位法轮功学员遭绑架四位已回家,长春法轮功学员林月被绑架已回家,榆树市李庆霞(已回家)和另一名女法轮功学员被构陷绑架,长春法轮功学员于风清在车站遭绑架已回家。

六月三十三人次遭绑架

长春市榆树市法轮功学员高凤莲、张淑华、张兴荣遭绑架三人已回家,长春法轮功学员林月和两名家属遭扣押三人已回家,长春市农安县宋佩杰、九台区法轮功学员王殿华、田如凯、梁秋云(已回家),农安县法轮功学员邹彦明、邹彦杰兄弟俩、农安县法轮功学员李国文、杨太英(已回家)、长春市法轮功学员吴环与一名八十二岁的老年学员在讲真相时遭绑架现二人已回家,杜景义夫妇等九人因炼功遭绑架八人已回家,九台区法轮功学员孔凡明、刘丽影、尹艳凤、刘伟、郝万玲(已回家),榆树法轮功学员郭淑兰、郭树学被构陷绑架,长春市法轮功学员姜金红遭扣押。

3、多名法轮功学员被非法关押、构陷后获释

穆晓梅二零一七年一月六日被长春汽开区锦城派出所绑架,当晚送進长春苇子沟拘留所,拘留所拒收,又劫持到派出所关押。七日上午,副所长刘辉勾结医院为穆晓梅检查身体,又强行送進拘留所关押。二十日,又被劫持到长春第四看守所。过程中,穆晓梅不配合邪恶,始终零口供。家人为她聘请律师。四月七日以原定罪行不符无条件释放。

三月十七日上午,德惠市法轮功学员王兴香在当地客运站,向民众讲述法轮功受迫害真相,被一交警举报,随后被德惠市610国保大队娄兴岩、葛旭全、杨艳秋绑架到拘留所非法拘留十五天。十五天后王兴香却被德惠市610国保非法转刑拘,在被非法关押期间,为维护合法权益,亲友聘请律师维权,并且律师和家属一同先后到长春中级检察院和长春市第四看守所等部门,堂堂正正去营救亲人。二零一七年四月二十七日上午,德惠市检察院等三人,到长春市第四看守所非法提审。面对非法询问,王兴香答复,信仰没有错,“法轮大法好”,“真善忍好”,全世界都知道,这一切都是非法迫害,并拒绝签字等不合理要求。王兴香并善意提醒德惠市检察院工作人员,公务员法规定:公务员执行明显违法的决定或者命令的,应当依法承担相应的责任。几天后,德惠市检察院最后做出决定,对王兴香不予批捕,二零一七年五月一日,把案卷退回到德惠市公安局,五月二日,王兴香获释回家。

四月二十七日,长春市二道区国保副队长孙润先带领二道区国保警察及吉林街派出所警察,闯入年近八十岁的法轮功学员刘志宽老人的家,在既不出示警察证,又不让老人看清搜查证的情况下进行抄家,抢走法轮大法书籍、法轮大法师父法像、香炉、果盘、香等物品,并没有给出具体扣押物品清单,是公然的违法行为。孙润先等警察绑架了刘志宽老人及她的保姆姜金红。稍后,刘志宽老人因为体检时身体不合格被送回家中,姜金红被非法关押在长春市第四看守所。姜金红家属向省上级单位控告二道区国保副队长孙润先的违法行径。据悉省级相关单位特委派长春市信访局处理此事,长春市信访局直接将控告书转呈给了长春市公安局。就在前几天,长春市公安局找到孙润先本人,对其在执法过程中,存在的执法程序问题进行了询问。后来,姜金红获释回家。

4、其他被非法关押法轮功学员九人

长春法轮功学员张桂香被非法关押到第四看守所;

长春市朝阳区法轮功学员李德珍被绑架并非法抄家关押在第四看守所;

长春法轮功学员夏桂珍和女儿李游,被长春公安到家里非法抓捕,现被关押在长春第四看守所;

长春市法轮功学员于文艳被劫持到第四看守所,长春市法轮功学员裴淑梅被绑架,被非法关押在长春第四看守所;

长春法轮功学员陈义红被非法关押在长春市第二看守所;

长春市法轮功学员陈艳华因炼功被劫持到长春市第四看守所;

长春市九台区法轮功学员龚士英被绑架到长春第四看守所。

前期绑架:长春法轮功学员钟英伟二零一六年十一月被绑架后,被关押在长春市第四看守所,长春市绿园区法轮功学员李桂华、李桂英、马秀荣于二零一六年被绑架,至今仍未放回。

四、骚扰案例三十九人次

一月:长春市绿园区合新镇派出所一月骚扰当地法轮功学员,榆树有俩法轮功学员在长春火车站被骚扰被翻包搜查,

二月:榆树一法轮功学员从长春龙嘉机场坐高铁到长春火车站,在高铁站受到骚扰,

三月:长春经开区兴隆山镇郊大队骚扰法轮功学员韩慧珍,长春市榆树市国保大队骚扰傅伟东、金姓等,

四月:长春绿园区春城大街派出所四月骚扰四名法轮功学员,榆树市法轮功学员张军、朱立茹、王士芬等遭骚扰,

五月:长春市二道区吉柴社区两法轮功学员遭骚扰,长春市九台区法轮功学员李莲芳、王玉兰、管玉新、梁秋云、梁福友、王国兰、李秀芹、李桂香、孔凡才、拱晓莉等遭骚扰。

六月:长春市九台区法轮功学员郭延祥、实连英、赵显军、曹来申,长春市榆树市付伟东和老金家骚扰、长春宋姨、华玉梅、李风珍、韩惠珍、英子、骚扰农安县法轮功学员勇晓琴、张显雷。

2017年 1-6月,从时间看,长春地区法轮功学员遭迫害主要发生在三月和六月,从发生绑架的地区看主要集中在长春市区及九台区,参与迫害的主要责任人是长春市六一零及各区县六一零国保、派出所。


参与迫害的主要责任人及联系方式:
下载(34KB)

          Capela no Canavial   
Capela no Canavial
(para o Padre Edegard Silva Junior​)

BR 324; 10 de janeiro de 2016

No mar açucarado e verde do canavial,
(Quase escondida da estrada vizinha)
Erguia uma humilde e velha capelinha
Coberta de suavidade, musgos e cal.

Às vezes passava célere como vendaval,
Enquanto pegava um ônibus de linha.
Outras, em um carro lento eu vinha.
Mas sempre via a capelinha sem rival.

Ela surgia como um convite à oração,
Quando, banhada pelo sol do Poente,
Irradiava fortes vermelhos e devoção.

Era um farol de paz ao errante peregrino,
Pois instigava a crença e a fé mais fremente.
Essa capela[1], com sua aura e fulgor divino.
P:.




[1]Logo quando eu fui morar em Salvador (em 1996), havia uma fazenda de cana na BR 324 – creio eu pertencente a uma Usina. Nessa fazenda se via uma capela no meio no mato, em cujo lado crescia uma árvore. A imagem bucólica sempre encantava e algumas vezes tentei fotografá-la no carro. Com o passar do tempo (e, imagino eu, com falta de uso) a capela foi perdendo telhado até ser demolida. Mesmo assim, a imagem ainda ficou na memória.

          Peygamber’in Vezirleri   


عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ  قَالَ:” إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى نَظَرَ فِي قُلُوبِ الْعِبَادِ فَوَجَدَ قَلْبَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَيْرَ قُلُوبِ الْعِبَادِ ، فَاصْطَفَاهُ لِنَفْسِهِ ، فَابْتَعَثَهُ بِرِسَالَتِهِ ، ثُمَّ نَظَرَ فِي قُلُوبِ الْعِبَادِ بَعْدَ قَلْبِهِ ، فَوَجَدَ قُلُوبَ أَصْحَابِهِ خَيْرَ قُلُوبِ الْعِبَادِ ، فَجَعَلَهُمْ وُزَرَاءَ نَبِيِّهِ ، يُقَاتِلُونَ عَلَى دِينِهِ ، فَمَا رَأَى الْمُسْلِمُونَ حَسَنًا فَهُوَ عِنْدَ اللَّهِ حَسَنٌ ، وَمَا رَأَى الْمُسْلِمُونَ سَيِّئًا فَهُوَ عِنْدَ اللَّهِ سَيِّئٌ .

İbn Mesud (r.a) şöyle rivayet etmiştir: “Allah Teâlâ kullarının kalplerine baktı. Onların arasında en hayırlı kalp olarak Muhammed’in(s.a.s) kalbini gördü. O’nu kendisi için seçti ve peygamber olarak gönderdi. Muhammed’in kalbinden sonra kullarının kalplerine baktı. Kulları arasında ashabının kalplerini en hayırlı kalpler olarak gördü. Ve dini için savaşan kimseler olarak onları nebisine vezir kıldı.

Müslümanların güzel gördükleri Allah (c.c) katında da güzeldir. Onların kötü gördükleri Allah katında da kötüdür.”[1]  

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam kullar içindeki en hayırlı kalbin sahibi Muhammed Mustafa’ya, O’nun ehli beytine ve O’na vezir kılınan sahabe efendilerimize olsun.

Bazı peygamberler az sayıda müminden başka iman eden bulamadan görevlerini tamamladı. Hz. Musa’ya inananlar, O (s.a.s) Tur Dağı’na gider gitmez puta tapmaya başladılar. Hz. İsa’nın (s.a.s) havarilerinden sonra din bozuldu. Onlara nazil olan kitaplar hemen tahrifata uğrayıp ilahî vasfını kaybetti. Ancak Hz. Muhammed’e (s.a.s) Allah Teâlâ öyle bir nesil bahşetti ki hem O’na (s.a.s)  inen kitap hem de O’nun (s.a.s)  sözleri, bozulmadan günümüze kadar geldi. Allah’ın(c.c) dini, onların iman ve gayretleri sayesinde mecrasını buldu.

Sahabe nesli, Cenâb-ı Hakk tarafından Son Peygamber’i için seçilmiştir. Onlar, Peygamber Efendimiz (s.a.s) tarafından ilahî öğretilerle yoğrulup şekillenmiş ve dünyadayken Allah Teâlâ’nın rızasına erişmiş bir topluluktur. Rasûlullah’ın getirdiği ve yaşadığı din, onlar için dünyadaki her şeyden daha değerliydi. Rasûlullah’a benzeme ve O’nun gibi olabilme çabalarından dolayı bu güzel insanlarda Efendimizin kokusunu, O’na ait izleri bulmak mümkündür. İman, hayatlarında vücut bulmuş, din onlar tarafından en iyi şekilde yaşanmıştır. Tebliğini işittikten sonra cahiliye çirkinliklerini geride bırakmışlar ve bir daha asla arkaya dönüp atalarının dinine bakmamışlardır.

Ashâb-ı Kiram’dan sonraki nesiller de onların izleri üzerinde yürüyerek dini yaşamışlardır. Kıyamete kadar yaşayacak insanlar, cennete sahabenin izlerini takip ederek ulaşabileceklerdir. Çünkü onlar İslam ümmetinin ışığını kaybetmeden parıldayan yıldızlarıdır.

Onlar, Rabbimiz tarafından nübüvvet ve kitaptan sonra Peygamber’e lütfedilmiş en büyük nimettir. Rasûlullah kendisine ilk iman eden grubu hayırla yâd etmiş ve büyük değer vermiştir. Öyle ki onlara karşı işlenen kusurları kendisine karşı işlenmiş kabul etmiştir.

“Ashabım hakkında Allah’tan korkun! Ashabım hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef haline getirip düşmanlık etmeyin! Kim onları severse bana olan sevgisinden dolayı sever. Kim de onlara kin beslerse bana olan kininden dolayı böyle yapar. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur. Kim bana eziyet ederse Allah’a eziyet etmiş demektir. Her kim de Allah’a eziyet ederse çok geçmeden Allah onun belasını verir.”[2]

Allah Teâlâ’nın Sevgili Elçisi, ashabını ümmetinin emniyeti olarak tanıtır. “Hz. Ebû Musa (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s) ile beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda ‘Burada oturup yatsıyı da onunla birlikte kılsak.’ dedik ve oturduk. Derken yanımıza geldi ve ‘Hâlâ burada mısınız?’ buyurdu. ‘Evet!’ dedik. ‘İyi yapmışsınız!’ buyurdu. Başını gökyüzüne kaldırdı ve şöyle buyurdu: Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gittiğinde, vaat edilen şey semaya gelir. Ben de ashabım için bir emniyetim. Ben gittiğimde, onlara vaat edilen şey gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gittiğinde ümmetime vaat edilen şey gelir.”[3]

Onlar, hiçbir kuşkuya kapılmadan Yüce Allah’ın varlığına, birliğine ve Peygamberimizin (s.a.s) O’nun elçisi olduğuna iman etmişlerdir. İmanlarına hayatlarının sonuna kadar sadık kalmışlardır. Dünyaya kapkaranlık bir cehalet ortamında gözlerini açan ve cahiliye karanlıklarında yetişen insanlar, Allah’a ve Rasûlü’ne iman etmeye davet edildiklerinde şöyle dediler ve sahabe makamına ulaştılar: “Rabbimiz, biz: ‘Rabbinize iman edin.’ diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.”[4]

İnsan hangi devirde yaşarsa yaşasın, kendisi için yeni iman esasları oluşturamaz. İman etmenin ve onu hayata aktarmanın nasıl olacağı on binlerce sahabenin yaşantılarıyla öğrenilir. Kur’an ayetlerinde sahabe imanının Allah katında makbul olduğu bildirilmiştir. Kendine iman ölçüsü almak isteyen kişi, Kitab’a ve onu en güzel yaşayan insanlara müracaat etmelidir.

Ashâb-ı Kiram, imanlarının gereğini o kadar iyi yerine getirdiler ki Rabbimiz daha dünyadayken onlardan bazılarını cennetle müjdeledi. Bedir’e, Bey’atü’r-Rıdvan’a ve Tebük’e katılanlardan razı olduğunu bildirdi. Rabbimiz onların imanını, kendilerinden sonra gelenlere örnek olarak bildirdi.

“Ve (yine) kendilerine: ‘İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin.’ denildiğinde: ‘Düşük akıllıların (beyinsizlerin) iman ettiği gibi mi iman edelim?’ derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük akıllılar kendileridir. Ama bilmezler.”[5]

Ayette imanı örnek gösterilen insanlar, sahabe efendilerimizdi. Müslüman olmayan ehli kitaptan, müşriklerden ve münafıklardan onlar gibi iman etmeleri istenmektedir. “Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuşlardır; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Sana ise, onlara karşı Allah yeter. O, işitendir, bilendir.”[6]

Allah Teâlâ ayeti kerimelerde kendi katında kabul gören imanın özelliklerini yani sahabe imanın özelliklerini bildirir. İman edenler; gayba inanırlar, Muhammed’e indirilene, daha önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.[7] Onlar, iman ettikten sonra şüpheye düşmemişler; canlarıyla ve mallarıyla Allah yolunda cihad etmişlerdir.[8]

Müslümanlar, insanlar arasından seçilmiş en hayırlı ümmettir. Şüphe yok ki ayetlerin kapsamına girmeyi hak eden Müslümanların başında sahabiler gelir. Efendimiz onlar için şöyle buyurmuştur: “İnsanların en hayırlısı benim zamanımda yaşayanlardır. Onlardan sonra ise benim zamanımda yaşayanlardan sonra gelenlerdir.”[9] 

Efendimizin (s.a.s.) Ammar hakkında söylediği söz, sahabenin imanı konusunda bizlere ipucu vermektedir. Ammar bin Yasir (r.a) işkenceler altında, kâfirlerin dediklerini, kalbiyle kabul etmediği halde diliyle söyledi. “Ya Rasûlallah! Ammar kâfir olmuş!” diye haber verildi. Peygamberimiz (s.a.s.):

“Hayır! Ammar, baştan ayağa kadar imanla doludur! İman onun etine ve kanına karışmış, işlemiştir!”buyurdu.[10]

Allah’ın rızasına erişebilmek, bütün Müslümanların arzusudur. Ancak bunu sözden, temenniden eyleme dökebilmek zordur. İmandan dolayı sıkıntılara düşüldüğünde gösterilen sadakat, imanın kalitesini ortaya çıkarır. Her türlü zorluğa karşı kişi Rabbine bağlı kalabiliyorsa sağlam bir imanı var demektir. Bir gün Bilal b. Rebah’a (r.a) çektiği işkence ve ıstıraplara nasıl dayanabildiği soruldu. Bilal şöyle cevap verdi:

“Vallahi, ben çok acı çekiyordum. Fakat ben işkencenin acısı ile Allah’ın rızasını birbirine karıştırdım.  Allah’tan dilediğim, çektiğim acılara galip geldi.”

İmanı şekillendiren Yüce Kitabımız’dır. Ona yaklaşım tarzı sağlam bir akidenin oluşmasında büyük önem arz eder.  Sadece dinlemek veya bilgi sahibi olmak için Kur’an’a yönelmek kişide imanın yerleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlamaz.  Sahabe Kur’an’a sadece işitmiş olma için yaklaşmamışdır. Vahye ait bir şey duyduklarında temel ilkeleri “İşittik ve itaat ettik.” olmuştur.

Enes bin Malik anlatıyor: “Bizde fadih denilen bir içki vardı. İçkinin haram kılındığı gün, ben Ebû Talha ile sahabilerden bazılarına fadih sunuyordum. O sırada birisi geldi ve haberiniz yok mu, dedi. Orada bulunanlar ne haberi, diye sordular. O da ‘İçki haram kılındı.’ dedi. Bana ‘Ey Enes, şu içki testilerini dök!’ dediler. Ben de testilerdeki içkileri döktüm.”[11]

Enes’in (r.a) anlattığı olayda görüldüğü gibi orada bulunanlar, araştırmaya lüzum görmediler ve o haberi aldıktan sonra içki içmediler. Ve o gün herkes içki kabını bir daha doldurmaksızın boşaltmış, Medine sokaklarında içki­ler akmıştır.[12]

Onlardaki imanın güzelliğine hayranlık duymaktan kendimizi alamıyoruz. Kendimize baktığımızda da belki utanıyoruz. Çünkü aynı Kur’an ve sünnet, aynı iman esasları ortada durmaktadır. İmanlı kalp ile amelsiz hayatın aynı anda bir kişide olabilmesine şahit oluyoruz. Bu durumun oluş sebeplerini asırlar önce sahabe bizlere haber vermiştir. Abdullah ibn Ömer  şöyle demiştir:

“Biz Kur’ân’dan evvel imanı elde etmeye çalıştığımız uzun bir dönem yaşadık.  Kur’an sûre sûre nazil oluyordu. Bu sûrelerin helâl ve haramını, emir ve yasaklarını öğrenirdik. Şimdi ise imandan evvel Kur’ân’a yapışan, Fatiha suresinden başlayarak sonuna kadar okuyan, fakat ‘Kur’ân’ın emri nedir, yasağı nedir ve neyin yanında durmak gerekir?’ katiyen bilmeyen, okuduğu Kur’an ayetlerini çürük hurmalar gibi sağa-sola serpen nice kişiler görüyorum.”  

Onlar Kur’an’ı su içer gibi hiç takılmadan okuyacaklar, harflerine dikkat edecekler ancak hududunu çiğneyecekler. Yani anlamadıkları için okudukları dillerinden kalplerine inmeyecek.  

Ashab demek; Kuran, ilim, iman, teslimiyet, tevekkül demektir. Ashab demek “Rasûlullah dediyse doğrudur.” deyip sıddık olmak demektir. Rabbini anarken tüyleri diken diken olmak, güvenerek Allah’a dua etmek demektir. Peygamber’den duyulana harfiyyen, emrine itaat ettik, demektir.

Bu güzel insanlar Hz. Muhammed’e ashap olma bahtiyarlığını yaşadılar. Bizim böyle bir şansımız yoktur. Rasûlullah’a kardeş olmak ancak onlar gibi iman edip, imanın gereğini yapmakla mümkündür.

Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, bir gün Rasûlullah (s.a.s)  ashabıyla birlikte kabristana gitti ve: “Allâh’ın selâmı üzerinize olsun ey mü’minler diyarının sakinleri! İnşallah bir gün biz de size katılacağız. Kardeşlerimizi görmeyi çok isterdim. Onları ne kadar da özledim!” buyurdu.

Ashâb-ı kirâm: “Biz Senin kardeşlerin değil miyiz, ya Rasûlallah?” dediler. Rasûl-i Ekrem(s.a.s) :                     

“Sizler benim ashabımsınız, kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdu.[13] 

Bu güzel müjdeye nail olmak, bütün emelimizdir. Ancak Efendimizden gelen şu uyarıyı da unutmamak gerekir: “Bana denilecek ki: Sen onların Sen’den sonra neler yaptığını bilmiyorsun! Ben de ‘Benden sonra (istikâmet ve hâllerini) değiştirenler uzak olsunlar, uzak olsunlar!’ diyeceğim.”[14]

Rabbimizden niyazımız bizleri Rasûlü’ne kardeş ve O’nun için bizleri vezir kılmasıdır.

                                                                                                                                                                      Âmin…

 

[1]Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 379; Hâkim, el-Müstedrek, 3,78.

[2]Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 57.

[3]Müslim, Fedailu’s-Sahabe 207/2531.

[4]Âl-i İmran Suresi 3/193.

[5]Bakara Suresi 2/13.

[6]Bakara Suresi 2/137.

[7]Bakara Suresi 2/3-4.

[8]Hucurât Suresi 49/ 15.

[9]Müslim210(2533).

[10]Nesaî, iman 17.

[11]İbn Kesir, Tefsir, 5/2453; Tecrid Tercümesi 11/94.

[12]İbn Kesir, Tefsir 5/2453, 2455.

[13]Müslim, Tahâret, 39.

[14]Müslim, Fedâil, 26.

Yazar: 

          Çekişmeyin! Yoksa Gücünüz Gider*   

Tarih boyunca Müslüman toplumlar acı ve elemin her türlüsünü yaşamışlardır. Ancak bugünkü kadar küresel ölçekte, acının herkes tarafından hissedildiği bir dönem belki de hiç olmamıştır.  Bu gün İslam topraklarının her bir köşesinden yükselen acı feryatları, kan ve gözyaşını yansıtan haber ve görüntülere şahit oldukça, ıstırab ve kederimiz an be an artmaktadır. Sanki ümmet dört bir tarafından üzerine boşalan kan ve gözyaşı tufanının tam ortasında boğulmakta; kuşatıldığı fitne ateşinin içinde cayır cayır yanmaktadır.

İslâm ümmeti birinci dünya savaşı ve sonrasında gelişen olayların ardından adeta ölüm döşeğinde bitkisel hayat süren dev bir et, kemik yığını haline gelmişti. Artık bu vücudun uzuvları birbirinin ızdırabını hissetmez olmuştu. Çünkü vücudun her bir azasını birbirine bağlayan merkezî sinir sistemi dumûra uğratılmış; ümmetin kalp ve beynini temsil eden halifelikle birlikte İslâm birliği de yok edilmişti. Artık bütün dünyada hak ve adaletin tesisi için hiç durmadan koşturan en hayırlı ümmet kıpırdayamaz hale getirilmişti. Onun bu hareketsiz hali İslam düşmanlarına cesaret vermiş, bu cesaretle küffar, son darbeyi vurarak İslam’ı ve ümmeti yok etmek için her melaneti  dener olmuştu. Düşmanın kötü ve zalimâne girişimleri hala devam etmekte ve belki de kıyamete kadar sürecektir. Efendimiz (s.a.s) ümmetinin başına gelecekleri 1400 yıl önce şöyle tasvir etmişti:

"Bir gün gelecek kâfir milletler sizin başınıza oburların yemek çanağına üşüştükleri gibi üşüşecekler. Orada bulunanlar ‘O gün biz az olacağımız için mi böyle olacak ya Rasûlallah?’ dediler. Rasulullah (sas) şöyle cevap verdi: Hayır o gün siz çok olacaksınız, lakin siz selin üzerinde sürünüp giden çer çöp gibi olacaksınız...”

Dünya haritasını önümüze koyup baktığımızda acı bir gerçekle karşı karşıya kalırız. Nerede bir çatışma, savaş, katliam, göç, açlık, sefalet ve zulüm varsa orasının Müslüman coğrafyası olduğunu veya orada Müslümanların yaşadığını görürüz. Neredeyse, dünya üzerinde akan  her bir kan,masum Müslümanların kanı; mezara konulan her bir beden,yaşlı, kadın, çocukve her yaştan Müslüman’ın bedeni olmaktadır. Birçok bölgede Müslümanlara karşı ehli küfrün vahşeti hâlen devam etmektedir.

Sevgili Efendimiz (sas), ümmetin bu vahim duruma düşmesinin sebebinin sayıca az olmakla ilgisi olup olmadığını soran sahabisine: “Hayır, bilakis o gün sayıca çok olursunuz. Fakat selin üzerinde darmadağın bir şekilde akıp giden çer çöp gibi olacaksınız. Allah (cc), düşmanlarınızın kalbinden sizin mehabetinizi (saygınlığınızı ve korkunuzu) çekip çıkarır ve sizin kalbinize de VEHN koyar.” buyurdu. "Vehn nedir, ey Allah'ın Resulü?" diye sorduklarında ise şöyle buyurdu: "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu." [1]

Vehn kelimesinin sözlük anlamı dayanıksız, zayıf ve güçsüz olmak, gevşeklik göstermektir.  Eğer Müslüman, dünya hayatını ahiretten daha fazla sever, ahiret hayatına göre kendini hazırlamayıp, gerçek hayatın başlangıcı olan ölümü ebedî yokluk bilip ondan korkarsa, küfre ve şeytanın tuzaklarına karşı direncini kaybeder. Müslüman kişi ve devletler küfre ve zulme karşı gereken mücadeleyi ve mücahedeyi göstermekten kaçınır ve asrın gereği olan maddi imkânları kullanamazsa nüfusça çok olsalar bile hiç bir kıymetleri olmaz. Bu durumda kâfirler, İslam dünyasını önlerine konmuş bir sofra gibi görüp, bu cazip sofrayı paylaşmak için birbirlerini davet edeceklerdir. Onları böyle bir işi yapmaya cesaretlendiren şey Müslümanların azlığı değil aksine onların takva bakımından güçsüzlüğü ve dünyaya aşırı düşkünlükleri olacaktır.

Müslümanların yaşamakta oldukları bu vahim duruma düşmelerinin birçok sebebi ve bu durumu hazırlayan birçok güç odağı olabilir. Müsebbib olarak sadece İslam düşmanı mihrakları görmek, kötülüğün ve zulmün kaynağını şer güçlerde, emperyalistlerde veya siyonistlerde aramak doğru ancak eksik bir bakış açısıdır. Kendinden kaynaklanan olumsuzlukları görmezden gelerek başkalarının yaptıklarıyla uğraşmak doğruyu ve çözümü bulmaya yardım edecek bir davranış tarzı değildir.

Bugün Irak, Suriye, Libya, Yemen, Somali gibi nüfusunun tamamına yakınının Müslüman olduğu ülkelerde şahidi olduğumuz çatışma görüntüleri,maalesef ehli küfür ile ehli İslam arasındaki savaşın görüntüleri değildir. Allahu Ekber diyerek Müslümanın boğazını kesenler, Müslüman kitlelere canlı bomba olup saldıranlar, namaz kılınırken camileri bombalamayanlar, pazar yerindeki halkın üzerine misket ve fosfor bombası atanlar, kadınların namusuna göz dikenler yine Müslümanların içerisinden çıkan kimselerdir. Filistin, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Mısır ve Keşmir gibi mazlum İslâm coğrafyalarında siyonistlere ve zâlim emperyalistlere karşı yürütülen meşru mücadele bütün Müslümanların takdirini toplarken, iç savaş yaşayan ve masum sivillerin oluk oluk kanının aktığı İslâm coğrafyaları da insaf ehli bütün Müslümanların içini kanatmaktadır.

Müslümanın kanı dökülmekte, masumlar canlarından olmakta, camiler, peygamber ve sahabe kabirleri parçalanmakta, Müslümanın izzet ve onuru kafirler eliyle olduğu kadar, adı adına benzeyen, onunla aynı kıbleye yönelen kimseler tarafından yok edilmektedir. Bu zilletten kurtuluşun yegane yolu tefrikayı kovmak, ittihâd-ı İslâmı gerçekleştirmektir.

 

Tefrika

Sözlükte “ayırma, ayırt etme, parçalama; dağılma, parçalanmışlık” anlamlarına gelen tefrika, terim olarak belirli bir dinî, fikrî veya siyasî birliğe sahip insan topluluklarının bölünüp parçalanmasını, fırkalara ayrılmasını ifade eder. Tefrikanın karşıtı vahdet/cemaattir. Tefrika, “görüş ayrılığına düşme” anlamına gelen ihtilâfla da yakından ilişkilidir. İhtilâf bazı durumlarda tefrika ile eş anlamlı gibi kullanılsa da genelde,sadece fikir ayrılıklarını belirtmek için kullanılan bir tabirdir. Dinî yorumlarda ortaya çıkan görüş farklılığı derinleşerek sosyal ve siyasal parçalanmalara yol açabilir; bunun aksine sosyal ve siyasal çekişmeler şiddetlenip dini yorumlamada kalıcı ihtilâflara ve ayrışmalara götürebilir. Naslarda dinin aslî yapısını ve ümmetin bütünlüğünü bozacak her türlü parçalanma yasaklanmakla birlikte, tefrikanın  en tehlikeli olanı,geçmiş ümmetlerde görüldüğü gibi fikrî ve siyasî bölünmelerin dinde kalıcı fırkalaşmalara, bunun da dinî metinlerin ve hükümlerin tahrifine yol açmasıdır.Dinde tefrika veihtilâfın sebebi, vahiyle gelen bilgilere muhalefet edip nefsânî arzulara uyma ve taşkınlık yapma (bağy) şeklinde ifade edilir (el-Bakara 2/90, 213; Âl-i ımrân 3/19; eş-şûrâ 42/14).[2]

Kur’an tefrikaya karşı Müslümanları uyarır. Ehl-i kitabın kendilerine ilim geldikten sonra nefsânî arzularına uyarak hak yoldan saptığını[3], parçalanıp bölünmenin dinî tebliğin ortadan kalkmasına yol açtığını bildirerek geçmiş ümmetlerden örnekler verir.[4]

Müslümanları zillete düşüren, birlik ruhunu zaafa uğratan ve ümmetin içinde derin yaraların açılmasına kaynaklık edecek olan tefrika hastalığından kurtulmanın yegâne yolu, Müslümanların birbirleriyle aynı inanç esaslarını paylaştıklarını unutmamaları, birbirlerini iman kardeşliğinin verdiği dinamizmle içten sevmeleri ve aralarında olması gereken hoşgörü erdemini birbirlerine karşı asla esirgememeleridir. Şeytanın ümmeti parçalamak üzere teşvik ettiği kibir, ırkçılık, hased,bencillikgibi hendekler de aşıldığında dünya Müslümanlarının her konuda birlik ve beraberlik içinde olmalarının önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Bu günkü elim ve ruhlarımıza azab veren durumdan kurtuluşun yolu Efendimiz aleyhisselâmın Allah’ın inayetiyle tesis ettiği tevhid anlayışına ve vahdete tekrardan dönmekten geçer. Ancak bu şekilde asr-ı saadetin güzelliklerini tekrardan yaşayabiliriz.

 

Dinin Özü Tevhid

Allah Teâlâ’nın insanlık için seçtiği dinin temel ilkesi tevhiddir.  "لا اله الا الله""Allah’tan başka ilah yoktur" sözü tevhidin özünü teşkil etmektedir.Tevhid, Kur’an ve Sünnetin ruhu, bütün peygamberlerin gönderiliş gayesidir. Tevhid yaratan, yaşatan ve yöneten olarak sadece Allah’ı kabul etmek, bir tek Onu tanımaktır. Allah’ı birlemek, Hak yoluna girmenin başlangıcı ve Allah’a inanmanın ilk basamağıdır. Rabbimiz şöyle buyurur: “ Senden önce hiçbir Rasûl göndermedik ki ona; “Benden başka ilah yoktur. Şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.”[5] 

Tevhid inancı zihinlerde yer ettikten sonra insanları haktan saptıran inançlara yer kalmayacaktır. Allah Teâlâ’yı bir ve tek bilen muvahhid mü’min, tevhid inancı gereği, kendisiyle aynı inancı paylaşan mü’minleri kardeş bilir, tevhidi toplumsal birlik düzeninin içine yerleştirir.  Müslüman toplumun vahdetini, birlik ve bütünlüğünü, kardeşliğini, kardeşçe yaşamasını hedefler, o hedefe hizmet eder.

Tevhid inancı, mü’min şahsiyetin birlik ve bütünlük içinde bir İslam toplumu için çalışmasını ve kendisini böyle bir toplumun parçası olarak görmesini gerektirir. Tevhid inancı, insan hayatı açısından inanç düzleminde Allah’ı bir bilmek iken, toplumsal hayat düzleminde Müslümanların vahdetini gerekli görmek, onu korumak için gayret etmek demektir.[6]

 

İslâmî Vahdet

Vahdet ümmet olarak safları sık tutmayı, toplumda birliğin hâkim olmasını, hayır olan şeylerde dayanışmayı, sevinç ve üzüntüleri paylaşmayı, küfre karşı birlikte gayret etmeyi ifade eder. Vahdeti sağlamak parçalanmayı ve tefrikaya düşmeyi önler. Tevhid inancını benimsemiş mü’minler, Allah yolunda ve batıla karşı,tuğlaları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak yaşayıp mücadele ederler. “Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”[7]

Kur'an, mü'minleri, yardımlaşmaya, ayrılığa düşmemeye ve birlikte hareket etmeye teşvik etmiştir.Ancak bütün yönlendirme ve uyarılara rağmen Müslümanların fırkalara ayrılacağını Efendimiz aleyhisselâm bize şu şekilde haber vermektedir: "İsrailoğullarının başına gelen şey, ümmetimin de başına gelecektir. İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı; ümmetim de onlardan bir fazlasıyla yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır ve biri dışında diğerleri cehenneme gidecektir. Dediler ki: Ey Allah'ın Rasûlü! Ateşten kurtulacak bu fırka hangisidir? O, benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu fırkadır."[8]

Ümmetin vahdeti hedefinin gerçekleştirilmesinde Rasûlullah’ın (s.a.s) metodunun izlenmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçektir. Rasûl-i Ekrem, 23 yıllık risalet görevinden sonra ümmetine miras olarak Kur’an ve Sünnetini bırakmıştır. Kur'an idrakimiz ve sünnet kültürümüz, Müslümanlığımızın kalitesi ve güzelliğinin ölçüsüdür. Altın gibi bir din hayatı, ancak Kur'an ve Sünnet'e bakışımızın, bu hadis çerçevesinde olmasına ve bu düzeyde uygulamaya geçirebilmemize bağlıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz bu gerçeği pek açık bir şekilde şöyle ifade buyurmuşlardır: "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah'ın kitabı ve Nebisinin sünneti."[9]

Şu an sayısız tefrika ve mezhep çatışmaları yüzünden parçalanıp birbirine düşman olmuş ümmeti gördükten sonra vahdetten söz etmek çok zordur. Ancak her türlü zorluğa rağmen her hangi bir ümitsizliğe kapılmadan Kur’an ve Sünnetin rehberliğinde, her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz tevhide dayalı bir vahdeti yeniden elde etmek için gayret göstermemiz gerekir. Hz. Muhammed (s.a.s)  23 sene gibi kısa bir süreçte, içki, kumar, faiz ve zinanın; kan davaları ile gasp ve talanın, iftira ve yalan-dolanın kol gezdiği, güçlü olanın zayıfı ezdiği bir cahiliyye toplumundan vahdet ve kardeşliğin hâkim olduğu İslâm toplumunu inşa etti. Efendimizin hareket metodlarını takip ederek bizler de yeniden tevhid çizgisinde buluşarak vahdeti gerçekleştirmiş bir Ümmeti tekrardan inşa edebiliriz. Bu yolda takip edilebilecek prensipleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1- İnanç ve ahlak esasları vazgeçilmez şartımızdır.

2- Hayatın her alanında Hz. Peygamberin örnek ve rol modelimizdir.

3- Kur’an’ın rehberliği ve ümmetin ortak kültürü hâline dönüşen Sünnet ana kaynaklarımızdır.“Sözlerin en güzeli Allah’ın kelamı, yolların en güzeli Muhammed’in yoludur.”[10]

4- Tevhid ve vahdetin önündeki tüm engellerin kaldırılması,

5- Irkçılık, kabilecilik, soy-sop, renk vb. ayrımcılıklar reddedilmelidir.

6- Aynı inanç ve ahlaki değerleri benimseyenlerin kardeşliği prensibine riayet edilir.

7- Bir şahsa, gruba, ırka, cinsiyete ve sınıfa imtiyaz verilmemelidir.

8- İstişare ile hareket edilmelidir.

9- Islah, ihya, inşa çizgisinde hareket edilmelidir.

10- Kadim geleneği ve kaynakları bilme ve sahiplenmeli; ancak bunları çağdaş bir yorumla sunma genel bir bakış açısı olarak benimsenmelidir.

11- İnsan hak ve hukuku gözetilmeli; insan hak, hukuk ve özgülüğüne yöneltilen her türlü olumsuzluk, hukuksuzluk ve zulme karşı açık tavır alınmalıdır.

12- Ehliyet ve liyakat öncelenmelidir.

13- İhtilaflı meselelerde, oluşturulacak uzman kurulların görüşlerine göre hareket edilmelidir.

              Bütün bu prensiplerin ışığında İslâm ülkeleri yöneticileri zaman kaybetmeden ve Allah’tan başkasından korkmadan siyasi, askerî, ekonomik ve kültürel anlamda İslâm birliğini temin edecek adımları ivedilikle atmak üzere harekete geçmelidir. Bu yolda yardımcımız Allah’tır vesselâm.

 

 

 



[1]         Ebu Davud,  Melahim, 5

[2]              Tuncay Başoğlu, Tefrika, DİA, c.40, s.279.

[3]              Bakara 2/253; Âl-i İmrân 3/19; Câsiye 45/17.

[4]               Rûm 30/32, Âl-i İmrân 3/105, En‘âm 6/159.

[5]               Enbiya 21/ 25.

[6]               Ejder OKUMUŞ,"Tevhid’den Vahdete İslam Toplumunda Birlik",Hz. Peygamber Tevhid ve Vahdet, DİB, s.115.

[7]               Saf 61/4.

[8]               Tirmizi,Sünen, İman 18; İbn Mace, Sünen, Fiten 17.

[9]               İmam Malik, Muvatta, Kader, 3.

[10]              Buhari, Edep: 122.

Yazar: 

          Übeyy b. Halef   

Geçmiş toplumlar içerisinde Müslümanlara eziyet ve düşmanlıkta ön plana çıkan birçok insan olmuştur. Bunlardan bir kısmı Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara karşı düşmanca tavır almada ve eziyet vermede daha da ön plana çıkmıştır. Übeyy b. Halef b. Vehb b. Huzafe b. Cumah da bu bedbahtların en önemlilerinden birisidir. Übeyy, Hz. Peygamberden o kadar nefret ediyordu ki Efendimizi öldürmek için sürekli fırsat kolluyordu. 

Übeyy b. Halef, İslâmın ilk günlerinde Mekke’nin ileri gelenleri arasında yer alıyordu. Nüfûzunu güçsüz ve himayesiz kimselere karşı haksızlık yolunda kullanırdı. Mekke’ye hac ve ticaret için gelenlere yapılan haksızlıkların yaygınlaştığı yıllarda Süleym kabilesinden bir kişinin mallarını satın almış ancak parasını ödememişti. Bu kişi Mekkelilerden yardım istedi. Ebû Süfyân ile Hz. Peygamber’in amcası Abbas araya girip bu kişinin parasını Übeyy’den aldılar.[1]

Übeyy, İslam’a ve peygambere karşı düşmanlıkta kendisinden hiçte geri kalmayan Ümeyye b. Halef’in kardeşidir. İslam’ın azılı düşmanı olan bu iki kardeş Kureyş’in kollarından biri olan Cumahoğulları kabilesine mensuptu. Cumahoğulları kabilesini, asıl adı Teym olan Cumah b. Amr b. Hüsays b. Kâ‘b b. Lüeyy’in oğulları meydana getirir. Mekke idaresinde söz hakkına sahip olan ve Dârünnedve’de reisleri tarafından temsil edilen Cumahoğulları, “ezlâm” denen fal oklarını koruma görevini yürütüyorlardı. İslâm’ın doğuşu sırasında bu görev Safvân b. Ümeyye b. Halef’de idi. Bu kabilenin bazı mensuplarının İslâmiyet’i başından beri kabul ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim birinci Habeşistan hicretine katılan ilk Müslümanlardan Osman b. Maz‘ûn Cumahoğulları’na mensuptu.[2]

Übeyy b. Halef, Hz. Peygamber’in hanımlarından Meymûne’nin kız kardeşi Esmâ ile evliydi. Oğlu Abdullah’ın soyundan gelen Muhammed b. Abdurrahman b. Safvân Medine kadılığı yapmış, onun oğlu Ubeydullah b. Muhammed, Halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr döneminde Bağdat, Mehdî-Billâh döneminde de Medine kadılığı görevinde bulunmuştur.

Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr

İçlerinde Übeyy b. Halef, Âs b. Vâil ve Velid b. Mugîre'nin de bulunduğu bir topluluk, öldükten sonra dirilmenin imkânsızlığını kendi aralarında konuşuyorlardı. Übeyy b. Halef: "Muhammed'in 'Allah ölüleri mutlaka diriltecektir' dediğini duymuyor musunuz? Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki, onunla tartışıp, onu yeneceğim!" dedi. Übeyy eline aldığı çürümüş bir kemikle Peygamberimizin (sas) yanına geldi ve ona: "Ey Muhammed! Sen, çürüdükten sonra Allah'ın bu kemiği dirilteceğini mi söylüyorsun?" dedi.

Peygamberimiz (sas):"Evet! Ben, bunu söylüyorum!" buyurdu.

Übeyy b. Halef:" Sen, çürüdükten sonra bu kemiği Allah'ın dirilteceğine inanıyor ve bunu mümkün mü görüyorsun?" dedi. Kemiği elinde ufaladı, tozunu da Hz. Peygambere (sas) doğru üfledi!  Sonra tekrar: “Biz, öldükten ve şu çürümüş kemik gibi olduktan sonra tekrar mı diriltileceğiz? Ayrıca bizi kim diriltecek?" dedi. Peygamberimiz (sas): "Evet! Allah seni öldürecek! Bu kemik gibi olduktan sonra yeniden diriltecek ve seni Cehenneme sokacak!" buyurdu. Bu olay üzerine şu ayeti kerimeler nazil oldu:

"İnsan, kendini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki; o açıktan açığa aşırı bir mücadeleci, kavgacı kesilmektedir! O, kendi yaratılışını unutarak, bize bir misal getirdi: 'Bu çürümüş kemiklere kim can verebilir? dedi. De ki: 'Onları, ilk defa yaratan, diriltecek! O, her yaratmayı hakkıyla bilendir. O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarandır. İşte bakınız: Ateşi ondan çakıp alıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, kendileri gibisini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir! O, bütün kâinatı yaratandır. Her şeyi hakkıyla bilendir. Onun emri, bir şeyi dilediği zaman, ona ancak 'Ol! demesinden ibarettir. O da, oluverir! Her şeyin mülk ve tasarrufu kendi Elinde bulunan Allah'ın şanı ne kadar yücedir, münezzehtir!" (Yasin: 36/77-83.) [3]

Übeyy’in Düşmanlığı

Hicret öncesinde Dârünnedve’de toplanan müşrik liderler Hz.Muhammed’i öldürme kararı almışlardı. Suikast gecesi Efendimizin evini kuşatanlar arasında Übeyy de bulunuyordu. Onun Müslümanlara düşmanlığı hicretten sonra da sürdü. Bazı rivayetlere göre hicretten önce, bazılarına göre ise Bedirde esir alınan oğlunu kurtarmak için Medine’ye geldiği sırada Hz. Peygamber’e kendisini öldürmek niyetiyle bir at beslediğini ve bu atın üzerinde onu öldüreceğini söyleyince Rasûlullah, “İnşallah sen o at üzerinde iken ben seni öldürürüm” demiştir.[4]

En Kötü Dost

İslami tebliğin Mekke günleriydi. Übeyy b. Halef, yakın dostu Ukbe b. Ebî Muayt’ın Rasûlullah’la (sas) oturup konuştuğunu ve kelime-i şehadet getirdiğini işitince Ukbe’nin yanına gelerek ona, sen sapıttın mı?” dedi. Ukbe, Hz. Peygamberin yemek davetine katıldığını ve bu sırada kelime-i şehadeti söylediğini belirtince Übeyy ona, “Eğer gidip Muhammed’i açıkça inkâr etmez ve ona hakarette bulunmazsan seninle asla konuşmayacağım.” dedi. Ukbe, samimi dostunu kaybetmemek ve atalarının dininden dönmediğini ispat etmek için Rasûlullah’a (sas) hakaret etmekten çekinmedi. [5]  Onun bu hareketi üzerine Cenab-ı Hak, Ukbe ve Übeyy hakkında şu ayeti kerimeyi indirmiştir:

“Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Çünkü Kur’ân bana gelmişken beni ondan saptırdı’. Şeytan insanı yüzüstü bırakıp rezil eder.” ( Furkan Suresi/ 27-29.)

Ukbe’nin imanına engel olan bu kötü dost örneği, bizim de kimleri dost edindiğimizi düşünmemize sebep olmalıdır. Arkadaş ve dostlarımız bize neleri telkin ve talim ediyorlar şöyle bir gözden geçirmeliyiz ki buradaki yakın dostluk, ahirette amansız düşmanlığa dönüşmesin. Böyle dost, düşman başına diyerek pişmanlık duymayalım.

Hz. Ebû Bekir'in Ubey Bin Halef ile Bahse Girmesi

Elif, Lâm, Mîm. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, bundan sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir. Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. (Bu,) Allah'ın vâdidir; Allah vâdinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi 30/1-6)

Nübüvvetin sekizinci yılında İran ordusu ile Rum ordusu savaşmışlar ve İranlılar Rumları ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Putperest Farslıların savaşı kazanması Kureyş müşriklerini çok sevindirdi. Kitab ehli Rumların Farslılara yenilmesi Müslümanların üzülmesine sebep oldu. Bu ayetler inince Hz. Ebû Bekir (r.a.), sevinen müşriklere şöyle dedi: "Allah, sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, Peygamberimiz haber verdi: Yemin ederim ki, Rumlar birkaç yıl içinde İranlılara galip gelecekler." dedi. Hz. Ebû Bekir’in sözlerine karşılık Übeyy b. Halef: "Yalan söylüyorsun, haydi aramızda bir müddet tayin et, seninle bahse girelim." diyerek cevap verdi.  Bunun üzerine her iki taraf on deve üzerine bahse girişip üç yıl müddet tayin ettiler. Hz. Ebû Bekir, durumu Rasûlullah'a haber verdi. Rasûlullah (sas) "Bıd', üçten dokuza kadardır, miktarı artır, müddeti uzat." buyurdu. Hz. Ebû Bekir Rasûlullah'ın yanından ayrılıp dışarı çıktı ve yolda Übeyy’e rast geldi.  Übeyy: "Galiba pişman oldun" deyince Hz. Ebû Bekir: "Hayır, gel seninle bahsi artıralım, süreyi de uzatalım, süre dokuz sene miktar yüz deve olsun” dedi.  Übeyy, Hz. Ebû Bekir’in teklifini memnuniyetle kabul etti.  

Tirmizî'nin Sahih'inde rivayet ettiğine göre Bedir günü Rumlar, İranlılara galip geldiler. Übeyy Uhudda öldüğü için Hz. Ebû Bekir ödülü Übeyy'in vârislerinden aldı ve Hz. Peygambere götürdü. Peygamber (sas) de ona: "Bunu tasadduk et" buyurdu.[6] Ödülün tamamı fakirlere dağıtıldı. Bu bahis hadisesi Mekke devrinde bahsin haram kılınmasından önce gerçekleşmişti.

Uhud Savaşı

Uhud savaşında müşriklerin temel hedefi Hz. Muhammed’i öldürüp kendilerine göre sorunu tamamen halletmekti. Azılı müşriklerden Abdullah bin Şihâb, Utbe bin Ebî Vakkas, Abdullah bin Kamîa ve Übeyy bin Halef bir araya gelerek Peygamber Efendimizin (sas) hayatına son vermek için sözleşip and içtiler.[7] Bu kişiler hakkında Efendimizin, "Allah'ım, onların hiçbirisi senesine ulaşmasın." diye duâ ettiği rivayet edilir.

Sa'd bin Ebî Vakkas onlar hakkında şöyle demiştir: "Vallahi, Rasûlullah’ı vuran veya yaralayanlardan hiçbirinin üzerinden bir yıl geçmedi ve hepsi öldü. İbni Şihab'ı, Mekke yolunda ak benekli, dişi bir yılan ısırıp öldürdü. Übeyy b. Halef, bizzat Peygamber Efendimiz’in attığı mızrakla yaralanarak öldü. Utbe b. Ebî Vakkas'ı, Hatıb b. Ebî Beltea radıyallahu anh öldürdü. Efendimizin yüzünü yaralayan İbni Kamîa ise, Uhud'dan Mekke'ye döndükten sonra davarlarının yanına gitti. Dağın en yüksek tepesinde davarını buldu. Önünü kesip tutmak isteyince, bir koç üzerine yürüyerek onu boynuzlarıyla toslaya toslaya didik didik edip parçaladı.[8]

Peygamberimiz'in Ubeyy ibn-i Halef'i Öldürmesi

Bedir Harbinden önce Rasûlullah (sas) harp meydanında dolaşırken,"Burası Ebû Cehil'in, burası Utbe'nin, burası Ümeyye'nin, buralar da filânın ve filânın öldürülecekleri yerlerdir. Übeyy bin Halef’i de ben kendi elimle öldüreceğim."buyurmuştu. Ebû Cehil, Utbe ve Ümeyye bin Halef, Peygamberimizin gösterdiği yerlerde öldürülmüşlerdi. Geriye Übeyy b. Halef kalmıştı. Übeyy Peygamberimizle her karşılaşmasında şöyle derdi: "Ey Muhammed! Bir atım var. Her gün ona on altı ölçek darı yedirip besliyorum. Bir gün gelecek, onun sırtında seni öldüreceğim." Peygamber Efendimizin (sas) bu azgın ve şaşkın adama cevabı sadece şu oluyordu:"Belki de ben seni öldürürüm." (Sîre, 3/89)

Uhud meydanında geçekleşen muharebede bazı Müslümanların gafleti ve emre itaatsizliği sonucunda savaşın seyri birden değişmeye başlamıştı. Halid b. Velid Ayneyn geçidindeki okçuların çoğunun yerini terk etmesini fırsat bilerek orduyu arkadan kuşatmış ve saldırıya geçmişti. Bu safhada artık Müslümanlar dağılmaya başlamış ve Hz. Muhammed’in öldürüldüğü haberiyle her şey allak bullak olmuştu. 

Müslümanların morallerin bozulduğu bir sırada Benî Selime'den şâir Ka'b b. Mâlik Rasûlullah’ın (sas) hayatta olduğunu fark etti ve en yüksek sesiyle: "Ey Müslümanlar! Müjdeler olsun, Rasûlullah (sas) hayatta" diye bağırdı. Müslümanlar O'nu tanıyınca, hemen etrafında toplandılar ve dağ tarafına doğru çekildiler.

Peygamberimiz (sas), yanında Müslümanlardan bir toplulukla birlikte Uhud dağının eteğine gittiği sırada, Rasûlullahı öldürmek için arayan Übeyy b. Halef Rasûlullah’ı gördü. Atının üstünde Efendimize yaklaştı ve "Ey Muhammed, Sen kurtulursan, ben kurtulmam!" diyerek bağırdı.

Übeyy’i fark eden sahabîler önüne çıkıp onun hesabını görmek istediler. Ancak Peygamberimiz (sas) "Bırakın, gelsin!" buyurdu.

Hâris b. Sımme’nin veya Zübeyr b. Avvâm’ın mızrağını aldı. Rasûlullah’ın karşılık vermek için hareketlendiğini gören Übeyy kaçmaya başladı. Peygamberimiz (sas) ona: “Ey yalancı! Nereye kaçıyorsun!?” diye seslendi ve elindeki mızrağı Übeyy’e doğru fırlattı. Mızrak müşriğin boynunu sıyırıp geçmiş ve Übeyy hafif şekilde yaralanmıştı.

Übeyy, aldığı darbenin tesiriyle atından yere düşüp yuvarlanmaya başladı. Acı içinde Mekkelilerin yanına döndü ve “Muhammed beni öldürdü” diye bağırdı. Yarasının önemsiz olduğunu gören arkadaşları onun sözünü ciddiye almadılar ve korkulacak bir şeyi olmadığını söylediler. Bunun üzerine Übeyy onlara şunu söyledi: “Benim yaşadığım acılar diğer insanların başına gelseydi hepsi ölürdü. Hani o bana ‘Seni öldüreceğim’ dememiş miydi? Vallahi üstüme tükürseydi, tükrüğüyle bile beni öldürürdü!”

Übeyy çektiği acıdan bağırıp duruyordu. Sesi, sanki bir öküzün böğürmesi gibi çıkıyordu. Ebû Süfyân onu “Şu küçücük sıyrığa bu kadar bağırılır mı?” diye ayıpladığında Übeyy, ona da şöyle cevap verdi:

“–Sen biliyor musun ki bu sıyrığı kim yaptı? Bu, Muhammed’in açtığı yaradır. Lât ve Uzzâ’ya yemin ederim ki, bu yaradan duyduğum acıyı bütün Hicaz halkına dağıtsalar, onların hepsi de yok olur. Muhammed bana Mekke’de; «Ben seni kesinlikle öldüreceğim!» demişti. Ben tâ o zaman, O’nun eliyle öldürüleceğimi ve O’ndan kurtulamayacağımı anlamıştım.”

Übeyy bin Halef Kureyşliler Mekke’ye dönerken, Mekke’ye altı mil uzaklıktaki Şerif mevkiinde, "Susadım, susadım!" çığlıkları arasında ölüp gitti.[9] Tüm firavunlar gibi sonu perişanlık, nasibi ebedi cehennem oldu.

 

 

 

 

 



[1] -Ahmet Önkal,Übey  b. Halef, DİA, cilt: 42,  sayfa: 272

[2] -Ahmet Önkal, Cumah (Benî Cumah) ,DİA, cilt: 8, s.93

[3] - İbn Hişam, es-Sîre, I, 387

[4]-Ahmet Önkal, Übey  b. Halef, DİA, cilt: 42,  sayfa: 272

[5] - İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 387

[6]- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Rum Suresi, 6. Cilt, 238. sayfa

[7]- İbni Sa'd, Tabakat, c. 4, s. 125.

[8]- İbn Hişam, Sîre, 3/89

[9]- İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 46; İbn Hişam,Sîre, 3/89

 

Yazar: 

          Ümmetin Firavunu Ebû Cehil - III   

Risaletin onuncu yılında Ebû Talib ve Hz. Hatice vefat etmişti. Ebû Talib’in ölümünün ardından Haşimoğulları reisliğine Ebû Leheb geçti. Hz. Peygamber’e gelerek dilediğini yapmasını, Ebû Talib gibi kendisinin de onu koruyup kollayacağını taahhüt etti. Bu tavır Mekkeliler arasında “Ebû Leheb dinini terk etti” şeklinde algılandı.

Bir gün Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebû Cehil, Ebû Leheb'in yanına gelerek ona: “Kardeşinin oğlu sana babanın nereye girdiğini haber verdi mi?” diye sordular. Bunun üzerine, Ebû Leheb Hz. Peygamberin yanına geldi ve: “Ey Muhammed, Abdulmuttalib'in girdiği yer neresidir?” diye sordu.

Peygamberimiz (s.a.s.): “O, kavmi ile birliktedir!” buyurdu.

Ebû Leheb, Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebû Cehil'e aldığı cevabı aktardı. Ukbe ile Ebû Cehil: “O Cehennemdedir, demek istiyor” dediler.

Ebû Leheb tekrar Peygamberimiz’in (s.a.s.) yanına gelip: “Abdulmuttalib, Cehenneme mi girdi?” diye sordu. Peygamberimiz (s.a.s.): “Evet! Abdulmuttalib ve onun gibi putlara taparak ölen herkes Cehenneme girmiştir” buyurdu. Bunun üzerine, Ebû Leheb: “Vallahi, artık sana işkenceden nefes aldırmayacak, hep düşmanlık edeceğim!” dedi.[1]

Ebû Cehil kime ne diyeceğini ve onları kararından nasıl vazgeçireceğini iyi bilen birisiydi. Kişilerin zayıf noktalarını kullanarak onları Hz. Peygamber’e iman etmekten veya O’na yardımda bulunmaktan vazgeçiriyordu. Kiminin asabiyet duygularını ve atalarına olan bağlılığını, kiminin kibrini, kiminin de başka zaaflarını kullanıyordu.

.

Hz. Peygamber’in Taif’ten Mekke’ye Dönüşü

Hz. Peygamber’in Taif’te karşılaştığı üzücü durumu Ebû Cehil kendisi için fırsat olarak gördü. Taif’ten dönen Hz. Peygamber’i Mekke’ye sokmamaya kararlıydı. Hz. Peygamber’in Mekke’ye girebilmek için güçlü bir kabilenin reisiyle anlaşma yapması gerekiyordu. Onun himaye isteğine ancak Mut’im b. Adiyy olumlu cevap vermişti. Ebû Cehil bunu duyunca kabilesinden silahlı adamlar toplayıp Kâbe’ye gitti. Mut’im’in Müslüman olmasını zorla da olsa engellemek niyetindeydi. Neredeyse çatışma çıkacaktı. Ancak Mut’im’in Müslüman olmayıp sadece Hz. Peygamberi koruduğu öğrenilince silahlar indirildi.

.

Ayyâş b. Ebi Rebia’nın Hicreti

Ebû Cehil’in anne bir kardeşi olan Ayyâş b. Ebi Rebia Medine’ye hicret eden kafilenin içindeydi. Müslümanlar Benî Amr b. Avf’ın Kuba’daki evinin yanına geldiklerinde Ebû Cehil ve kardeşi Haris onlara yetişti. Kardeşleri Ayyâş’a: “Annen, sen geri dönünceye dek saçlarını taramayacağına ve güneş altında ölünceye kadar bekleyeceğine dair yemin etti.” diyerek Mekke’ye dönmesini istediler.

Hz. Ömer (r.a) bunun bir tuzak olduğunu ve onlara inanmaması gerektiğini söylediyse de Ayyâş (r.a) kardeşleriyle birlikte Mekke’ye döndü. Yolu yarıladıklarında Ebû Cehil, Ayyâş’a dönerek; “Ey kardeşim! Devem beni taşımıyor. Beni devenin üstüne alabilir misin?” dedi. Ayyâş bu teklifi kabul etti. Develeri çöktürdüklerinde ikisi birden Ayyâş’ın üzerine saldırdılar. Ellerini ve ayaklarını bağlayıp Mekke’ye götürdüler. Mekke’ye girdiklerinde: “Ey Mekke halkı, siz de ayak takımınıza işte bizim sefihimize yaptığımız gibi yapın” dediler. Ayyâş, Bedir, Uhud ve Hendek savaşları geçinceye kadar Mekke’de hapsedildi. Böylece Ebû Cehil kardeşinin hicretine engel olmuştu.[2]

.

Suikast Toplantısı

Müslümanların birer ikişer Mekke’den çıktığını gören Kureyşliler Hz. Muhammed’e ne yapılacağını konuşmak için Daru’n-Nedve’de toplandı. Toplantıya katılanlardan bazısı hapsedelim, bazısı sürgüne gönderelim, bazısı da bırakalım gitsin diyerek görüşlerini bildirdiler. Ancak “Muhammed Mekke’den çıkmamalı” görüşünde fikir birliği sağlandı.

Nihayet sözü ümmetin firavunu Ebû Cehil aldı. Ona göre Kureyş’in kurtuluşunun tek yolu Muhammed’in öldürülmesiydi. Her kabileden güçlü kuvvetli bir kişi seçilecek, ellerine keskin birer kılıç verilecek ve bunlar Hz. Muhammed’i öldüreceklerdi. Cinayeti işleyenler tüm kabileleri temsil ettiğinden Haşimoğulları intikam için tüm Mekke’yle savaşmayı göze alamayacak, bunun yerine fidye ödenmesine razı olacaktı. Kureyş fidyeyi ödeyecek ancak yıllardır başlarını ağrıtan, hâkimiyetlerini tehdit eden İslam Peygamberi’nden de kurtulmuş olacaktı.[3] Bu teklif kabul edildi ve uygulamak için hemen harekete geçildi.

Akşam olunca Ebû Cehil’in de içinde olduğu grup Hz. Peygamber’in kapısında beklemeye başladı. Bu sırada Ebû Cehil onları motive etmek amacıyla şunları söylüyordu: “Şüphesiz ki Muhammed, O’nun emirlerine tabi olmanız durumunda sizlerin Arap ve Acem’in melikleri olacağınızı, öldükten sonra dirileceğinizi, sizler için Ürdün bahçeleri gibi bahçeler (cennetler) hazırlandığını iddia ediyor. Emirlerine uymadığınız takdirde ise öldükten sonra dirileceğinizi ve ateşe gireceğinizi söylüyor.”[4]

Efendimiz içerde bir süre bekledikten sonra Yâsin Suresi’nden ayetler okuyarak müşriklerin arasından geçip Hz. Ebû Bekir ile birlikte Sevr’e doğru hareket etti. Kimse kendisini göremiyordu. Çünkü kalpleri kör olanların gözleri de kör olmuştu. Hz. Peygamber’i ele geçiremeyen Ebû Cehil ve yanındaki ekip doğruca Hz. Ebû Bekir’in evine gittiler. Esma(r.anha) kapıyı açınca ona babasının nerede olduğunu sordular. Bunun üzerine Esma: “Vallahi babamın nerede olduğunu bilmiyorum” dedi. Bu cevabı beğenmeyen Ebû Cehil elini kaldırdı ve Esma’nın yanağına bir şamar indirdi.

Mekkeliler Medine yolcularını ihbar edeceklere ödül vaat ettiler. Sürâka b. Mâlik bu haberi duyunca Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir’in izini sürmeye başladı. Ancak onlara yaklaştığı sırada atının ayakları kuma saplandı. Hz. Peygamber’in Allah tarafından korunduğunu anlayan Sürâka, arkadan gelenlere onun yerini söylemeyeceğine dair söz verdi. Kureyşliler yanına gelince de onları yanlış yerlere yönlendirdi. Bu durum sonraları Ebû Cehil’in kulağına gidince, Ebû Cehil, Sürâka’ya çok kızdı ve ona hakaretler etti, onu hicveden şiirler yazdı. Sürâka da ona: “Ey Ebû’l-Hakem! Atımın ayaklarının yere nasıl saplandığını görseydin sen de Muhammed’in Peygamberliğine iman ederdin” diye devam eden bir şiirle karşılık verdi.[5]

.

Sa’d b. Muaz’ın Umresine Tepkisi

Sa’d b. Muaz ile Ümeyye b. Halef eskiden beri dost idiler. O’nun Mekke deki mallarını Ümeyye b. Halef, Ümeyye b. Halef’in Medine’deki mallarını ise Sa’d b. Muaz korumakta idi. Sa’d b. Muaz umre niyetiyle Mekke’ye gitmiş, Mekke’de Ümeyye b. Halef’e misafir olmuş ve Beytullah’ı tavaf etmek istemişti. Gündüz öğle sıcağında Ümeyye, Sa’d’ı yanına alarak evden çıktı. Yolda Ebû Cehil’le karşılaştılar. Ebû Cehil, Ümeyye’ye:

-“Kim bu yanındaki, ya Ebâ Safvan?” diye sordu. Ümeyye:

-Sa’d', diye cevap verdi. Ebû Cehil, Sa’d'e hitaben:

-“Dedelerinin dininden dönenlere yardım edip onları himaye ettiğiniz halde bakıyorum Mekke’de rahat rahat tavaf yapabiliyorsun. Şunu iyi bil ki, Ebû Safvan’la beraber olmasan evine  selametle dönemezdin.” dedi. Sa’d de yüksek sesle Ebû Cehil’e:

-”Eğer sen beni tavaftan men edersen, ben de vallahi sana daha ağırını yapar, senin Medine’deki Şam ticaret yolunu keserim!” “dedi.

Ümeyye, Sa’d b. Muaz’ı tutarak:

“Ey Sa’d! Sen bu vadi halkının büyüğü olan Ebû’l-Hakem’e karşı bağırma!” deyince Sa’d b. Muaz kızdı:

“Ey Ümeyye! Sen de beni tutma, bırak. Vallahi, ben Allah’ın Rasûlü Muhammed’in seni öldüreceğini işittim.” dedi.[6]

.

BEDİR SAVAŞI

Âtike'nin Rüyası

Suriye'den dönmekte olan Ebû Süfyan, Kureyş kervanına Müslümanların baskın yapacağını haber vermek ve yardım istemek üzere Damdam b. Amr’ı Mekke’ye gönderdi. Habercinin Mekke'ye gelmesinden birkaç gün önce Peygamberimizin halası Âtike, kendisini korkutan ve Mekkelileri de tedirgin eden bir rüya gördü. Âtike, kimseye söylememesini tembih ederek rüyasını kardeşi Abbas'a anlattı. Ancak Abbas arkadaşı olan Velid b. Utbe'ye kardeşinden duyduklarını anlatınca rüya Mekke'de konuşulmaya başlandı. Mekkelileri korku ve endişeye sevk eden bu rüyanın her yerde konuşulması Ebû Cehil'i son derece huzursuz etti.

Ertesi gün Hz. Abbas, Kâbe’yi tavaf ediyordu. O sırada Ebû Cehil de bir grupla oturup Âtike'nin rüyası hakkında konuşuyordu. Ebû Cehil, onu görünce konuşmak istedi. Hz. Abbas’a: “Ey Abdulmuttalib oğulları! Sizin şu kadın peygamberiniz de ne zaman türedi?” dedi.

“Siz, erkeklerinizin peygamberliklerine kanaat etmediniz de, kadınlarınız da mı peygamberliğe kalkıştı?! Güya Âtike, birinin “Üç güne kadar, vurulup düşeceğiniz yerlere yetişiniz!” dediğini rüyasında gördüğünü söylüyormuş! Bu üç gün içinde, sizi bekleyeceğiz. Eğer söylemiş olduğu söz doğru ise, elbette bir şey zuhur edecektir. Eğer üç gün geçer de bir şey zuhur etmezse, hakkınızda yazacağımız bir yazıda, Araplar arasında sizin kadınlarınızdan daha yalancı kadın bulunmadığını yayacağız” dedi.

Hz. Abbas Ebû Cehil’e cevap verememenin ezikliğini yaşıyordu. Âtike’nin rüyasının üçüncü günü sabahı, Ebû Cehil’e cevap vermek için kızgın ve hiddetli bir şekilde Mescid-i Haram'a gitti. Ebû Cehil’i görünce, ona doğru yürüdü. Fakat onun Mescid-i Haram'ın Sehmoğulları kapısına doğru fırlayıp çıkışını görünce, kendi kendine “Allah’ın lanetine uğrayasıca, benim kendisine hakaret edeceğimden korktu da, benden uzaklaşıyor” dedi. Ancak o sırada Ebû Cehil Damdam b. Amr’ın dediklerini işitmiş ve paniklemişti.[7]

.

Ebû Cehil’in Savaş Kararlılığı

Damdam’ın getirdiği haber Mekke içerisinde bir panik havası oluşturmuştu. Mekke halkı Hübel önünde savaşa çıkmak için fal oku çektiler. Oku, Umeyye b. Halef, Utbe ve Şeybe b. Rebia çekti. Oklarda emir ve nehiy yazılmaktaydı. Oklardan nehyeden ok çekildi. Nehyeden okun çıkması onları üzmüştü. Bu hal üzerine Ebû Cehil: “Ben fal oku çekmedim. Kervanımızı kaderine teslim etmeyeceğiz” dedi.

.

Kureyş Müşriklerinin Savaş Hazırlıkları

Orduyu toplamaya ve savaşa çıkartmaya azami gayret gösterenlerin başında Ebû Cehil bulunmaktaydı. Herkes bu savaşa gitmek veya yerine birini göndermek zorundaydı. İki veya üç gün içinde hazırlıklar tamamlandı.

Ordu toparlanma ve teftiş için Zahran mevkiinde konakladı. Ebû Cehil burada orduyu doyurmak için on deve kesti ve orduda bulunan bütün asker çadırlarına hayvanların kanından sürdü. Bu bir savaş uygulamasıydı.

.

Hz. Ömer'in Kureyş Müşriklerine Elçi Olarak Gönderilişi

 Peygamberimiz(s.a.s) Hz. Ömer'i Kureyşlilere göndererek geri dönmelerini ve savaş yapılmamasını istedi. Hakîm b. Hizam bu teklifin kabul edilip geri dönülmesini istedi ise de Ebû Cehil bu fikre şiddetle karşı çıkarak şunları söyledi: “Andolsun ki Allah bize onlardan öç almak fırsatını verdi. Öcümüzü almadıkça, geri dönmeyeceğiz. Onlara hadlerini bildireceğiz ki, bundan sonra ne gözcü çıkarabilsinler ne de kervanımızın önüne geçilebilsinler!”[8]

.

Ebû Süfyan’ın Kureyş Ordusuna Mektubu

Ebû Süfyan kervanı kurtarınca Kureyş ordusuna bir adam gönderip tehlikenin geçtiğini bildirdi ve geri dönmelerini istedi. Ebû Süfyan’ın gönderdiği mesajı duyan Ebû Cehil asla geri dönmeyeceğini belirterek şöyle dedi: “Ben Bedir’e varmayınca, bütün Araplar bizi ve yürüyüşümüzü duymayınca asla geri dönmem. Bedir’de üç gün kalacağız, develer keseceğiz, yemekler yiyeceğiz, şarap içeceğiz, kadın şarkıcılar bize şarkı söyleyecekler. Bundan sonra da Araplar bizden korkacaklar.”[9]

.

Ebû Cehil’in Bedduası

Kureyş müşrikleri, Bedir'e çıkıp gelmeden önce, Mekke'de Kâbe’nin örtüsüne yapışarak Allah'tan yardım istemişler ve “Ey Allah! İki ordudan en azizine, iki cemaatten en kıymetlisine, iki kabileden en hayırlısına yardım et!" diyerek dua etmişlerdi. Kureyş müşrikleri ve Müslümanlar Bedir'de birbirleriyle karşılaştıkları zaman, Ebû Cehil de: “Ey Allah'ım! Muhammed hısımlık ilişkilerini bize kestirdi ve bize bilinmeyen bir şeyle geldi. Sabahleyin onu helak et!" dedi. Ebû Cehil kendilerinin doğru yolda olduklarını düşünüyor ve Allah’tan kendileri lehine bir fetih bekliyordu.

.

Ebû Cehil’in Son Anları ve Ölümü

Ebû Cehil uzun kuyruklu bir at üzerinde bulunuyor, şiirler söyleyerek korkusuzluğunu dile getiriyor, "Beni anam bu işler için doğurdu!" diyerek övünüp duruyordu.

Abdurrahman b. Avf İslam düşmanının son anlarını şöyle anlatıyor:

"Bedir günü, sağıma soluma baktım, gördüm ki; Ensar gençlerinden, çok genç ikisinin arasındayım.

Ben ise, onlardan daha güçlü olanlar arasında bulunmak isterdim. Onlardan biri bana:

“Amca! Sen Ebû Cehil'i tanır mısın?' diye sordu. Ben de:

“Evet, tanırım. Senin onunla ne işin var ey kardeşimin oğlu?” dedim. Genç:

“Haber aldım ki; o, Resûlullah Aleyhisselama sövermiş. Varlığım Kudret Elinde olan Allah'a yemin ederim ki; ben onu bir görecek olursam, ikimizden, eceli gelen ölmedikçe, şahsım onun şahsından ayrılmayacaktır!” dedi. Gencin bu sözüne şaştım. Öbür genç de berikinin söylediği gibi söyledi. Çok geçmeden, Ebû Cehil'i halkın arasında dönüp dururken gördüm ve:

“Görüyor musunuz? İşte, sorduğunuz adam!” dedim. Gençler hemen kılıçlarını sıyırdılar. Ebû Cehil’e doğru seğirtip gittiler ve onu kılıçtan geçirdiler. Bu gençler, Muaz b. Afra' ile Muaz b. Amr b. Cemuh idi.”[10]

Savaşın sonunda Rasûlullah (s.a.s) “Acaba Ebû Cehil ne yapıyor, kim gidip bakar?” buyurdu. Ebû Cehil'in ölüler arasında araştırılmasını emretti. Bunun üzerine, Abdullah b. Mes'ud Ebû Cehil’i aramaya gitti ve onu bulup öldürdü.

Abdullah b. Mes'ud bu anı şöyle anlatır: “Ben onu son dakikalarını yaşadığı sırada buldum ve tanıdım, boynuna ayağımla bastım ve:

“Ey Allah düşmanı! Allah seni zelil ve hakir kıldı, değil mi? dedim. O, “Allah beni ne ile zelil ve hakir kıldı? Kavminin öldürdüğü adamdan, benden daha üstün kim var? Ey koyun çobancığı! Sen çetin ve erişilmesi çok güç olan bir yere çıkmışsın! Sen onu bırak da, bana haber ver ki, bugün devran kimindir?” dedi.

“Allah’ın ve Rasûlullahındır.” dedim. Kendisine “Seni öldüreceğim!” dediğim zaman, bana: “Efendisini öldüren ilk köle sen değilsin! Benim için en ağır gelen şey, beni senin, çiftçilerin [Medinelilerin] öldürüp Mutayyibîn'den veya Ahlâftan bir adamın öldürmüş olmamasıdır!” dedi.[11]

Hz. Peygamber (s.a.s) Bedir’de öldürülen müşrik cesetlerinin yanında durmuş ve onlara hitaben, “Allah, benim yanımdaki bir grupla size ceza verdi. Şüphesiz, ben güvenilir bir kimse iken siz beni hain ilan ettiniz. Ben doğru bir kimse iken beni yalanladınız” buyurmuştur. Sonra da Ebû Cehil’e yönelerek, “Bu, Allah’a karşı Firavundan daha azgındı. Zira Firavun, öleceğini anladığında Allah’ın birliğini ikrar etti. Bu ise öleceğini anladığında Lât ve Uzzâ'ya dua etti.” buyurmuştur. [12]

 



[1] - M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/125-127.

[2] - İbn-i Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, c. II, s. 93-94

[3] - İbn-i Hişâm, es-Sîre, 414-415; İbn Sa’d, et-Tabakât, I,227.

[4] - İbn-i Hişâm, es-Sîre, II,103

[5]- İbn-i Hişâm, es-Sîre, II,112

[6] - M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/262-264.

[7] - M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık, III,270-273

[8] - M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık, 3/317.

[9] -İbn-i Hişam, es-Sîre, c. II, s. 277

[10] - Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 1 93, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 22, c. 5, s. 11, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1372

[11]- İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 288-289;Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 11 5; Buhârî, Sahih, c. 5, s. 6, 20

[12]- Taberani, el-Mucemül-Kebir, XI,302

Yazar: 

          Ümmetin Firavunu Ebû Cehil - II   

Müşriklerin kötülüklerini ortaya döken ayetler okunup tebliğ edildikçe sıralanan kötülüklerin tümünü veya bir kısmını kendisinde görenler söylenenlerden rahatsız oluyor,  ayetleri bir an önce susturmanın derdine düşüyorlardı. Müşrikler için vahyin tebliğ edilmemesi en öncelikli meseleydi.  Bunun için her türlü önlem alınmalıydı.

Mekke liderlerinden oluşan ve içlerinde Ebû Cehil’in de bulunduğu bir grup Hz. Peygamber’in faaliyetlerini durdurabilmek maksadıyla Efendimizin amcası Ebû Talib’e birkaç kez gitti. Ebû Talib’den Hz. Peygamber’i ilahlarına sövmekten, babalarının dalalette olduğunu söylemekten, dinlerini ayıplamaktan ve onları sefih görmekten vazgeçirmesini istediler.  Ebû Talib bu heyeti bazı sözler söyleyerek geri çevirdi. 

Peygamberliğin onuncu yılında Ebû Talib hastalandı. O ölüm döşeğindeyken müşrik liderlerden oluşan bir grup yeniden çıkageldi. Ondan yeğeniyle aralarını bulmasını istediler. Ebû Talib Allah Rasûlü’nü çağırttı. Ona hitaben: “Ey kardeşimin oğlu! Bunlar kavminin eşrafıdır. Seninle konuşmak istiyorlar.” dedi. Hz. Peygamber de: “Ne istiyorlar?” diye sordu. Onlar: “Sen bizi ve ilahlarımızı bırak, biz de seni ve ilahını bırakalım.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara: “Size bir kelime söylesem,  onu kabul ettiğinizde tüm Araplara hükmetseniz ve Acem de size boyun eğse istemez misiniz?” karşılığını verdi.

Ebû Cehil heyecanla: “Ey kardeşimin oğlu söyle, sen söyle biz on kez söyleyelim.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “La ilahe illallah dersiniz ve Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeyleri söküp atarsınız.” buyurdu. Orada bulunanlar bunu duyunca yüz çevirdiler ve şöyle dediler: “Ey Muhammed, bütün ilahları tek bir ilah mı kılmak istiyorsun? Bu ne acaip bir şey!” Müşriklerin bu sözleri Sad Sûresi’nin beşinci ayetinin nüzulüne sebep olmuştur.[1]

Ebû Talib İmana Davet Edilirken Ebû Cehil’in Mücadelesi

Mekke’de sözü dinlenen ve saygı duyulan kimselerin müşrik inancını bırakması asla razı olunabilecek bir durum değildi. Ebû Cehil böyle bir durum hissettiğinde mutlaka müdahale etmeye çalışır ve o kişiyi kendi dininde tutmak için her yolu denerdi. O, Ebû Talib’in de Müslüman olmasını engellemek için asabiyet ruhunu ve atalara saygı silahını kullanmıştı.

Ebû Talibin ölmek üzere olduğu sıralarda Rasûlullah onun yanına geldi. O esnada Ebû Cehil ve Abdullah b. Ebî Ümeyye de orada bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.s) amcasıyla konuşmaya başladı ve tekrar onu İslam’a davet etti: “Ey amca! ‘Lâ ilâhe illallah’ de. Bu sözle sana şehadet ve şefaat edeyim. Bu mübarek kelimeyi söyle!” 

Ebû Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye: “Ey Ebû Talib! Sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çevireceksin?” diyerek onun iman etmesini engellemeye çalıştılar. Peygamberimiz (s.a.s.) Ebû Talibe kelime-i tevhidi teklif ettikçe, Ebû Cehil ile Abdullah,  sözlerini tekrarlayıp durdular.

Ebû Talib’in onlara son sözü: “Ben, Abdulmuttalib'in milleti üzereyim.” demek oldu.[2]

Seni Değil, Senin Getirdiklerini Yalanlıyoruz

Müşrikler Hz. Muhammed’e karşı çıkarken aslında vahye karşı çıkıyorlardı. Bir gün Ebû Cehil Peygamberimize hitaben “Ey Muhammed, biz seni değil, senin getirdiklerini yalanlıyoruz.”[3] diyerek gerçek düşüncesini ortaya koymuştu. Bunun üzerine En’am suresi 33. ayet nazil olmuştur. Ayet-i Kerime’de Rabbimiz şöyle buyurur: “Onların sözlerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar.

Ebû Cehil’in Hz. Peygamber’in Namazına Engel Olmak İstemesi

 Ebû Cehil Hz. Peygamber’in (s.a.s) namazından, bir olan Allah’a secde etmesinden çok rahatsız oluyordu. Arkadaşlarına, secdeyi kastederek: “Muhammed sizlerin yanında da yüzünü yere koyuyor mu?” diye sordu. “Evet.” dediler. “Lât ve Uzzâ’ya yemin ederim ki onu, bunu yaparken görürsem boynuna basacağım.” dedi.

Rasûlullah (s.a.s) bir gün Kâbe’de namaz kılarken Ebû Cehil onu gördü ve ahdettiği şeyi yapmak için Hz. Peygamber’in yanına geldi.  Fakat birdenbire ellerini kaldırarak ge­risin geri döndü. Onun bu halini görenler ne olduğunu sordular.  Ebû Cehil: “Muhammed’le benim aramda ateşten bir hendek meydana geldi, beni şiddetli bir korku kapladı ve birtakım kanatlar gördüm.” dedi.

Ebû Cehil’in Hz. Peygamber’i Öldürme Girişimi

Kureyş müşriklerinden bir grup Peygamberimizi yanlarına çağırttılar. Hz. Peygamber gelince onunla konuşmaya başladılar. Ancak zamanla sözleri hakaretlere, yersiz tekliflere hatta ölüm tehdidine kadar vardı. Onların bu tutumu kavminin iman edeceğini ümit eden Rasûlullah’ı çok üzdü. O gittikten sonra Ebû Cehil arkadaşlarına şunları söyledi:

“Ey Kureyş cemaati! Görüyorsunuz ki, Muhammed dininizi ayıplamaktan, baba ve atalarınıza dil uzatmaktan, akıllılarınızı akılsız saymaktan, ilahlarınıza dil uzatmaktan vazgeçmedi! Ben Allah'a söz veriyorum ki, yarın kolay kolay taşıyamayacağım bir taş alıp oturacak, namazda secdeye kapandığı zaman, o taşla Muhammed’in başını ezeceğim! Bunun üzerine, siz beni ister koruyunuz, ister Abdi Menaf oğullarına teslim ediniz. Abdi Menaf oğulları bana istediklerini yapsınlar (razıyım).” dedi. Kureyş müşrikleri: “Vallahi, biz seni hiçbir zaman onlara teslim etmeyiz! Git, istediğini yap!” dediler.

Ebû Cehil, sabaha çıkınca, güçlükle taşıyabileceği iri bir taş aldı. Oturup Hz. Peygamber’in (s.a.s.) gelmesini bekledi. Peygamberimiz (s.a.s.) her zaman olduğu gibi, sabahleyin Kâbe’ye geldi ve namaz kılmaya başladı. O sırada Kureyş müşrikleri toplantı yerlerine gelip oturmuşlar, Ebû Cehil'in ne yapacağını görmek için bekliyorlardı.

Ebû Cehil taşı eline aldıktan sonra Peygamberimiz’e (s.a.s.) doğru ilerledi. Peygamberimizin (s.a.s.) yanına yaklaşır yaklaşmaz, yenilgiye uğramış, benzi sararmış, taş elinden düşmüş olarak geri döndü.

Arkadaşları hemen yanına geldiler ve “Ey Hakem'in babası!  Ne oldu sana?” dediler. Ebû Cehil: “Size söylediğim şeyi yapmak üzere kalkıp onun yanına doğru gittim. Tam bu sırada önüme bir erkek deve çıkıverdi. Hayır! Vallahi, o devenin ne tepesi ve boyun kökü, ne de dişleri gibisini hiçbir devede görmemişimdir. Az daha beni yutacaktı.” dedi.[4]

Allahım! Ebû Cehil’i Sana Havale Ediyorum

Peygamberimiz (s.a.s), Kâbe’nin yanında namaz kılarken, orada bulunan Ebû Cehil yanındakilere: Hanginiz gidip falancaların dün kestiği dişi devenin etenesini alarak, secde ettiği zaman Muhammed’in sırtına koyar, dedi. Oradakilerin en bedbahtı Ukbe b. Ebî Muayt koşarak onu getirdi ve Peygamberimiz (s.a.s) secdeye vardığında omuzları arasına koydu. İnsanlar gülmeye, gülmekten birbirlerinin üstüne yıkılmaya başladılar.  Peygamber (s.a.s) secdeden başını kaldıramıyordu. Nihayet birisi gidip Fatıma’ya haber verdi. Hz. Fatıma gelerek onu sırtından attı.

Peygamber (s.a.s), namazını bitirince sesini yükselterek Kureyşliler’e beddua etti. Allah Rasûlü, beddua ve hayır dua ettiği zaman üç defa tekrar ederdi. Peygamber’in (s.a.s) bedduasından korktukları için Kureyşliler’in gülmeleri kesilmişti. Peygamberimiz (s.a.s) daha sonra (isim sayarak): “Allahım! Ebû Cehl’i sana havale ediyorum, Utbe b. Rabîa’yı, Şeybe b. Rabîa’yı, Velid b. Ukbe’yi, Ümeyye b. Halef’i ve Ukbe b. Ebî Muayt’ı sana havale ediyorum.” dedi. Hz. Peygamber’in(s.a.s), isimlerini saydığı kimselerin tamamı Bedir Savaşı’nda öldürüldü ve cesetleri Bedir kuyusuna atıldı.”[5]

Tebliği Engelleme Çabası

Ebû Cehil her fırsatta Hz. Peygamber’i izliyordu. Onun biriyle konuştuğunu gördüğü anda hemen konuşulan kişinin yanına gidiyor ve Hz. Peygamber’in anlattıklarını alaya alıyor, İslam davetini engellemeye çalışıyordu. Mekke’ye giriş yollarını tutmak suretiyle şehre gelen hacılar ve tüccarlarla Hz. Peygamber’in görüşmesine engel oluyordu.

Hz. Cafer'in (r.a) tebliğinden etkilenen 20 kişilik bir heyet Habeşistan’dan Mekke'ye gelmişti[6]. Mescidi Haram’da Hz. Peygamber (s.a.s) ile karşılaşmışlar ve tebliğ ettiği şeylerin ne olduğunu sormuşlardı. Hz. Peygamber (s.a.s) cevap olarak kendilerine Kur’an’dan birkaç ayet okumuştu. Bunun üzerine gözlerinden yaşlar dökülmeye başlayan Habeşliler Hz. Peygamber’in (s.a.s) Allah'ın Rasûlü olduğuna inanmışlardı. Hz. Peygamber’in (s.a.s) yanından ayrılıp giderlerken Ebû Cehil birkaç Kureyşli ile karşılarına çıktı ve onları azarlayarak “Şimdiye kadar buraya böylesine aptal bir heyet gelmemişti. Ey budalalar; siz daha onunla karşılaşır karşılaşmaz, hemen inancınızdan vazgeçiverdiniz!” diye hakaret etti. Ve onları yeni inançlarından caydırmaya çalıştı. Bu kibar insanlar Ebû Cehil ile tartışmak istemeyerek şöyle deyip ayrıldılar: "Seninle tartışmaya girmek gibi bir niyetimiz yok. Sen kendi inancından sorumlusun, biz de kendi inancımızdan sorumluyuz. Biz kendimiz için hayır gördüğümüz bir şeyi kabul ettik.”[7]

Hz. Hamza ve Hz. Ömer'in Müslüman Oluşu

Ebû Cehil bir gün Safa tepesi yakınında Hz. Peygamber’e (s.a.s) rast gelmiş, ona kötü sözler söylemiş ve ağır hakaretlerde bulunmuştu. Hz. Peygamber (s.a.s) ise ona hiçbir şey söylememişti. Abdullah b. Cüd’an’ın cariyesi tüm bu yaşananları görmüştü.

Peygamberimizin amcası Hz. Hamza tek başına çölde avlanmaya gider, döndüğünde evine uğramadan önce Kâbe’yi tavaf ederdi. Tavaftan sonra Kureyş liderlerinin yanına gelir, onlarla otururdu.  Yine bir av dönüşü sırasında Abdullah b. Cüd’an’ın cariyesi karşısına çıktı ve ona; “Ey Ebû Umâre! Yeğenin Muhammed’e az önce Ebû’l-Hakem’in yaptığı hakaretleri keşke duysaydın! Ebû’l-Hakem yeğenine sövüp saydı, O’nu üzecek şeyler söyledi ve O’nu incitti. Sonra çekip gitti. Muhammed ise hiç bir şey söylemedi.” dedi.  Bu duruma çok sinirlenen Hamza hemen Harem’e, Ebû Cehil’in bulunduğu yere gitti. Ebû Cehil Kâbe’nin yanında oturuyordu. Ona; “Muhammed’e sövüp sayarsın ha! İşte ben de onun dinindeyim. Onun söylediklerini söylüyorum. Gücün yetiyorsa bana da cevap ver; söv say bakalım.” diyerek elindeki yayı Ebû Cehil’in kafasına indirdi. Orada bulunan Mahzumlular karşı tepki vermek için ayaklanmak istedilerse de Ebû Cehil; “Ebû Umâre’yi bırakın. Onun hakkı var. Yemin ederim ki yeğenine çok fena şeyler söyledim.” dedi ve onları durdurdu.[8]

Ebû Cehil’in Hz. Hamza’ya karşı kabilesinden olan insanları durdurması asabiyetin o dönemde ne kadar etkili olduğunu çok iyi bildiğini göstermektedir. Ona göre, Hz. Hamza’nın tepkisi o anki sinirine bağlıydı ve bu geçici bir durumdu. O esnada gerçekleşecek bir kavga olumsuz bir sonuca sebep olabilir, Hamza gerçekten Müslüman olabilirdi. Mekke’de bulunan bir kölenin, Mekke dışından bir adamın bile Müslümanlığına tahammül edemeyen Ebû Cehil, Hamza gibi birinin Müslüman olmasına hiç katlanamazdı. Bu kavgasında gerekirse her türlü işkenceye, dayak yemeye, hakkı varsa bile almamaya razı gelebilirdi.

Müslümanların sayısının artması, kendi dinlerinin akıbeti adına Kureyşliler’i tedirgin ediyordu. İşin sonu kötüye gidiyordu ve acilen tedbir alınmalıydı. Ebû Cehil ise çözümü çoktan bulmuştu.  Ona göre Muhammed’in öldürülmesi gerekiyordu. Bu fikir kabul görmüş, Ebû Cehil katili bizzat ödüllendireceğini ilan etmişti.

Ebû Cehilin fikirlerinden çok etkilenen Ömer b. Hattab kılıcını kuşandı ve Muhammed aleyhisselâmı öldürmek üzere yola çıktı. Ancak olaylar Ebû Cehil’in planladığı gibi değil, Hz. Ömer’in Müslüman olmasıyla sonuçlandı.

Hz Ömer’in (r.a) akrabalarından Abdurrahman b. Haris, Hz Ömer’in (r.a) Müslüman olunca şunları söylediğini rivayet etmiştir: “Müslüman olduğum gün Mekke halkından kimin Allah Rasûlü’ne daha çok düşmanlık ettiğini düşündüm. Ona gidip Müslüman olduğumu söylemeyi tasarladım. Kendi kendime dedim ki bu kimse olsa olsa dayım Ebû Cehil olabilir. Sabah olunca gidip Ebû Cehil’in kapısını çaldım. Ebû Cehil kapıyı açtı, beni görünce: “Hoş geldin yeğenim, bir işin mi var niye geldin?” diye sordu. Ben de ona “Allah’a, O’nun elçisi Muhammed’e ve Muhammed’in getirdiği emirlere iman ettiğimi sana haber vermeye geldim.” dedim. Bunun üzerine “Allah seni de söylediğin şeyi de kahretsin!” diyerek kapıyı yüzüme çarptı.”[9]

Boykot Yılları

Ebû Cehil, Kureyş’in boykot uygulamasına da önderlik etmiş, Müslümanlara yapılmak istenen her türlü yardıma engel olmuştur. O, müşriklerden birinin kalbinin yumuşadığını ve Müslümanlara yardım etmeyi düşündüğünü öğrendiğinde hemen yanına koşup içini kinle doldurmuş ve onu mazlum Müslümanlara yardım etme düşüncesinden vazgeçirmiştir.  Müslümanlara gizlice yardım edilmesine mani olmak isteyen Ebû Cehil bir dedektif gibi çalışmış, geceleri uyumayarak nöbet tutmuş, Hâkim b. Hizâm ve Hişâm b. Âs gibi vicdan sahibi kimselere engel olarak onları tehdit etmiştir. Risaletin ilk gününden beri küfrün liderliğini yapan Ebû Cehil’in İslam düşmanlığı her geçen gün artmış, firavun zulmünden vazgeçmemiştir.

 

 

 

 

 



[1]-  Bedrettin Çetiner, Fatiha’dan Nas’a Esbâb-ı Nüzûl, c. II, s. 755.

[2] - İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 122, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 98, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 54.

[3] Tirmizi,Tefsirul Kuran,6.

[4] -İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 319-320.

[5] - Buhârî, “Cizye”, 21.

[6] -Bu grubun Necranlı olduğu da rivayet edilir.

[7] -Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an, V,71.

[8]- Rıdvan Gür,  Ebû Cehil’in Hayatı ve İslam Karşıtı Faaliyetleri, Yüksek Lisans Tezi, 60-61, Isparta 2014.

[9] - İbn Hişam, Sîre, c. I, s. 438.

Yazar: 

          DÜNYA BARIŞI İÇİN NEBEVÎ BİR ÇÖZÜM TEKLİFİ: “Haram Aylar”   

barışİslam dinini diğer din, ideoloji ve fikri akımlardan ayıran sembol ve nişanlarına şeâir denir. Şeâir, şiârın çoğuludur. Bir yol, bir akide, bir düşünce biçimi, bir eylem veya bir sistemi sembolize eden bir nesne veya onun temsilcisine, bir amblem görevi gördüğünden dolayı şiâr denilir.[1] Kur’ân, şeâirin titizlikle korunmasını ve ta'zim gösterilmesini emretmektedir.[2] Besmele, selam, bayramlar, namaz, zekât, oruç, hac gibi ibadetler, ezan, kıble, Cuma namazı, cemaatle namaz, mescid, minare, Kur’ân, hac, hac mekânları, mübarek mekânlar, kurban gibi semboller bu şeâir kapsamındadır.

Haram aylar, İslam'ın zamanla ilgili önemli şeâiri arasında yer almaktadır. İslam'ın şeâiri arasında yer aldığı için haram aylara ihtimam ve hürmet gösterilmesi bir Müslüman için imanın gereğidir. Haram aylar anlayışı Hz. İbrahim ve İsmail'den beri mevcut olan bir uygulamadır. Araplar o zamandan beri buna titizlikle riayet etmişler, bu uygulamayı nesilden nesle büyük bir özenle devam ettirmişlerdir.

“Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.”[3]

Bu ayette zamanın akışıyla ilgili bir yasayı hatırlatma ve özellikle bu aylarda kötülüklerden kaçınılması emri vardır. Ayların sayısının on iki olarak belirlenmesi Yüce Allah'ın koyduğu evrensel yasaların bir parçası, bir uzantısıdır. Allah’ın koyduğu tüm yasalar gibi kalıcıdır.

Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayları haram aylardır. Bu aylardan üçü peş peşe gelmekte Recep ayı ise başka bir zamanda gelmektedir. Rasûlullah(s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Zaman döndü dolaştı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı andaki durumuna geldi. Sene 12 aydır, dördü haram aydır. Bunların üçü art arda gelir: Zi'lkade, Zi'lhicce, Muharrem. Receb ise tektir.”[4]

Haram Ay Olarak Adlandırılma Sebebi

a)Bu aylarda savaşmak yasaktır. Bu nedenle de haram aylar olarak isimlendirilmişlerdir. Nitekim Bakara Sûresinin 217. ayetinde haram aylarda savaşmanın büyük günah olduğu ifade edilmektedir.“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır.”

b) Haram olan fiillerin, haram bir ayda işlenmesinin günah veya cezasının diğer zamanlara göre kat kat fazla olması yine bu aylarda ibadet ve taatların mükâfatlarının da diğer vakitlere oranla çok daha fazla olmasına istinaden bu ad verilmiştir.

c) Hac ve umre menasikinin bu aylarda güven ve huzur içinde ifa edilebilmesi içindir.

Dört ayın özellikleri

Zilkade: Bu ayda insanlar savaştan geri durmakta, savaş yapmamakta ve hac farizasını ifa için yola çıkmaktaydılar. Bu aya bu nedenle Zilkade denilmiştir.

Zilhicce: İnsanlar hac menasikiyle meşgul oldukları ve hac farizasını eda ettikleri için bu aya bu isim verilmiştir.

Muharrem: Hacıların uzaktan geldikleri ülkelerine güven içerisinde dönmelerinin temini için haram aylar kapsamındadır.

Receb:Receb ayına bu ismin verilmesi ise bu aya ta'zim edilmesi nedeniyledir. Bir başka kabule göre melekler bu ayda Allah'ı hamdetme ve tesbih için toplandıklarından bu ad verilmiştir.[5]

Savaş Hukuku Açısından Haram Aylar

Haram aylardaki savaş yasağının halen devam edip etmediği İslam hukukçuları tarafından tartışılmıştır. Günümüzde haram aylarda savaş yasağının devam ettiğini benimseyen hukukçuların sayısının giderek arttığı görülmektedir. İslam barış dinidir. İslam’ın ana kaynağı olan Kur’ân’da sıkça barışa vurgu yapılması bu aylarda savaş yasağının devamını da gerektirmektedir. Bu ayların sulh içerisinde geçmesi kalıcı barışın tesis edilebilmesi için de önemli bir başlangıç oluşturacaktır.

Haram aylar, Hz. Peygamber'in birçok hadisine konu olmuş ayrıca Peygamber Efendimiz bu ayların haram olduğunu Veda Haccı’nda özel olarak vurgulamış, bahse konu aylardaki savaş yasağının kaldırıldığına dair ise herhangi bir işarette bulunmamıştır. Veda Hutbesi'nde Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Zaman döndü dolaştı, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı andaki durumuna geldi. Sene 12 aydır, dördü haram aydır. Bunların üçü art arda gelir. Zi'lkade, Zi'lhicce, Muharrem. Receb ise tektir.”

Bu özel vurgular Haram aylardaki savaş yasağı hükmünün tarihsel olmadığının ve bu hükmün nesh edilmediğinin kanıtları arasındadır.

Müslümanların Barışı İçin Haram Aylar

Bu aylar kötü alışkanlıklardan vazgeçme, ibadet alışkanlığı kazanma, güzel hasletler elde etme ve bunları devam ettirme gibi hususlar için önemli bir fırsattır. Bu aylarda Allah'ın af ve rahmeti âdeta çağlamaktadır. O açıdan bu ayları her türlü ibadet, taat ve salih amellerle ihya etmenin yolları aranmalıdır. Bütün bu güzelliklerin ortaya çıkabilmesi için ise huzur ve güvenin temin edildiği bir ortamın oluşması gerekmektedir.

Mü'minler arasında kavgaların ve savaşların olabileceğini İslam öngörmüş ve bunu bir realite olarak kabul etmiştir. “Eğer mü'minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.”[6]

Kur’ân, birbirleri ile çatışmalarına, birisinin haddi aşmış olması ihtimaline rağmen,  savaşan iki grubu “iman” ve İslam dairesinden çıkarmamaktadır. Kur’ân-ı Kerim bu iki grup dışında kalan mü’minleri, birbiri ile çatışan grupların arasını bulup düzeltmekle görevlendirmektedir.

Haram aylar uygulaması, İslam ülkelerine teklif edilebilir ve bunun uygulanması halinde kardeşliğin temellerini yeniden oluşturabilmek için Müslümanlara bir fırsat, ayrıca soluklanma imkânı verilmiş olur.

Dünya Barışı İçin Haram Aylar

Temiz insan fıtratı, zulmün, haksızlığın ve savaşın olmadığı huzurlu bir yaşam sürmek ister. Allah’ın yarattığı fıtratın temsilcisi olduğu iddiasındaki Müslümanların, barışı tüm dünyaya hâkim kılabilme idealini taşıma ve bunu ahlaki bir amaç haline getirme sorumlulukları vardır. Hangi din, bölge, kavim ve renkten olursa olsun vicdan ve akıl sahibi insanlar, savaşlara, savaş kışkırtıcılarına karşı güçlerini birleştirip barışı sağlayan ve onu koruyan güçlü bir yapı oluşturmalıdır. İslam’dan önceki Cahiliye toplumunda erdemli ve dürüst bazı kimselerin zulmü ve tüm haksızlıkları ortadan kaldırmak amacıyla kurdukları Hılfu’l-Fudûl teşkilatı en zor ve imkânsız şartlarda bile olumlu bazı çalışmaların yapılabileceğini göstermektedir. Şu halde yeryüzünde barışı ve adaleti tesis etmekle yükümlü Müslümanların dünya barışı için harekete geçmeleri ve acilen somut adımlar atmaları gerekmektedir. Haram aylar uygulamasının hayata geçirilmesi kalıcı barışın sağlanması için çok önemli bir fırsat olacaktır.

“Haram aylar” fikrini ve uygulamasını öne çıkarmak suretiyle hiç değilse insanların, yılın üçte birinde savaş, katliam ve terörden uzak yaşayabilmesi sağlanacaktır. Haram aylar, yaratılışın başlangıcına uzanan bir derinliğe sahipse, beşeriyetin kolektif vicdanında karşılığı var demektir. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların ortak atası Hz. İbrahim'in kolektif hafızada yeniden canlandırdığı bu yasaklara uymak, bugün de pekâlâ mümkündür.

Milletlerarası ilişkilerde barışı esas alan İslâm dini, yeryüzünde her türlü haksızlık, bozgunculuk ve tahakkümü yasaklamıştır (el-Bakara 2/205; el-Kasas 28/83). Bununla birlikte insanın benliğinde taşıdığı menfi eğilimler sebebiyle savaşın bir vakıa olduğunu kabul etmiş (el-Bakara 2/30, 251) ve savaşla ilgili hükümler koyarak onun tahribatını sınırlamaya çalışmıştır. Haram aylar kavramının ancak bütün tarafların kabulü ve saygı göstermesiyle uygulamada faydalı sonuçlar doğuracağı şüphesizdir. Bu kavramın ortaya çıkışı ve uygulanışıyla ilgili tarihî ve dinî şartlar ne olursa olsun, ihmal edilen birtakım insanî değerlerin yaşatılması ve bu konuda kamuoyu oluşturulması için belli günlerin ayrılmasına önem verilen zamanımızda yılın üçte birini meydana getiren bir süreyi insanların savaş karşıtı düşünce ve duygular içinde yaşamasının yeryüzünde barışın sağlanmasına sağlayacağı katkı büyüktür.[7]



[1]-Mevdudi, Tefhimu’l-Kuran,I,449.

[2]-Maide Sûresi5/2.

[3]-Tevbe Sûresi 9/36.

[4]- Buhari, Bed'u’l- halk,2; İbn Sa'd, et-Tabakat, II, 186; Müsned, V, 37, 73; Müslim, "Kasâme", 29.

[5]- Prof. Dr. Sabri ERTURHAN, Haram Ayların Fıkhi Okunuşu, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 13. sayı, 2009, s. 199-200.

[6]-Hucûrat Sûresi 49/9.

[7]- Hüseyin ALGÜL,”Haram Aylar”,DİA, XVI,106.

Yazar: 

          Ukbe b. Ebî Muayt - Ebû Cehil'in Tetikçisi    

                                                  

            İslam’ın Safa Tepesi'nden herkese ilan edilmesiyle tebliğ farklı bir renge büründü. Açıktan davetin başlamasıyla Mekke cahiliye toplumunun bütününü ilgilendiren ve tarihin akışını değiştiren Nebevî değişim ve dönüşüm hareketi farklı bir boyut kazandı.İslam’ın yayılmasından rahatsız olanlar Hz. Peygamber’i rahatsız etmeye başlamış ve o Kutlu Elçi’ye çeşitli şekillerde hakaretler ve müdahalelerde bulunmuşlardı.

            Rasûlullah’ın (s.a.s) davetine, Kureyş'in diğer kolları gibi Benî Ümeyye de şiddetli tepki gösterdi. Adını Ümeyye b. Abdüşems’ten alan Benî Ümeyye kabilesi cahiliye döneminde Mekke idaresinde önemli bir yere sahipti. Şehrin ve Kâbe’nin idaresiyle ilgili olarak kabileler arasında dağıtılan görevlerin en önemlilerinden olan başkumandanlık vazifesi, bu kabile tarafından yürütülüyordu. Haşimiler ile Emeviler arasında bir rekabet mevcuttu.Ümeyye ailesi ileri gelenleri, Hz. Peygamber’in İslâm’a açık davetinin ilk günlerinden itibaren halkın Müslüman olmasını engellemeye çalıştılar. Bu hususta diğer müşrik liderlerle birlikte hareket ettiler; hatta şehirdeki nüfuzları sebebiyle bu hareketin elebaşları oldular.[1]

ateş cehennemUkbe bin Ebi Muayt

      Rasûlullah(s.a.s), risaletle görevlendirildiği günden, görevini tamamladığı güne kadar İslam düşmanlarından birçok sıkıntı görmüştür.Bu saldırılar bazen sadece Rasûlullah’a (s.a.s) bazen de Müslümanlara yöneliyordu. Hz. Peygamber(s.a.s); yapılan eziyet, zulüm ve hıyanetlere sabrederek kendisine bunları yapanları kazanmaya çalışmıştır. Medine’de de Rasûlullah, nefsi için cezalandırma yoluna gitmemiş, her zaman ilk planda af yolunu tutmuş ve bağışlamayı tercih etmiştir. Ancak bu zulmedenler içinde öyle birisi vardır ki hakkında ölüm emri verilmiştir. Rahmet Peygamberi’nin hakkında ölüm emri verdiği azgın, nasıl birisidir ve ne yapmıştır da bu cezaya çarptırılmıştır?

            Ukbe b. Ebî Muayt, Hz. Peygamber’in(s.a.s) en şiddetli düşmanlarından birisi olup tam künyesi: “Ukbe b. Ebî Muayt b. Ebî Amr b. Ümeyye b. Abdi Şems b. Abdi Menâf b. Kusayy el-Kuraşî el-Ümevî’dir. Ümeyyeoğullarının önde gelenlerindendi, Mekke’nin zenginleri ve ileri gelenleri arasında yer alıyordu.

           İslam düşmanı olan Ukbe’nin çocukları İslam’la şereflenerek Müslüman olmuştur. Eşi Ümmü Osmân Ervâ bint Küreyz, Rasûl-i Ekrem’in halası Ümmü Hakîm Beyzâ bint Abdülmuttalib’in kızıdır. Cahiliye döneminde Affân b. Ebu’l-Âs ile evlendi. Ondan Osman ile Âmine adlı bir kızı oldu. Affân’ın ölümünden sonra Ukbe b. Ebî Muayt ile evlendi. Ondan da Velîd, Umâre, Hâlid, Ümmü Külsûm, Ümmü Hakîm ve Hind adlarında altı çocuğu dünyaya geldi. Çocuklarının hemen hepsi İslâmiyet’i kabul etti. Ervâ’nın Mekke’de Hz. Ebû Bekir, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Ammâr b. Yâsir’in anneleriyle birlikte İslâmiyet’in ilk yıllarında Müslüman olduğu rivayet edilmektedir.[2]

            Ukbe’nin kızı Ümmü Külsûm, Mekke’de hicretten önce Rasûl-i Ekrem’e biat ettikten sonra ailesinin muhalefetine rağmen 7. yılda (628), Mekkelilerle yapılan Hudeybiye Antlaşması’nın ardından, bir gece Medine’ye doğru yaya olarak yola çıktı. Bu cesareti sebebiyle ailesi yanında bulunmadan hicret eden tek Kureyşli kadın ve Rasûlullah’tan (s.a.s) sonra ilk hicret eden hanım diye tanındı. Hicretinin ardından kardeşleri Velîd ile Umâre onu Mekke’ye götürmek üzere Medine’ye geldilerse de Hz. Peygamber Ümmü Külsûm’ü onlara vermedi. Kardeşleri kendisini Hudeybiye Antlaşması’nda yer alan, Medine’ye sığınan Mekkelilerin iade edileceği maddesine göre istemekteydi. Rasûl-i Ekrem ise onlara kadınların antlaşma kapsamına girmediğini söyledi ve Ümmü Külsûm hakkında o sırada nazil olan Mümtehine Sûresi’nin 10 ve 11. ayetleri dolayısıyla samimiyetle hicret ettiği tespit edilen mümin bir kadının kendilerine verilemeyeceğini bildirdi.[3]

Ukbe b. Ebî Muayt’ın Hz. Peygamber ve İslam ile Olan ilişkisi

          Ukbe b. Ebî Muayt ilk başlarda Hz. Peygamber’e karşı daha ılımlı davranıyordu. Rasûlullah’la (s.a.s) oturur ve onu dinlerdi. Hatta Ukbe kelime-i şehadeti bile söylemişti. O, uzun bir yolculuktan döndüğünde Mekke’de yemek yedirmeyi âdet edinirdi. Yine böyle bir davet sırasında Kureyş’in eşrafı ile beraber Hz. Peygamber’i(s.a.s) yemeğe davet eder.Hz. Peygamber (s.a.s) ona yemeğe ancak kelime-i şehadeti söylemesi durumunda katılacağını söyler. Ukbe de kendisine Rasûlullah (s.a.s) tarafından sunulan şartı yerine getirir ve kelime-i şehadeti söyler. Ancak Ukbe, kelime-i şehadeti söylemesine rağmen İslam’da karar kılmamıştır.

          Übeyy b. Halef, yakın dostu Ukbe b. Ebî Muayt’ın Rasûlullah’la (s.a.s) oturup konuştuğunu ve kelime-i şehadeti söylediğini işittiğinde Ukbe’nin yanına gelerek ona, sâbiî mi oldun? “dedi.[4] O da Hz. Peygamberin yemek davetine katılmamasının kendisini utandıracağını, şerefine leke getireceğini düşündüğünden kelime-i şehadeti söylediğini belirtince Übeyy ona, “Eğer gidip Muhammed’i açıkça inkâr etmez ve yüzüne karşı hakarette bulunmazsan seninle asla konuşmayacağım.” dedi. Ukbe, samimi dostunu kaybetmemek ve atalarının dininden dönmediğini ispat etmek için Rasûlullah’a (s.a.s) bu çirkin hareketi yapmaktan çekinmedi.[5]  Onun bu hareketi üzerine Cenab-ı Hak Ukbe ve Übeyy hakkında şu ayeti kerimeyi indirmiştir.[6]

            “Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Çünkü Kur’an bana gelmişken beni ondan saptırdı’. Şeytan insanı yüzüstü bırakıp rezil eder.”[7] Ukbe’nin imanına engel olan bu dost örneği, bizim de kimleri dost edindiğimizi düşünmemize sebep olmalı. Arkadaş ve dostlarımız bize neleri telkin ve talim ediyorlar şöyle bir gözden geçirmeliyiz ki buradaki yakın dostluk, ahirette amansız düşmanlığa dönüşmesin. Böyle dost, düşman başına diyerek pişmanlık duymayalım.

Amansız Düşman

Ukbe, Mekke döneminde Hz. Peygamber (s.a.s) başta olmak üzere Müslümanlara en çok zulmeden ve onlara en fazla düşmanlık eden Kureyş reislerindendi. Kötülükte en şiddetli davrananı (eşka’l-kavm) diye anılıyordu. O, Ebû Leheb gibi Rasûlullah’ın (s.a.s) şerli komşularından birisi olup rahatsız edici şeyleri Hz. Peygamber’in(s.a.s) yol güzergâhına dökerek Rasûlullah’a eziyet ederdi.[8] Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.), ona: “Ey Eban'ın babası! Senden gördüğümüz eziyetleri azaltmayacak mısın?”diye sorduğu zaman, Ukbe:“Hayır! Sen, üzerinde durduğun şeyi bırakıncaya kadar, azaltmayacağım!” dedi. Peygamberimiz (s.a.s.): “Vallahi, sen ya bu davranışlarından vazgeçersin, ya da başına ansızın bir belâ gelip çatar!” buyur­du.[9] 

            Ukbe b. Ebî Muayt, artık aktif olarak İslâm aleyhinde çalışıyordu. Bu konuda kendisine biçilen hiçbir role de hayır demiyordu. Kureyşliler tarafından Nadr b. Hâris ile birlikte Rasûlullah (s.a.s)  hakkında bilgi edinmek için Yahudi âlimleriyle görüşmek üzere Yesrib’e (Medine) gönderildi. Yahudi âlimleri onlara üç soru sormalarını, eğer bunlara cevap verirse kendisine inanıp uymalarını tavsiye ettiler. Rasûlullah (s.a.s) , Mekke’ye dönen ve bir grup müşrikle beraber yanına gelen Ukbe ve Nadr’ın bu üç sorusunun cevabını bir gün sonra vereceğini bildirdi. Fakat “inşallah” demeyi unuttu. Beklediği vahiy gelmeyince müşrikler aleyhinde konuşmaya başladı ve Rasûlullah (s.a.s)   büyük bir sıkıntıya düştü. On beş gün sonra, “Allah izin verirse demedikçe hiçbir şey için şu işi yarın yapacağım, deme!” mealindeki ayetlerin (18/23-24) yer aldığı Kehf Sûresi nâzil oldu.[10]

Ebu Cehil’in Tetikçisi

Müşrikler Mekke'de, Rasûlullah'ın (s.a.s) davetine farklı farklı yöntemlerle karşı koyuyorlardı. Çeşitli tartışma ortamları açarak, yalan ve iftira yoluyla Rasûlullah'ı (s.a.s) ve Müslümanları yıpratmayı böylece İslâm'ı kabul etmemiş olan kimselerin kafalarında soru işaretleri oluşturarak, onları İslam hakkında tereddüde düşürmeyi istiyorlardı. Bunun yanında Hz. Peygamber'i(s.a.s)  öldürerek kendilerince sorunu kökten çözmeye de çalışıyorlardı. Ukbe b. Ebî Muayt, bu kötü fiili iki kere uygulamaya çalışmıştır.

            Bir gün Peygamberimiz(s.a.s), Beytullah’ın yanında namaz kılıyordu. Etrafında da Ebû Cehil ve arkadaşları oturuyorlardı. Bu sırada Ebû Cehil : “Hanginiz falanların deve işkembesini getirip secde ettiği zaman Muhammed’in sırtına koyar?” dedi. Oradakilerin en şerlisi Ukbe b. Ebî Muayt, deve işkembesini getirip Peygamberimiz secdeye vardığı sırada sırtına koydu.[11]

         Ukbe’nin bu hareketi üzerine oradakiler gülmeye başladılar ve gülmekten birbirlerinin üzerine yıkıldılar. Rasûlullah, mübarek başını deve işkembesinin ağırlığından dolayı secdeden kaldıramıyordu. Nihayet Fatıma (r.anh) geldi ve sırtındaki deve işkembesini yere attı. Hz. Peygamber: “Allah’ım Ebû Cehil’i, Utbe b. Rabia’yı, Şeybe b. Rabîa’yı, Velid b. Utbe’yi, Ümeyye b. Halef’i, Ukbe b. Ebî Muayt’ı sana havale ediyorum!” buyurdu.[12]

            Peygamberliğin onuncu yılında Ebû Tâlib’in ölümü üzerine müşrikler Rasûl-i Ekrem’e yapmakta oldukları eziyetleri arttırdılar. O sırada Benî Hâşim’in büyüğü sayılan Ebû Leheb, kız kardeşlerinin ısrarıyla Rasûlullah’ın himayesini üzerine almak zorunda kaldı. Ancak Ukbe b. Ebî Muayt ile Ebû Cehil onu tahrik ederek kararından vazgeçirdiler.

Eziyetlerin En Ağırı

Sahâbeden Abdullah b. Amr b. As (ra)’dan müşriklerin Hz. Peygamber’e (s.a.s) yaptıkları eziyetlerin en ağırlarını anlatması istendiğinde, şu olayı anlatmıştır. Ukbe b. Ebî Muayt, Hz. Peygamber (s.a.s), namaz kılarken elbisesini boynuna sararak onu boğmaya çalıştı. Ukbe’nin bu saldırısından Rasûlullah’ı (s.a.s)  Hz. Ebû Bekir (r.a) kurtardı. Sonra da: “Rabbim Allah, diyor diye bir adamı öldürecek misiniz?” mealindeki Mü’min Suresi’nin 28. ayet-i kerimesini sonuna kadar okudu.[13]

Boykot Yılları

Hz. Peygamber (s.a.s) ve Müslümanların Mekke’de geçirdiği en zor dönem hiç kuşkusuz üç yıl süren boykot dönemidir. Ukbe b. Ebî Muayt, bu dönemde Müslümanlara yardım ulaşmaması için tüccarları korkutarak onların, Benî Hâşim ile alış veriş yapmalarını engellerdi.

Ukbe, Hicret öncesi Hz. Peygamber’i ortadan kaldırmak için yapılan suikast planına bizzat katılarak iştirak etti. Ancak o gece Rasûlullah’ı (s.a.s)  öldüremedikleri için çok hiddetlendi ve Hz. Peygamber’i ellerinden kaçırmış olmanın vermiş olduğu öfke ile şu sözleri söyledi:

“Ey Kasvâ adındaki devenin binicisi!

Hicret edip bizden uzaklaştın.

Beni, pek yakında karşında atlı olarak göreceksin!

Mızrağımı size saplayıp duracağım. Sonra onu (kanınızla) sulayacağım!

Kılıç da sizin hiçbir örtülü yerinizi bırakmayacak!”

 Onun bu sözlerini Rasûlullah işitince: “Allah’ım onu burnunun üzerine düşür.”buyurarak ona ikinci kez beddua etti.[14]

Bedir Savaşı

Ukbe, müşrikler arasında savaş çığırtkanlığı yapanların başında geliyordu. Müslümanların kervana saldıracağı haberi Mekke’ye ulaşınca Kureyş aceleyle savaşmak için hazırlandı.  Ümeyye b. Halef savaşa katılmak istemiyordu. Kâbe’de, kavminin ortasında otururken Ukbe b. Ebî Muayt onu aşağılamak için içerisinde ateş ve öd ağacı bulunan bir buhurdanlığı götürüp önüne koydu ve ona şöyle dedi: “Ey Ali’nin babası! Sen artık kadınlardan sayılırsın! Buhur yak!” dedi. Ümeyye korkaklıkla itham edilmiş ve kadına benzetilmiş olmaktan dolayı savaşa katılmak zorunda kaldı.[15]Ukbe, Ebû Cehil ve Nadr b. Hâris ile birlikte Bedir’e katılmakta gönülsüz davranan Hakîm b. Hizâm’ı da ikna etmişti.

Bedir Savaşı’ndaki çatışmalar sırasında Ukbe b. Ebî Muayt’ı ensardan Abdullah b. Seleme(r.a) esir aldı. Esirlere karşı iyi davranılmasını emreden Hz. Peygamber(s.a.s) onlardan sadece ikisini, Ukbe b. Ebî Muayt ile Nadr b. Hâris’i kendisine ve ashabına yaptıkları işkenceler yüzünden ölüme mahkûm etti. Esirlere yapılan muamelenin kendisine de uygulanmasını isteyen ve diğer esirler öldürülmediği halde kendisinin niçin öldürülmek istendiğini soran Ukbe’ye Rasûlullah (s.a.s), “Küfrün ve Allah’a, Rasûlü’ne düşmanlık ve iftiraların dolayısıyla.”demiştir.[16]

Ukbe bunun üzerine “Çocuklarıma kim bakacak?” dedi. Rasûlullah (s.a.s) da cevaben ona: “Sen hele cehenneme girmeye bak, onları Allah’a bırak!”buyurdu.[17]Ukbe b. Ebî Muayt, Irkuzzubye’de yahut Safrâ mevkiinde Âsım b. Sâbit veya Hz. Ali tarafından öldürüldü.

Af edilmesi gereken yerde cezalandırmak, cezalandırmak gereken yerde affetmek zulümdür. Bazı hallerde ceza da toplumlar için rahmet olur. Adam öldürmek, işkence etmek ve zayıfları yok etmek için her türlü fenalığı işleyenleri affetmek bu suçlardan mağdur olanlara karşı yapılmış en büyük zulümdür. Ukbe, İslâm’ın en aptal düşmanı olup merhametsizce Rasûlullah’ı (s.a.s)  taciz etmiş ve birkaç kez suikast teşebbüsü nedeniyle öldürülmüştür.[18]

                 

 



[1] İsmail Yiğit, “Emeviler”, DİA, XI/88.

[2] Selman Başaran,” Ervâ bint Küreyz”, DİA, XI/ 317.

[3] Huriye Martı ,”Ümmü Külsûm bint Ukbe”,DİA, cilt: 42; sayfa: 325.

[4]Müşrikler, Müslüman olanlar için , “Sabii oldu” (Kureyşin dininden saptı) derdi.

[5]Buhari, Sücûdû’l-Kur’ân, 4, 1; Menâkıbu’l-ensâr, 29; Meğâzî, 7; Müslim, Mesâcid, 105; Ebû Dâvûd, Salat, 330.

[6]İbn Kesîr, IV, 220-221.

[7]Furkan Suresi/ 27-29.

[8] İsmail Yiğit, “Ukbe b. Ebi Muayt”, XLII/ 64.

[9]M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/358-359.

[10]İbn Hişâm, es-Sîre, I, s, 230-231.

[11]Buhârî, “Salât”, 21; “Menâkıbü’l-Ensar”, 29.

[12]Buhârî, “Cizye”, 21.

[13]Buhârî, “Fezailü Ashabi’n-Nebî”, 5.

[14]Veysel AKTÜRK, “Hz. Peygamber Döneminde Öldürülmeleri Emredilenler  ve Öldürülme Nedenleri” adlı Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Ünv., Sosyal Bilimler Ens.,s.41.

[15]Buhârî, “Menâkıb”, 25; Vâkıdî, s, 61.

[16]İsmail Yiğit, “Ukbe b. Ebi Muayt”, XLII/ 64.

[17]M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, IX/194.

[18]M. Hamidullah, Hz. Peygamber’in Savaşları, s.140-141.

Yazar: 

          Âs b. Vâil   

Mekke sokaklarında İslam’ın mesajı gür bir sedayla yankılanmaya başladığı andan itibaren ona karşı çıkanlar hep olmuştur. Efendimizin (s.a.s), cahilî hayat tarzını hiçe sayan, bu meydan okuyuşu karşısında söyleyecek sözleri olmayan müşrikler, her türlü yönteme başvurarak İslâm’ın parlayan nurunu söndürmeye, kendi kurdukları acımasız düzeni korumaya çalıştılar.  Rasûl-i Ekrem’in davetine Kureyş’in diğer kolları gibi Beni Sehm de şiddetli tepki gösterdi. Ebû Talib’e nispet edilen bir şiirde İslamiyet’e ve Hz. Muhammed’e düşmanlıkta ileri giden kabileler arasında Beni Sehm de zikredilir.[1]

Kabileye adını veren Sehm b. Amr b. Hüsays b. Ka’b b. Lüey b. Galib b. Fihr’dir ve bu kabile Kureyş’in on kolundan birini meydana getirir. Beni Sehm tarafından kazılan Gamr ve Meramram (Ramram) kuyularından şehir halkı ve hacılar istifade ediyordu. İslam öncesinde Mekke ve Kâbe ile ilgili hizmetlerden hükûme (hakemlik) ve emval-i muhaccere (putlara adanan malların korunması) görevi Beni Sehm’den Haris b. Kays tarafından yerine getiriliyordu. 

Tekasür Suresi’nin bu kabile hakkında indiği rivayet edilir. Habeşistan hicretlerine Beni Sehm’den katılanların olması bu kabile içerisinden ilk yıllarda İslamiyet’i kabul edenler olduğunu göstermektedir.[2]

Âs b. Vâil

Cahiliye döneminde Sehmoğulları’nın reisliğini Kur’an’ın ebter diye vasıflandırdığı müşrik Âs b. Vâil yapıyordu.  Adı el- Âsi diye de söylenirdi. Mekke’nin ileri gelenlerinden olup kendisine saygı duyulur, sözü dinlenirdi. el-Âsi’nin teklifi reddedilmezdi. Âs b. Vail’in Mekke müşrikleri üzerindeki etkisi İslam ümmetinin firavunu Ebû Cehilden aşağı değildi. Güçsüz ve kimsesizlere yaptığı zulümlerle tanınmıştı ve İslam’ın azılı düşmanlarındandı. Rasûlullah’a karşı yapılan her saldırı ve suikast girişiminde Âs’ın desteği ve parmağı vardır.

İslam davetine karşı olan kabileleri ve reislerini, yeni dine karşı oluşları bakımından sınıflandırmaya tabi tuttuğumuzda en sert muhalefet yapanların şu kimselerden oluştuğunu görürüz: Ebû Cehil, Velid b. Muğire, Ubey b. Halef, Ümeyye b. Halef, Âs b. Vâil, Nadr b. Hâris, Ebû’l-Eşdeyn, Ahnes b. Şerik, Ebû Leheb ve Ukbe b. Ebî Muayt[3]

Âs b. Vail, cahiliye döneminde haram aylarda yapılan Ficar savaşlarına kabilesinin başında katıldı. Hanımlarından Ümmü Harmele bint Hişam, Ebû Cehil’in kız kardeşidir ve Hişam b. Âs’ın (r.anh) annesidir. İslam Tarihi’nin önemli şahsiyetlerinden biri olan büyük oğlu Amr’ın annesi ise Nabiğa bint Huzeyme’dir. Âs, Ebû Amr künyesiyle de tanınır, atları ve develeri tedavi etmedeki maharetiyle bilinirdi.

Oğullarından Hişam, ilk Müslümanlar arasında yer alır. Hişam, Ebû Cehil’in kızıyla evlendi. İkinci Habeşistan Hicreti’ne katıldı. Orada Hz. Peygamber’in Medine’ye hicret edeceğini duyunca onunla birlikte hicret etmek üzere Mekke’ye döndü. Ancak başta babası olmak üzere Mekkeli müşrikler onu hapsettikleri için hicret edemediği gibi Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına da katılamadı. Rasûlullah, Hişam gibi tutsak durumdaki Müslümanlara çok üzülmüş, esaretten kurtulmaları için uzunca bir müddet sabah namazlarında dua etmiştir.[4]Hz. Ömer zamanında yapılan Ecnadeyn Savaşı’na iştirak etmiş ve bu savaşta şehid düşmüştür. Amr b. As ise Mekke’nin fethinden önce Müslüman olmuştur.

Hilfu’l-Fudûl ve Âs b. Vâil

Haram aylardan Zilkade’de vuku bulan bir olay Hilfu’l-fudûl’ün kurulmasına sebep olmuştur. Yemen’deki Zübeyd kabilesinden bir kişi umre için Mekke’ye geldi ve bir alıcı ile âdet olduğu üzere yanında getirdiği malların pazarlığını yaptı. Fakat alıcı satın aldığı malların bedelini ödemedi. Alıcının adı rivayetlerin çoğunda Âs b. Vâil olarak verilir. Yemenlinin yardım istemek maksadıyla çaldığı her kapı, yüzüne kapatılmıştı. Sonunda, Ebû Kubeys dağına çıkarak, uğ­radığı zulüm ve hakareti Ku­reyş­li­lere yüksek sesle bildirmeyi denemiş ve bu yüksek tepeden şehir halkını yar­dı­ma çağırmıştı.[5]

Bu çağrı üzerine Zübeyr b. Abdülmuttalib ayağa kalkarak: “Bu işin peşi bırakılmaz.” dedi. Sonra Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplandılar. Ev sahibi onlara yemek hazırladı. Zalime karşı mazlumun yanında bulunacakları ve zalimden hakkını alıp mazluma iade edinceye kadar mücadele edeceklerine dair Allah’a söz verdiler. Sonra yürüyüp Âs b. Vâil’in yanına gittiler. Satılan malın karşılığını kendisinden çekip aldılar ve sahibine iade ettiler.”[6]

İslam ve Âs b. Vâil

Peygamberimizin (s.a.s.) tebliğinden sonra İslam Mekke’de yayılmaya başlamıştı. Yeni dinin yayılmasından da en çok kabile reisleri ve zenginler rahatsız oldu. Âs b. Vâil, Hz. Peygamber’le mücadele edenlerin içinde olmuş ve ölünceye kadar düşmanlığını devam ettirmişti. Peygamberimizi davasından geri döndürmek için yapılan girişimlerin hepsinde en önde yer almıştı. Âs b. Vâil’i diğer müşriklerden ayıran en önemli özelliği gerek Hz. Muhammed (s.a.s) gerekse ashabla (r.anhüm) acımasız bir şekilde alay etmesidir.

Müşrikler tarafından Peygamberimize yapılan eziyet ve işkenceler iki boyutludur. Peygamberimize ve müminlere yönelik yaralama,  dövme, öldürme, boykot, savaş ve benzeri birçok sindirme hareketleri bir boyutunu oluşturur. Diğeri ruhî, manevi olanlardır. Alay etme, küçümseme, ayıplama, hor görme, arkasından çekiştirme, aile hayatına dil uzatma, iftira atma vb. gibi bütün olumsuz davranış biçimleri bu gruba dâhil edilebilir.

Hakkında Nazil Olan Bazı Sure ve Ayetler

Kur’an-ı Kerim’de bazı kişilerden övgüyle bahsedildiği gibi bazı kişilerden de kınayıcı ve azarlayıcı bir üslupla bahsedilmiştir. Âs b. Vâil de Kur’an-ı Kerim’in kötü karakter olarak tanıttığı kimselerdendir. Tefsir kaynaklarında dolaylı veya direkt olarak kendisinden 16 yerde bahsedildiği belirtilmiştir.[7] Müfessirlerimizin Kur’an’da iki yerde bahse konu olan kişinin Âs b. Vâil olduğu konusunda ittifak vardır:

Kevser Suresi

Ulemanın ittifakıyla Kur’an-ı Kerim’de “Ebter” diye vasıflandırılan kişi Âs b. Vâil’dir. Müşrikler Rasûlullah’ı üzecek ve rencide edecek birçok söz sarf etmiştir. Ancak oğullarının vefatından sonra söylenenler kadar üzen sözler az olmuştur. Allah Teâlâ, Tebbet ve Kevser surelerinde Rasûlullah’ı üzenleri ya lanetlemiş ya da bedbaht, soyu kesik ilan etmiştir. Tebbet Suresi Ebû Leheb, Kevser Suresi de Âs b. Vâil hakkında nazil olmuştur.

Âs b. Vail, Hz. Peygamber’in oğulları Kasım ile Abdullah vefat edince, “Bırakın şu nesli kesilmişi! Artık ölümünden sonra adını anan bulunmayacak.” demiş, bunun üzerine onun hakkında, “Asıl hayırla yâd edilmeyecek olan (ebter) odur.” mealindeki ifadeyi de taşıyan Kevser Suresi nazil olmuştur.

Habbab bin Eret ve Âs b. Vail

İlk Müslümanlardan Habbab b. Eret kendi eliyle yaptığı kılıçlardan bir kaçını Âs’a satmış, fakat parasını alamamıştı. Habbab alacağını isteyince Âs, borcunu ödemek için Habbab’ın Peygamber’e dil uzatmasını şart koştu. Habbab ise: “Hayır, vallahi, Muhammed’i inkâr etmem, senin ölüp tekrar dirildiğini görmedikçe bu işi yapmam.” diye cevap verdi. Âs buna karşılık şöyle demiştir: “O halde kıyamet gününde gel, o gün benim malım da evladım da olacak, o zaman öderim.”[8] Bunun üzerine yüce Allah, şu ayetleri nazil buyurdu:

“Ayetlerimizi inkâr edip ‘Bana elbette mal ve evlat verilecek!’ diyen kimseyi gördün mü? Gaybın bilgisi mi önüne açıldı, yoksa rahmeti bol olan Allah’tan kesin söz mü aldı? Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını artırdıkça arttıracağız. Sözünü ettiği malı ve evladı bize kalacak da kendisi yalnız başına huzurumuza gelecektir.”(Meryem 77-80)

Alay Edenlere Karşı Allah Yeter

Urve b. Zübeyr (r.a) şöyle bir rivayette bulunmuştur: Rasûlullah (s.a.s) ile en çok alay edenler kavimlerinin büyükleri ve ileri gelenleri olan yaşlı beş kişiydi. Âs b. Vail de bu beş kişiden birisidir. Bunların Hz. Peygamber’e (s.a.s) eziyeti ve alay etmesi haddi aşınca Rasûlullah (s.a.s) çok üzülmüş ve bazıları için bedduada bulunmuştur. Allah Teâlâ da bunlar hakkında Hicr Sûresi 94-96. ayetleri indirmiştir: “Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklerden yüz çevir. O alaycılara karşı muhakkak ki Biz sana yeteriz. Onlar ki Allah ile birlikte başka bir tanrı edinirler. Onlar yakında bilecekler.”[9]

Diğer dört kişinin akıbeti şu şekilde olmuştur: Esved b. Muttalib’in kısa zamanda gözleri kör olup mahalle çocuklarının eğlencesi haline geldi. Esved b. Abdiyağus’un karnı şişti, birkaç ay inilti, ıstırap ve uykusuzluk içinde kıvra­nıp kaldı ve çok geçmeden o da öldü. Velid b. Muğîre’nin ise, ayağında bir ya­ra çıktı, tedavisi mümkün olmayacak şekilde müzminleşti, yıllarca onun ıs­tırabını çektiğinden başka konularla meşgul olacak fırsat bulamadı. Haris b. Tûlâtile’nin ise, başında bir çıban çıktı. Çok geçmeden aklî dengesi bozularak pislik içinde can verdi.[10]

Âs b. Vail’in Ölümü                                                          

Âs, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) karşı hayatının sonuna kadar mücadele etti. İslam dinini ve hazreti Muhammed’i inkâr ederek öldü. Merkebi ile Tâif’e giderken ayağına diken battı. Bacağı devenin boynu gibi şişti ve yerinden kıpırdayamaz hâle geldi. Hicretten bir kaç ay önce iniltiler içinde kıvrana kıvrana ölüp gitti. Bir başka rivayete göre ise eşeğine binmiş Mekke civarında bir yere gidiyordu. Bir dağ geçidinden geçerken eşeği onu yere düşürdü ve bacağını ısırdı. Bu yaradan bacağı şişti ve ondan öldü. Amr b. Âs’ın belirttiğine göre seksen beş yaşında ölmüştür.

Âs b. Vail, ölümünden sonra 100 köle azat edilmesini oğullarına vasiyet etti. Babasının ölümü üzerine Hişam elli köle azat etti. Diğer oğlu Amr ise geri kalan elli köleyi azad etmek istedi. Ancak bunu yapmadan önce Rasûlullah’a (s.a.s) sormayı düşündü. Rasûlullah’ın(s.a.s) yanına gelerek : “Ey Allah’ın Rasûlu! Babam, kendi adına, yüz köle azad edilmesini vasiyet etmişti. Hişam onun adına elli köle azad etti! Benim üzerime de elli tanesi kaldı. Onun adına ben azad edebilir miyim?” dedi. Aleyhissalatu vesselam, cevaben: “Eğer o Müslüman olsaydı, köle azad etseniz, onun için sadaka verseniz veya onun için hac yapsaydınız bu ona ulaşırdı.” buyurdular.[11]

Siyer-i Nebi Dergisi 26. Sayı / Mart-Nisan 2014


 


[1]-İbn Hişam, I, 309.

[2] Mustafa Sabri Küçükaşçı, Sehm (Benî Sehm), DİA, cilt: 36,  sayfa: 323-324.

[3]Sami Kilinçli,Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt XII, Sayı 1, sayfa 84.

[4]Müslim,”Mesacid”, 294-295.

[5]Süheylî, Ravdü’l-Ünf, c. 1, s. 91.

[6]Münir Gadban, Resulullah’ın Hayatı ve Metodu, Risale, İst., C. 1, sh. 93-95.

[7] -Sami Kilinçli, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt XII, Sayı 1, sayfa 70.

[8]Musfa Fayda, “Âs b. Vâil”, DİA, cilt. 3,  sayfa. 449.

[9]Taberî, Câmiu’l-Beyân, XIV,48-49.

[10]Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 6/3260-3261.

[11]Ebu Davud, Vesaya 16, (2883).

Yazar: 

          Current Goals   


I am a poet who reads. I am now making the final edits of my manuscript Expressivity in Modern Poetry. Central to this volume is a poetics in which normative notions of the real are challenged and virtual or immanent planes of experience are inscribed. For these purposes language has use value. Sometimes that value lies solely in the domain of prosody, a musical scansion unique to each line and the energies that pass through the poem. The condition of a sustained and articulated flow is transcendent (not transcendental) and expressive of an immanence that enables the perception of form or rhythm, fleeting though it maybe, if only for a heartbeat. This is the poetics I learned from poets like Ezra Pound, Charles Olson and Robert Creeley. Though that learning be but a ghost of their physical presence or voice, it is a poetics that I continue to develop through the translation of poetry from several languages and from writing on the topics presented in these two volumes.

The first of three sections, is a discussion of the mechanics of modernism in the arts. Section two, Jarring Effects: Charles Olson and The Poetics of Incommensurable Realities, engages both the topic of interculturality and the topic of expressivity. My intention is to situate Olson in the forefront of American poets who have engaged multiple cultures, decentering the relationship between America and Europe, and folding into the poetic fabric, archaic, indigenous, and philosophical materials derived from the history of science, psychology, linguistics and metaphysics. My goal is to testify to the power of his method and its influence both on the work of his peers and on the work of a large number contemporary poets.

The third section, Baroque Threads, explores those forms of interculturality that are a distinctive aspect of both North American and Latin American poetry. The underpinnings of my explorations are necessarily multicultural. From this vantage point I address the poetry of  William Carlos Williams, and Langston Hughes, as well as that of Aimé Césaire, Nicolás Guillén, and Lezama Lima, as well as works by the visual artist Ana Mendieta, and contemporary poets associated with both language-centered writing and the neobarocco style. To engage this matter, throughout my studies of expressivity and interculturality, I have engaged the philosophy of Giles Deleuze and Félix Guattari.

Paranoia is the engine that drives many texts, including much of my own writing. The very concept of “interculturality,” which I advance, depends on the possibility of a common substance spreading itself through various otherwise distinctive cultural forms. Substance or energy? A field sustained by the energy that generates the field. An energy to which I attach the term, “expressivity.” Coherent syntax fails me. My notion of the immanent relies on the certainty that desire and paranoia will inescapably reveal themselves. Jacques Lacan suggests that there is a moment in which the delusional structure of thought reveals itself. The subject becomes aware that it is thinking what it is thinking and the effect is alienating. “Up to what point can a discourse that seems personal bear, on the level of the signifier alone, a sufficient number of traces of impersonalization for the subject not to recognize it as his own?”[1] In this sense the goal of art and of the commentaries which I have undertaken is an impossible impersonalization in the name clarity and objectivity.

Donald Wellman




[1] I am indebted to Emily Apter for this discussion of paranoia and the mirror effect of self-alienation in the work of Jaques Lacan. Against World Literature (NY: Verso, 2013):78-81.





          Cows nostrils are blue: an essay on practice with comments on Barrett Watten’s Questions of Poetics   


“Cows nostrils are blue,” the thought came out of nowhere or maybe from a typo while translating a discrete phrase in a line from the poetry of Roberto Echavarren. I claim authorship, however, and want to discuss both the language and the image conveyed by the language. The context is remarks made by Barrett Watten in his recent book, Questions of Poetics. Watten has divided the world of postmodern American poetry into two broad swathes. Poets have now become poet/critics, so the argument runs. Both of these conjoined identities have their origin in William Carlos Williams, specifically, the poetry/prose division or duality inscribed within the text of Spring and All. The poet/critic, it turns out, is a figure, circumscribed between a duality of lyric utterance that is largely subjective and an objective critical persona who performs the duty of declaring that the language and imagery of the poem have universal significance (although Williams’s prose deliberately undercuts poetic seriousness). The “turn toward language,” associated with the figures of Ron Silliman, Charles Bernstein, Carla Harryman, Lynn Hejinian, among others including Watten himself, is understood as transforming a precarious and untenable duality into an embrace of socially-conditioned textuality. One could say that the critical function, rather than being split off, has been absorbed within the empirical functioning of the poet. The “expanded field” of the title comes to be when the poet welds together essayistic critical thought with the bending of syntax at the lyrical level of versification. And that critical function is not always about language, although language is one aspect of the socially constructed world that engages the critical intelligence of the poet; however, rather than being only grammatical, the language also engages, is modified by and modifies, the perception of social reality, its economics and politics. Of course the turn toward language as grammar or etymology is also very present in the work of both Charles Olson and Robert Duncan. These poets may or may not have excavated a radical particularity that deconstructs implicit social facts. “Social facts” is a term I borrow from Berthold Brecht. So the turn toward language in Olson does not perhaps push very far into social implications although his work, Watten acknowledges, also sets the course for the emergence of the postmodern “poet/critic.”

Let’s return to the image of “cows nostrils.” The object-image, does not share the same level or mode of objectivity, as a statement about rampant racism in the hiring practices of academia or about the homosocial milieu of much Black Mountain poetry (that is Rachel Blau DuPlessis’s position). But to the “cow,” I have reason to believe it is a porcelain animal with flared nostrils. Blue because of the glaze or alternatively blue, out there in the pasture where it grazes, blue because of a nasal drip. I imagine a fusty atmosphere whose bric-a-brac require dusting, or a pastoral scene where pollen dust excites allergies. Meaning, if there is any here, would seem to derive from opaque personal associations and fall into the category that Watten associates with the “autonomous monad of lyrical poetry” (103).  Reading requires “envisagement.” The promise of universal meaning has been cut off by severe opacity, lost, betrayed. The reader is unable to envisage meaning and so concocts an envisagement in a game effort to appreciate the image. The concept of envisagement is central to Ron Silliman’s “new sentence,” a sentence with unexpected torqueing of associations that impel the reader to envisage meaning because of an in-built thirst for coherence.[1] One might look at the phrase, “cows nostrils are blue,” as language instead of as an example of a concrete particular. The statement is a fully declarative utterance and also a universalizing utterance, admitting of no challenge to its truth. Perhaps the reader can ingest the declaration and respond with speech acts. The text remains amusingly opaque. A second way of mastering the challenge of the concrete particular, as Watten understands it, would be to ground the work within a social horizon. An example from Silliman’s “toner,” for instance, employs references to the Vietnam War and the Manson murders.
Le Duc Tho. In memory’s slomo,
bullshit monk flickers smoldering,
and goes out.

Up against the all in-inclusive
Fate of what?
                        Charlie Manson look-alike
tried to thumb a ride.
Gears mock
                        industrial song
the way fear makes a long night.[2]
Here the referents exist in socio-historical space, not some imagist nirvana like my cow. Allusion instead of image is primary for establishing “radical” or analytical usage, and that usage is not necessarily objective, although it is tested for what might be called its truth value. Watten continues, “The monolog takes itself apart only to recombine again” (93). This auto-analysis constitutes the turn toward language. Note, however, that unfolding syntax of this order may be associated not only with language writing but also with the American and Latin forms of the Neo-baroque that are central to my current studies. The rhyme of ”gears” and “fears” used here by Silliman for an emphatic closure is not very different from  baroque ornamentation. Indeed my sample phrase can be understood as multiply complex too, a palimpsest of folded forms. A blue cow with blue nostrils is sacred to Krishna for instance. And then there is the folkloric “babe” the blue ox.

The bifurcated allegiance of the expressivist poet who employs objective reference and thereby hopes to register personal affect or subjectivity, on the one hand, and the language poet, on the other hand, who turns to language in order to engage the social constructedness of the text is the subject of Chapter Six, “The Expanded Object in the Poetic Field.” This essay reads as a summative clarification of the rules of the game, hypothetically. The poet no longer suffers from the abyssal failure associated with the particular/universal divide. Watten’s text offers a hypothetical thought game. The example of Olson is used to examine a failure to incorporate truths of a social order; for instance, Olson’s method is said to ignore the relation of gender to production whereas language-centered work is produced in a diversely gendered working group. Social history is referenced in order to support claims of “radical immanence” on behalf of language-associated poets (213). The articulation of a very different “radical immanence,” grounded in the work of Giles Deleuze, is a central aim of my current studies. Olson’s engagement with gender, contra Watten, is the subject of the essay, “Olson and Subjectivity,” where I argue that deeply gendered perceptions of the role of his father and his mother and the loss of his wife, Bette, constitute an engagement with gender that is disturbing because of its effects in the social field of the family and the poem.[3]

Olson’s stance is identified by Watten as one of “antidualist immanence” wherein the poet/critics internal splitting is not recognized by a poetics that claims to engage knowledge through poetic inquiry. The contrast to Olson’s projective method is a concept of “textuality” (214). Watten cites the homosociality” of Olson and his close followers and contrasts it with the multiple ways in which language writing engaged women as social equals within the working group, an oft commented difference.[4]What is the effect of this demographic divide on “textuality”? As an example of “textuality,” Peter Seaton’s “An Example from the Literature” is cited:
There is no text and its pleasures devolve
Upon this tristesse. There’s always a logic
in which the security of the existence of the momentarily
Unimaginable is ignored in the down to earth
Construction of the perfect poem. (cited Watten 215)
Indeed “desire” and “melancholy” are presented here as subjective and resistant to “textuality.” Gender itself is neither marked nor unmarked. In general female language poets address gender-based controversies factually. A delicious catalog of gendered perceptions is the subject of Lyn Hejinian and Carla Harryman’s  The Wide Road. One passage reads, “A milky blue steam rises to the surface of the sky. / Everything overlaps. All that is animate is abstract.”[5] Gender does inform perception. Always, but here the presentation of the image is highly opaque and the entailed commentary is gnomic and universal. The example presents both poles of the of the argument that Watten develops concerning the poet/critic in Questions of Poetics. The universalizing element is figured ironic.
  
Watten’s perceptions will engage the reader who is familiar with the territory cited. They may serve as an introduction to the differences between the poetry of late modernism and the poetry associated with the “turn toward language” in the 70s. He tends to argue from a position that entertains hypothetical assertions whose truth value may be doubtful and which take convoluted, densely packed form. He cites multiple and redundant polarities in intriguing ways, productive for the reader of engaged reflection. Nothing he says can be dismissed as irrelevant to the history of language-centered writing and its potential future influence. The flux of the intellectual force may seem stunted because the negative pole to textuality, the pole associated with immanence, is a too strong attractor possessed of its own uncanny energy. In any case, references to “immanence,” in one form or another, are numerous. Indeterminacy of meaning, falling within different registers, remains a characteristic of both late modernism/postmodernism (the school of Olson) and the work associated with language writing. Abstractions found in the “language-identified” poetry cited in these paragraphs offer no particularly radical constructs…similarly so Olson’s concrete particulars, even Williams’s were no guarantor of coherence. Questions of Poetics nonetheless, offers an occasion for engaging different registers and overlays of the poetics of texturality.



[1] See “The New Sentence” in The New Sentence (NY: Roof, 1985) 63-93.
[2] Ron Silliman, The Alphabet (Alabama 2008) 486.
[3] “Olson and Subjectivity: 'Projective Verse' and The Uncertainties of Sex.” Olson Now: Documents. Electronic Poetry Center. SUNY BuffaloDec. 8, 2005.http://epc.buffalo.edu/authors/olson/blog/. A revised version appears in Olson's Prose, Gary Grieve-Carlson editor (Newcastle: Cambridge Scholars Press, 2007) 47-61.
[4] Rachel Blau DuPlessis, Purple Passages (Iowa City : Iowa 2012) 129 and 215n14 where my “Olson and Subjectivity” is discussed.
[5] NY: Belladonna, 2011

          Baroque Threads: Studies in Immanence and Expressivity   
Introduction to a proposed collection of essays: Seeking to legitimate expressivity in a climate enamored of constructivist and conceptual poetics, I turn to modern and contemporary forms of baroque production in poetry and the visual arts. I examine a variety of intercultural texts, texts that are a mélange of European, African, indigenous and colonial sources. Some are multilingual hybrids. Some have been described as neo-baroque or neo-barroco. Some resist the siren song of global modernism and speak for a people whose identity has been repressed and dismissed as only marginal. Leading figures for my purposes are Nicolás Guillén, José Lezama Lima, and Aimé Césaire. Some of these texts bear traces of surrealism. Other texts that I engage are associated with continental North America: Ezra Pound, William Carlos Williams, and Langston Hughes. Each of these North American authors is multilingual. Each chose a life that engaged multiple cultures and venues. Hughes was both a world traveler and resident of Harlem. The polyphonic Pound notoriously chose exile in Italy, after periods of residency in England and France. Williams, whose first language was Spanish, worked as a pediatric doctor serving the mixed-race poor of Paterson. The work of these North American authors is representative of a modernist aesthetic that is both prior to and a source for the neo-barroco. The over-arching thesis of these studies is that an address to immanence will elucidate the expressivity that animates both modern and contemporary poetry. A secondary unifying purpose is that the Latin American and Caribbean poets that I engage require reading by North Americans who wish to keep abreast of post-colonial and contemporary world poetics. An emergent intercultural poetics will necessarily draw on these sources.

My work as a poet and scholar, like that of many of my peers, is intercultural. I pursue a way of reading in which translation is central. Among the titles that I produced as editor of O.ARS was a volume called Translations: Experiments in Reading. I might argue, reductively, that expressivity is immanent to translation. The translator will always and necessarily color the translation with hints of subjectivity. Similarly the reader of conceptual texts will envisage scenarios that yield some degree of subjective satisfaction.[1]The distance between the uncertainties generated by neo-baroque productions and post-language or post-avant work may be less prominent than some readers assume.

My first love is prosody; musical elements and sonic vistas seduce me. Reading aloud or silently, interiorized voicing follows the curve of the line. Many of the observations that populate my essays derive from a close reading of selected texts. In particular, the neo-barroco offers intricate models of multi-layered and sinuous engagement, perception, and performance. Performance, bearing a relation to but not imitative of traditional cadences, generates a poetry, that in its embrace of orality, eschews established measures that have the force of dictating or constraining the shape of the work, imposing meter or rhyme scheme. At the same time it must be recognized that rigorous formulae derived from conceptual principles can also force language to pour itself into predetermined channels or follow randomly generated rules. At this juncture I am thinking of Oulipo and the works of Jackson Mac Low or my translation of the Old English “Seafarer.”[2]

From a certain angle, “modern” and “baroque” are cognate terms. Think of Galileo, the instrument maker whose telescope extended the range of human perception and whose father was famous for his Baroque violins. Galileo was first among those to reduce the world to experimentally verified computations. The information economy began with his calculations. Unlike revivals of tribal arts designed to awaken alienated emotions, as may be found in Picasso’s use of African materials, the neo-barroco offers intricate models of multi-layered and sinuous engagement, perception and performance. Developments in response to modernism or to modernity itself (as opposed to the theory) and coeval with both modernity’s economic benefits and its alienating effects are prior to and enabling of the poetry that I have chosen to write about.

Here I offer a purely preliminary but theoretical construct. My purpose is to redeem the word “immanent” for use in a poetics of inquiry. Imagine that each known language exists on a plane of transcendent immediacy: French, Spanish, English, Mandarin, etc. These virtual constructs have empirical reflections subject to change. Virtual or immanent planes are independent of such empirical reflections. The reflections themselves are clouds with energies and integrities derived from physical processes unique to their plane of actualization, if only the weather. To posit planetary cooling would not take us too far afield. It is to superpose another layer. To illustrate my explication of the distinction between immanent and empirical: readers of any particular written language are able to recognize a pure virtuality, which is wholly independent of normative practice. Grammar and phonology are immanent to speech or speaking, just as prosody is immanent to enunciation. Fernand de Saussure made a similar distinction between langueand parole. Further, in the model that I propose, as the physically embodied planes identified with each language come into contact with one another, sliding, rupture, penetration, and folding occur. These inter-lingual or trans-lingual contact zones are the sites of language transformation and the sites of poetry production. They are also sites of untranslatability. Emily Apter in Against World Literature: On the Politics of Untranslatability explores the role of the untranslatable in the history of philosophy. She writes, Alain Badiou’s “elevation of univocity over equivocation, of idea over language, of transparency over opacity, of transmission over hermeneutics, results in the subordination of translation to philosophy.”[3]An encrypted poetics: language comes before translation, and translation enables language. The matter is beyond explanation.

As a consequence, then, of having been captivated by inevitable aporias of untranslatability, I read with attention to multilingual connotations, negotiating expressions that mean differently in different languages, so-called “false friends.” Examples: Spanish, “vigilante” [watcher] means something different from English “vigilante.” Mistranslations have an inspirational value to the poet who stumbles upon false etymologies, constructing realms or reams or Rheims of cathedrals on shaky linguistic ground. Robert Duncan and Ronald Johnson did this.[4]More in keeping with my theme are passages in which multilingual connotations, drawing from a variety of cultural realms, convey something like a translucent sheen that is to some degree animate and felt as a breath within the lines of a poem. In Jay Wright’s The Presentable Art of Reading Absence, I am compelled by its different languages and levels of allusion.[5]
Only here
can the rekindled silence
measure
            one and one,
and over again,
            to reach the limits of my craft,
the ambiguous shape of a fugitive force.
                        You now:
                        kuduo
                        aggrey bead
                        Akua ba
                        Ibeji
                        a Kanaga mask (51).
Asanti vocabulary merges with the Yoruba of Cuban Santería and the cante jondo of Federico Garcia Lorca,
¡O ritmo de semillas secas!
That would stir the salutary
orientation of a crystal rug,
a kente cloth and a dancing kilt. (55)
The first line immediately above is from Lorca’s “Son de negros en Cuba.” Wright has lived in the various lands from which he has borrowed the languages of the poem, Ghana, Germany and Scotland, as well as his native New Mexico. His is an American Baroque. At the limits of his craft he seeks absence. He walks away. The “fugitive force” to which he refers in the first selection above, is a plane of immanence, a plane of melancholy and loss. His objective is to cross from the here and now of meditation and pilgrimage into silence.

If immanence is independent of empirical subjects, then "composition” is “performance” (a processural actualization not adhering to a predetermined paradigm). One is left at the threshold of insubstantial realms howsoever transcendence may be postulated.  In the case of poetry, the "language" employed has both a virtual and an expressivist dimension. To elaborate further: I point to “Immanent Occasions,” a blog where I post thoughts on “immanence” like those that I am sharing now.[6]Suddenly it appears that the truly problematic term in the phrase “immanent occasions” may be “occasions,” not “immanent.” I have so far already been flirting with a concept of immanence derived from the work of Giles Deleuze and Félix Guattari. Let me clarify that before turning to “occasions.”

In a brief essay on immanence Deleuze writes, “The transcendent is not the transcendental. Were it not for consciousness, the transcendental field would be defined as a pure plane of immanence.”[7]The distinction between “transcendental” and “transcendent” needs to be dwelt upon. Transcendental entities be they “souls,” “gods” or mathematical expressions, clutter the mind with multiple forms of imputed consciousness, useful perhaps to a sophist. For empirical purposes, I prefer Nathaniel Mackey’s gnosticism. In Anuncio’s Last Love Song, Mackey refers to “paper” as “wood’s pressed immanence.”[8] A plane of immanence is always virtual, Deleuze writes, and then he continues, “Absolute immanence is in itself; it is not in something, or to something: it does not depend on an object or belong to a subject.” Immanence has a life and its life is found not in moments that happen to collide or build upon one another. It exists between moments and “offers the immensity of an empty space where one sees the event yet to come and already happened, in the absolute of an immediate consciousness” (29). “Paper” in Mackey’s poem is subsequent to virtual rings that circle like halos and are likened to pearls, a gnostic image for the soul. His lines require context:
                                                                        Soul
                                                                                    and
                                    Self’s lyric digest. Circling round our
                        heads went rings of paper, wood’s pressed
                                    immanence, pearls we cut our teeth on,
                                                                                    strung,
                                    string broken, let’s go …
Comments on the unwinding of Mackey’s baroque syntax, notes sustained for many bars on a  singular horn, further implicates immanence as transcendent to the page, an extended modality beyond reading’s suggestions.

“Occasions,” as I employ the term in the title of my blog, exist between “moments” of perception. Here are glimpses of virtualities that are not time-bound. In that usage of “occasions,” I intend to indicate a plane of consistency populated by multiple moments of perception. Another source for this stance is Robert Creeley who writes of “glimmers” on the edge of consciousness. The immanent plane, is decidedly only one of many plateaus, in this case a liminal presence, existing as an “in-between,” like the in-between that exists when a layer of paint forms a virtual machine with a layer of canvas, one of Deleuze’s many machinic assemblages. The relation between the two layers: the painting and the canvas, is not one of dependency or contact, but a perception of a transcendent value that is neither subject to nor dependent on the material presence of either layer. The distributed force produces a singularity.

When my daughter was five she had a long-distance telephone conversation with an eight-year-old Inupiaq girl who lived then in Point Hope Alaska. The subject, Disneyland. Their conversation gave glimpses of a plane of immanence, manifested as giggles and producing a sensation of uncontaminated joy. Apparently the immanent does not depend on pragmatic or empirical considerations. How does one get to Disneyland? Their bliss was such a singularity as understood by Deleuze.[9] A singularity is a virtual construct that may be contrasted with individuation or the coming into self-understanding of an individual. A singularity has transcendent properties, overarching qualities that form a plane of consistency, unlinked or de-linked from historical vectors.

Deleuze concludes his meditation on immanence with this analogy: as is the case with small children, immanence is “pure power and even bliss” (30). It is distinct from individuation, which is a result of empirical experience. It exists only in those moments when the plane of immanence opens upon and is the equivalent of a transcendental field. A virtual field of this order is neither momentary as an epiphany nor eternal. It is and is separate or independent from consciousness. The understanding presented here allows a de-individualized display of affect and that display is neither prior to nor after language.  

Displays of affect often reside in the music of intercultural texts, where the resources of multiple languages and their varied imaginaries are in play, even when most incommensurable. The virtual may lie in the time signature while the empirical is a matter of performance. Other transformations of an intercultural order follow upon contact between different peoples, seeding the inception of new or emergent subjectivities. Nations or nationalities too, after the injustice of slavery, for instance, can be said to produce emergent subjectivities that can be likened to intercultural singularities. Identities such as American, Cuban, or Ojibway have intercultural or translingual characteristics due to the varieties of ways in which different people interact with one another and influence one another. The immanent does not depend on pragmatic or empirical factors. A perception of emergent subjectivity constitutes what is for Deleuze a singularity.[10]

A singularity is a virtual construct that may be contrasted with individuation or the coming into self-understanding of an individual. A singularity has immanent properties, overarching qualities that form a plane of consistency, unlinked or de-linked from historical vectors. A community possessing a mindfulness composed of identifiable characteristics is such a singularity. Mestizo or criollo (creole) might indicate broad characteristics applicable to mixed race communities. Cubanidad is a more narrowly distinctive quality associated with an identifiable population. Such singularities, almost instinctive in their force, can form a cross-weave with other singularities or planes of immanence. There are mestizo populations of an African European origin who are Cubans. And there are also criollo populations that owe their origins to intercultural marriages but whose African elements have been suppressed as a result of adapting to largely European values. These divisions do not necessarily align with skin color. An economic or class-based association is likely to be more determinative than skin color in such circumstances. I refer here to the Caribbean, not continental North America, where racism seems still to be virulent.[11]For North American tourists, the intercultural kaleidoscope of differently mixed peoples in the Caribbean is only a footnote to an island vacation. The work of Nicholás Guillén and that of José Lezama Lima is indicative of very different singularities. Each poet is associated with different constructs of creolité in which the weight of Africanicity varies. In the case of Williams an undefinable creole singularity haunts his writing and is sometimes glimpsed as embodied grotesqueries. In the course of these studies I use “subjectivity” to denominate the empirical or performative aspect that is tangent to or parallel with the Deleuzian concept of singularity. This notion of vectors along which such forces travel is of course, Spinozistic. There’s no god but the good.

The works under discussion in these essays enact or perform subjectivity differently. I understand “subjectivity” as Immanuel Kant and Jean-François Lyotard have, as the site of aesthetic judgments, not a discursive, argumentative or ego-involved intelligence. Deleuze’s concept of folded forms includes an analysis of the direction and duration of flow. In baroque painting light becomes fluid. Watery and mirrored surfaces refract and bend perception. The transformative nature of perception is central to my reading of both modernist and postmodernist work from the Americas. The neo-baroque represents a historical shift valuing music over concept, irony over syllogism.

My emphasis on expressivity is a supplement to the main stream of modernist studies where a history of image-based innovations yields to a constructivist impulse, designed to free the work of the artist’s fingerprints. The porcelain surface of Marcel Duchamp’s Fountain is emblematic. James Joyce, in his Portrait of the Artist as a Young Man, at least presents the creator as paring his fingernails. Irony is the modernist mode of expression par excellence. Deadpan is valued over affect. That history, shunning expressivist aesthetics, moves from a series of avant-garde innovations (Pound or Picasso) through various forms of constructivism to a language-centered or a post-avant aesthetic that identifies itself as purely conceptual. The centrality of poetic methods that descend from the modernist works of Pound and Williams is in any case self-evident but requires interrogation, especially in relation to expressivist values that exist in critical tension with the pure products of the imagination.[12]  What role has prosody played in this history? My translations of marginally recognized modernists such as Yvan Goll or Blaise Cendrars seeks to fold  their collage-based and surrealist works within the larger mantel of expressivity.

Machines made out of words, reputedly, do not have souls. For Deleuze and Guattari, machinic couplings or assemblages are conduits for lines of force, as if inhabited. In my reading machines allow blurred or even etherealized perceptions of immanent constructs.[13] Modernism as an identifiable style of composition began with an embrace of futuristic machines. For Wyndham Lewis, the soul is an elaborate artifice, “Deadness is the first condition of art,” he wrote in Time and the Western Man.[14] On the hook of a similar enthusiasm, Williams in his introduction to The Wedge, proclaimed that poems are machines made of words. Can such assertions find a balancing point, or are they purely opposed to expressivity? Gertrude Stein wrote that souls do not interest him, meaning Picasso. Dada in its anti-art posture also, often builds abstract machines, Tzara and Picabia, especially. Sex machines. Alternative machines with diagrammatic parts. Machines populate the expressionistic landscape of Metropolis, factory labor producing drones even as for entertainment purposes a robotic Maria emerges from the oyster shell, sporting a lunar tiara. Do not Jean Tinguely’s animate machines have souls?

“Modernization,” using the term to signify an unavoidable trope and history, has an alienating relation to expressivity and a troubling history with respect to labor, the work force often being an intercultural as well as an exploited mass. “Modernism” has been nominally understood in relation to worthy goals for productivity, efficiency and scale, and therefore envied in newly established postcolonial societies. Poets and anthropologists of the Caribbean have also been compelled to address a history of production associated with slavery. In an account that I find corrosive, the cane factory for Fernando Ortiz is a site of purification as the molasses produced by black people in the fields is transformed into a purely white, crystalline sugar, providing a model for race and the emergence of mixed race culture where black and white, in their mutually shared cubanidad worked to the same economic end. More starkly, in keeping with the reality of economic slavery, a father in a surreptitiously stolen balloon flies over a cane field in Haiti and jumps from the basket to his death while his son on the ground below channels Boukman hypnotically. Edwige Dantecat’s story “A Wall of Fire Rising” (cited here from Krick? Krack!) captures the despair of postcolonial economic slavery, citing the bewilderment of contemporary surviving children who mouth incomprehensible mantras promising freedom.

War machines offer differently inflected intercultural perspectives. Dada willingly constructed alternative machines as it engaged in political and antiwar protest. During the 1920s, works by El Lissitsky and Malevich, promoting art for the sake of revolution in a newly industrializing Russia, hung alongside socially disruptive works like those of Kurt Schwitters or Hannah Hoch, Hoch’s collages especially illustrating transformative, multicultural affinities. Following such endearing chaos, as Dada provides, with its performative energies of a deeply expressivist order, it remained to Surrealism to redeem subjective affinities in the realm of poetry, freeing rather than further erasing affect. The influence of surrealism on the art of both Aimé Césaire and José Lezama Lima testifies, in each case very differently, to expressivist urgencies that open new language channels and possibilities of “making it new.” The archaic and the political are two sides of a coin, not only for Pound, who used the phrase in his Cantos but also for modern and contemporary poets in search of coherence, howsoever impossible of attainment that goal may be.

Machines are not themselves necessarily mechanical They are constructs that allow different modes of conjunction or continuity between parts of different orders. My polarities of the expressivist and the constructivist may themselves be only a word machine, generating an oscillating force field, designed to bring forward a new angle of vision.[15]  An expressivist work, engaged as it is with subjectivity, often displays the most energetic aspects of baroque forms, but expressivism doesn’t rule out the practices of direct statement. Langston Hughes, with his fluency in several languages, is perhaps the most intercultural North American poet of his time, having a wide influence in Latin America because of the many translations of his work into Spanish. The work of Jay Wright has a similar intercultural balance and displays more baroque properties than does Hughes’s. His work most nearly incorporates the range of inquiry that I pursue in this collection.

In their individual ways, Williams and Hughes contributed to the development of a “new world poetics,” a sadly unacknowledged brotherhood. Wiiliams’s poetics is profoundly intercultural, in Williams’s case incorporating his Caribbean heritage and speaking to projects like his In the American Grain, a study that draws on Spanish and French, as well as English sources. His incorporation of that material into his poetry and his translations from Spanish speak to compositional practices that are intercultural. Lyrics like “Danse Russe” respond with imaginal exuberance to grotesque reflections in a mirror. There are dwarfs and grotesqueries in Paterson similar to those that populate the Spanish Baroque. Hughes’s autobiography too is multicultural beginning with long residences in Mexico as a young man, followed by travels as a sailor and later as a poet invited to visit Russia and then as reporter for the Baltimore African American in Spain. As a result of visits to Cuba and Spain he took a particular lifelong interest in the works of Guillén and Jacques Roumain. He translated poems and plays by Federico Garcia Lorca, a figure of deep interest to Williams also.

Nonetheless, the proposed volume is not a survey of literary history. It is a collection of essays. Often I incorporate sideways leaps into art history. Henri Matisse, Wilfredo Lam, Francis Bacon, Robert Rauschenberg, and Ana Mendieta, for instance. Each uniquely registers the expressivist values that are central to my thought. I am especially responsive to transcultural and expressivist poetics on several fronts. I embrace the poetics of a polyphonic Pound, as well as the tangled webs of syntax found in the poets of the  Latin American neo-barroco: Eduardo Milan, José Kozer, and Roberto Echavarren.






[1] In his essay, “Migratory Meaning,” Ron Silliman employs’ Charles Fillmore’s meta-syntactical concept of envisagement in order to discuss the different degrees o coherence and disjuncture with which a reader responds to “shifts” in the possible meaning of a passage. He quotes Fillmore’s definition of envisagement, “some coherent ‘image’ or understanding of the state of affairs that exist in the set of possible worlds compatible with the language of the text” The New Sentence (NY: Roof, 1987): 112-120.
[2] The Cranberry Island Series (Loveland OH: Dos Madres, 2012): 24-25.
[3] Against World Literature: On the Politics of Untranslatability (London and Brooklyn: Verso, 2013): 23.

[4]Duncan found poetic resources in relating ‘verse’ to “ploughing,” tracing the etymology of each word back to Greek forms. “It is a fanciful etymology, “verse” shares a root with “ploughing.” To demonstrate that, once words cease to be conventional, customary of taken for granted in their meanings, all things are set into motion, in the figure of ploughing, we see that prose and verse are two necessary movements in the one operation of writing. That here what we call ploughing of the field we also call poetry or our own operations in language. Writing that knows in every phase what it is doing. Forward and back, prose and verse, the shuttle flies in the loom.” The H. D. Book, ed. Michael Boughn and Victor Coleman (Berkeley: U Cal 2011): 449-450. I hear such etymologies at play in these lines from Johnson’s “Ark 30,” “—Elysian elision,” ARK  (Chicago: Flood Editions, 2013):85.

[5]Champagne and London: Dalkey Archive Press, 2008.

[6]Following her recent death, I turned to the work of C. D. Wright, and found these sentences or paragraphs, where it would seem that the post-human in its minute actions of sampling and engineering dna-like substances exposes briefly what Giles Deleuze calls a plane of pure immanence (see below), “there’s a poet in the desert who tweezes the glittering particulars of the species from mounds of dead cells and arranges them along the hairline fractures of our souls / (if there are such immanences” Cooling Time: An American Poetry Vigil (Townsend, WA: Copper Canyon, 2005): 25.

[7] Pure Immanence: Essays on a Life, Tr. Anne Boyman (NY: Zone, 2012): 26. A sub-textual meditation on “immanence” will be found in the notes to this introduction.

[8]Durham NC: A Three Count Pour Chapbook, 2013.
[9]The concept of a “singularity” is central to the “Objectivist” strand of North American poetry, for instance, that of George Oppen, who seems to have posited a relationship between “singularity” and “numerousness” that may be similar to the immanent and empirical planes of Deleuze’s thought. Both Lyn Hejinian herself and Peter Nichols in comments on Hejinian’s work argue that the concept of “humanity” is something both confirmed and lost in a momentary glimmer associated with “the shipwreck” of the singular. Hejinian holds that “this is not a poetry of single moments, however—Oppen’s singularities may be impenetrable but they are not transcendent” qtd. Nichols, “Numerousness and its Discontents: George Oppen and Lyn Hejinian” Aerial  (10): 139. Wright’s The Presentable Art of Reading Absence opens and closes with a use of the term “singularity” that is cognate with Deleuze’s use. Deleuze’s mapping of plateaus untangles a confused terminology and puts “immanence” to serviceable work.
[10]The concept of a “singularity” is central to the “Objectivist” strand of North American poetry, for instance, that of George Oppen, who seems to have posited a relationship between “singularity” and “numerousness” that may be similar to the transcendental and empirical planes of Deleuze’s thought. Both Lyn Hejinian and Peter Nichols in comments on Hejinian’s work argue that the concept of “humanity” is something both confirmed and lost in a momentary glimmer associated with “the shipwreck” of the singular. Hejinian holds that “this is not a poetry of single moments, however—Oppen’s singularities may be impenetrable but they are not transcendent” qtd. Nichols, “Numerousness and its Discontents: George Oppen and Lyn Hejinian” Aerial  (10): 139. Wright’s The presentable Art of Reading Absence opens and closes with a use of the term “singularity” that is cognate with Deleuze’s use. Deleuze’s mapping of plateaus untangles a confused terminology and puts “transcendental” to serviceable work.
[11]At the time of this writing, Donald Trump, with his anti-immigrant harangue and Islamophobia, has ripped the mask off the face of color-blind tolerance.
[12]Charles Altieri makes a similar use of the term “expressivist.” His use adumbrates my use of forclusion in these pages. “… an aesthetic approach to values requires an expressivist framework for making our fundamental assumptions. This case depends on Kant for its specific framing of the aesthetic because Kant is still our best exemplar for first specifying the limitations of reason and then transforming that negative case into a psychology that opens new ways of thinking about values,” “Towards an Expressivist Theory of the affects,” (Altieri Manuscripts, 2005): 15, http://socrates.berkeley.edu/~altieri/manuscripts/affects_2005.pdf 

[13]Barrett Watten in a discussion of Lyn Hejinian’s  A Border Comedy makes the claim that “The person of the poem is not given but constructed” (Aerial/Edge 10 [2016]): 252. This claim is consonant with the constructivist position Watten generally advocates in such books as Total Syntax. The logic here implies that there is no exterior position for either author or reader outside of the highly discontinuous unfolding of the poem, and yet the notion of such a position is immanent to the construction of the poem. The footnotes to this introduction so far are intended as a commentary on North American “language poetry,” in order to construct a plane adjacent or parallel to the intercultural poetics that I am elaborating, above the line, as it were.

[14] Time and the Western Man (Boston: Beacon: 1957): 279.
[15]Deleuze illustrates my sense of “constructivism,” when he discusses multiplicities in relation to the “field of Immanence.” He argues that “Setting out a plane of immanence, tracing out a field of immanence, is something that all the authors I have worked with have done (even Kant—by denouncing any transcendent application of the syntheses of the imagination …) Abstractions explain nothing, they themselves have to be explained: there are no such things as universals, there’s nothing transcendent, no Unity, subject (or object), Reason: there are only processes, sometimes unifying subjectifying, rationalizing, but just processes all the same. These processes are at work in concrete “multiplicities,” multiplicity is the real element in which things happen. It’s multiplicities that fill the field of immanence, rather as tribes fill the desert without it ceasing to be a desert.” “On Philosophy,” in Negotiations, 1972-1990 tr. Martin Joughin (NY: Columbia, 1990): 145-46. See also p. 3 above where Deleuze’s use of “transcendent” and “transcendental” are discussed. 







          Engaging Lyn Hejinian [an inter-chapter]   

The vortex, as understood by Ezra Pound, is a figure of sustained energy, a form dependent on the concentration of the reader and transmitting immanent sources of coherence, a collective imagination embodied in gods and goddesses, figures for all that is sacred but whose effects escape ordinary language.  Contiguous to the plane of immanence are multiplicities: presences remembered from a life lived with care and sincerity, as well as the luminous details associated in memory with those persons. Within the realm of such subjectivity as Pound’s there is no necessary correlation with social fact. His are authoritarian fantasies, a solipsism on a cosmic scale like that to which Ahab and his crew were victims. The correlation and assessment of social fact are central to language-based procedures of many contemporary poets, many of whom are indebted to Ezra Pound for his contributions to the invention of open form. Early in her career Lyn Hejinian wrote, “The text is anterior to the composition, though the composition is interior to the text.”[1]That anterior text disclosed in postmodern or deconstructive philosophy is also signaled by the role of sacred books in pre-literate societies, where the printed word contains clues to wisdom and fate. Maria Sabina invoked her little people who taught her to read when she had entered a trance state, for instance.[2]In Hejinian’s poetry the work occurs at the obscurely demarcated boundary between exterior or antecedent, interior and present conditions of life.

In the “The Rejection of Closure,” she wrote, “The impasse … that is both language’s creative condition and its problem can be described as the disjuncture between words and meaning, but at a particularly material level … Writing’s forms are not merely shapes but forces; formal questions are about dynamics—they ask how, where, and why the language moves , what are the types, directions, number and velocity of a work’s motion. The material aporia objectifies the poem in the context of ideas and of language itself” (42). The “open” text as opposed to the “closed,” she assert allows multiple readings. Her familiarity with Deleuzian and Spinozistic thought is evident from her word choice.  Her own synopsis of the meaning of this fundamental essay appears on the Poetry Foundation website. [3]
In “The Rejection of Closure,” I give no examples of a “closed” text, but I can offer several. The coercive, epiphanic mode in some contemporary lyric poetry can serve as a negative model, with its smug pretension to uni­versality and its tendency to cast the poet as guardian to Truth. And detec­tive fiction can serve as a positive model, presenting an ultimately stable, calm and calming (and fundamentally unepiphanic) vision of the world. In ei­ther case, however pleasurable its effects, closure is a fiction, one of the amenities that falsehood and fantasy provide.
Earlier in discussing immanence I have distinguished between epiphany and the plane of pure immanence theorized by Deleuze.

The hallmarks of “language-centered writing” populate the surface of Hejinian’s A Border Comedy.  The text, like much of Hejinian’s work, can be understood formally as a serial chain or concatenation of observations with multiple recursive and spiraling elements. “So I can say that my sentences which I dot  day by day / They are full of disjointed dreams, audacities, unsystematic lampoons of systems, and all manner of reversed reveries / In dreams we are stunned by demands (“Book Five” 71).  “Day by day” is a reference to her writing practice. Each day she produced several discontinuous sentences, not following a defined path but a disjointed procedure, each of fifteen books is under construction, as if simultaneously.
That’s why I’ve kept this writing of fifteen books unfinished
Fifteen underway
I move from one to the next
In the course of many days adding every day
A few Lines to a book
Each of which takes a long time and considerable thought
And that passage of time facilitates forgetting
Then forgetting makes what’s been written unfamiliar
As if some other writer had been writing (“Book Eleven” 151)
 As a result, each “Book” is both sustained, but fragmented with traces of internal demarcations. Sometimes the text follows suggestions contained within recurring syllables, often with a sense of unravelling thematically interrelated bundles of observations. These “wholes” within “wholes operate at a level of what Pound called “logopoeia,” “Each tenuously connected to the next,” (the phrase repeated on pages 27 and 31).  Sentences are often sardonic, melding a surrealistic use of images with irony, yielding pithy utterance, “Fate is a form of censorship” (“Book Two”24).  In “Book Six,” I think I hear Wallace Stevens, inflected by Ann Hutchinson, “A comedian is a foreigner at border / Or comedienne—antinomian / Performing the comedy know as Barbarism” (78). The political overtones of her sentences has sustained itself in the interim since composition.[4]Her observations align with  the progressive or evolutionary view of social fact shared by many poets identified with “language poetry.”[5]
With board to water
Hardly knowing what I want
To beat the current?
To cross and see what’s waiting on the other side
Juxtaposed and progressing?
And myself telling?
I see a luminous blue cave and dogs dashing from it (“Book Two” 26-27)
Not knowing is essential to the engagement with word, current, and image. “Current” combines connotations of both serial form and energy or force. Drawing from Martin Heidegger in “Book One,” she cites “A space, as Heidegger says, for which room must be made room, not at but in a boundary” (“Book One”18). Kit Robinson, she cites, concerning the same theme of beginning within a continuous stream or current, refers to “interstitial time” (17). Liminal space is populated with liminal personae.
For changing sexes
In changing dreams
A breast appeared, off me, but incompletely
On the man I am
A woman
I or she
All of this being “gender by degrees” (17).
As in the case of the neo-barroco poet, Roberto Echavarren, Hejinian’s poetry engages impossibilities of presence and liminal borderlands. Both poetries invoke Deleuzian energies to instantiate an unfolding of continuous form marked by sinuous temporal undulations. Phenomenal presence is marked by a disconcerting language. “Gossiped, gendered, snipped” from the first page of “Book Three” resonates with “Tilted, shifted, and pulled” from the last page of “Book Two.” Sentences that are syntactical echoes engage one another. Following the multiform complexities of Hejinian’s continuities is, as she seems to have intended, endlessly open and endless in the fascinations that arise. The forwarding energy negates any desire, or indeed hope, for closure. Is the reader then solely set adrift on brilliant seas of cross-woven allusion and perception?

Gerald Bruns addresses Hejinian’s poetry this way, ‘For Hejinian … “open” means more than open ended, playful, aleatory, or nonlinear; it also means open to what is outside the poem. (Imagine a porous poem.) She writes: “The ‘open text,’ by definition, is open to the world and particularly to the reader. It invites participation, rejects the authority of the writer over the reader and thus, by analogy, the authority implicit in other (social, economic, cultural) hierarchies. It speaks for writing that is generative rather than directive. The writer relinquishes control and challenges authority as a principle and control as a motive. …”’[6]

With no pilot or guide, I happily bathe in the waters of unconditional expressivity. Hejinian pulls back.
We do not want all loss of boundary
At boundary is the body of experience
It affirms our solitude but negates it too
It makes conjunction has beauty and clue
It makes of the body an erotic talisman (“Book Four” 59)
Through rhyme and rhythm, the reader has been returned to realms of lyrical, song-like intensity. I am reminded of the work of a lonely poet in Mexican exile during the 1940s, Emilio Prados. His body became a temple, dedicated to solitude, as his sense of himself merged with the night sky, morning star, and the garden within which his spirit had been enclosed –expressivist and symbolist energies, his own body his only lover in a desperate gesture of consolation.

The body as “erotic talisman” knows gender in performance—no question of origins here. Boundaries rooted in gender are crucial to self-recognition at levels that do not register in mirrors. “Narcissus cannot face himself / But sees instead that same image we ourselves see” (“Book Three” 44). Registration occurs in performance, in the conviction that underlies action.
He lifts up his shirt
He is another
And another wearing high heels, his sex distending his silk dress, was walking
toward me while he tenderly sucked pearls (“Book Four” 59).
The comedic and the sublime are charged polarities in no sense contradictory. She concludes, but not on the final pages of A Border Comedy,
I began  all this months ago, years maybe—in June, anyway, of 1994
I thought I could, as it were, follow a poem that kept itself  apart from me
And from itself
A short lyric of shifts
A page or two at most
A poem of metamorphosis, a writing in lost contexts
I would write a line or two
No more and go away
And come back another day only to add something that would change
everything
On the scales of poetry
Weighing the pans
With devices meant to delight justice precisely where its tied to reality
At the point sublime” (“Book Four 63)
In a chain of allusions and perceptions each observation alters all antecedent elements. As a result of her serial practice of composition, the poem attains the property hypothesized by Pound of being a crystalline, three-dimensional network of interlaced elements. Attention measures the relative density of what might be found on each pan of the balancing scale. “Scale” is a multilevel pun. Joy, like sexual frisson. A Border Comedy is rife with libidinal energy. Her metaphor of the balancing scale suggests the abysmal terror that Prados associates with solitude.
                       
X: Pointer On A Scale At Dawn
I don’t know what stroke of an ancient axe
divided my heart;
divided my flesh,
leaving it to bleed in empty space.
My body remained open
like the soul within a scream;
having been born partly in the sun,
like the sky,
partly in the dark of night
in silence.
After the attack,
erupting from sleep like a river,
I was losing myself in the addiction
that kept me upright before oblivion.
Now, that I am arriving,
that I return to what is lost;
in putting on my present sadness
finally I live like a man,
I find myself in joy on the verge of the eternal
like a pointer on a scale at the dawn of my own self.[7]
William Carlos Williams too, as discussed earlier, meditated on the abyss. Faces obscured in mirrored reflections haunt the next chapter. I ask you to remember Williams’s “Danse Russe.” Those figures of hypostasis that Pound evoked in the Pisan Canto may have been on Hejinian’s mind when she wrote of Neoplatonism, “I think of some philosopher’s saying that the gods’ metamorphoses  are divine duplicities.” She quips “lies ? And I disagree” (A Border Comedy, “Book Eight” 106).  Her comedy never terminates.

Donald Wellman



[1]“If Written is Writing,” The L=A=N=G=U=A=G=E Book, eds. Bruce Andrews and Charles Bernstein (Carbondale and Evansville: So. Illinois Press, 1984): 29.

[2] María Sabina: Selections, ed. Jerome Rothenberg, contrib. Alvaro Estrada (Berkeley: U Cal P, 2003).

[3]“The Rejection of Closure,” The Language of Inquiry (Berkeley: U Cal P, 2000): 40-58
[4] I am writing during the run up to the 2016 presidential elections.

[5]Bruce Andrews, “Ideology and Discourse form a Machinery, an Apparatus with regular rules. … Faced with rules or patterns of restraint –the negative face of ideology—writing can respond with a drastic openness.. open up new relationships by crazed collisions.” “Poetry as Explanation, Poetry as Praxis,” The Politics of Poetic Form and Public Policy, ed. Charles Bernstein (NY: Roof Books, 1990): 30-31.

[6] The Material of Poetry: Sketches for a Philosophical Poetics (Athens: University of Georgia Press 2005): 29.

[7] Enclosed Garden / Jardín cerrado, tr. Donald Wellman (New Orleans: Diálogos, 2013): 243.

          「越小越厲害」Lenovo推出最小工作站 ThinkStation P320 Tiny   
Lenovo在今年 Tech World TRANSFORM上宣布,將提供企業機動且可靠的PC產品,來因應商務人士與工作環境中的演變,而小編今天要來介紹的,就是一款目前市面上最小的的工作站。

ThinkStation P320 Tiny獲得獨立軟體供應商(ISV)認證,可以確保消費者的重要應用程式能在約3.5CM高、18公分長與寬的機器中穩定運轉。Lenovo PC即服務 (PCaaS)可以降低調配與管理運算資產時的負擔、提供更完整的管理服務,以每個月固定成本的模式將硬體與服務結合成為一個解決方案,延長產品生命週期效率並降低企業成本。

Lenovo商業部高級副總裁 Christian Teismann 表示,「Lenovo通過創新的解決方案和工具為客戶提供服務,並幫助他們智能轉型,ThinkStation P320 Tiny和PC即服務(PCaaS)只是Lenovo目前開發出幫助IT組織轉型的兩個解決方案,在未來PC仍然會是個人化運算的主要架構。」

ThinkStation P320 Tiny:全球最小的ISV認證工作站


Lenovo表示,辦公工作空間隨著房價的變化越來越值錢,因此工作站在任何的環境下都應具備強大的適應力。ThinkStation P320 Tiny能充分運用狹小的空間並提供一個工作站應有的效能,同時也可配備Lenovo Think Centre Tiny產品,P320 Tiny搭載Intel Core i7處理器與NVIDIA Quadro 繪圖卡來實現ISV認證,以提供各種專業應用所需的性能表現。無論是開發新的創新產品、設計最先進的摩天大樓或是教育未來的企業家,P320 Tiny都能在最小的外殼下提供大型企業的最佳性能,在有限的工作空間裡也能有最好的表現。

同時,新一代的科技員工會優先考量設備的機動性和工作的便利性,各個企業都正在調整管理工作環境技術的方針,在敏捷式IT、自選設備和多元設備下的綜效趨勢,正塑造著PC市場的未來發展。PC即服務(PCaaS)透過簡化對融資、配置、管理和計算資產的處理過程,包裝成一個每月固定成本且可配置的解決方案來因應趨勢性的改變。企業可以選擇平板電腦、筆記型電腦、桌上型電腦、工作站或是軟體和服務,提供終端用戶更多的設備選擇,並能讓投資與企業業務一同增長。

 

ThinkStation P320 Tiny:全球最小的ISV認證工作站[1] 

辦公工作空間隨著房價的變化越來越值錢,因此工作站在任何的環境下都應具備強大的適應力。ThinkStation P320 Tiny能充分運用狹小的空間並提供一個工作站應有的效能,同時也可配備Lenovo Think Centre Tiny產品,P320 Tiny搭載Intel® Core i7處理器與NVIDIA® Quadro® 繪圖卡來實現ISV認證,以提供各種專業應用所需的性能表現。無論是開發新的創新產品、設計最先進的摩天大樓或是教育未來的企業家,P320 Tiny都能在最小的外殼下提供大型企業的最佳性能,在有限的工作空間裡也能有最好的表現。



[1] Lenovo與其他業界領先ISV認證工作站所做的內部評測

加入T客邦Facebook粉絲團
          Comment on Cedella Marley, Daughter Of Bob Marley, Talks To S&A About Definitive “Marley” Doc (Opening This Week) by irene35   
" Magnolia Pictures will release Academy Award-winner Kevin Macdonald’s Bob Marley documentary Marley, THIS Friday, April 20th, launching day and date on all VOD and digital platforms" I disagree. Look at http://www.ocsta.on.ca/ocsta/wp-content/uploads/2013/05/23-Day-5-Primary-One-Love.docx Sincerely, Irene
          Ищу работу Агронома по выращиванию роз на гидропонике.   

Я окончил Аальсмеерский Государственный Aграрный  Институт с дипломом по специальности

«выращивание цветов»в 1986г. У меня многолетны опыт выращивания  роз , в Голландий и за

рубежом. Я также работал 5 на фирме которая зкспортирует цветы и я хорошо знаю требования

клиентов и как удовлетворить их. Я владею русским языком, учил его в Голландий и в Санкт-Петербурге.

Заинтересованных прошу писать на адрес moverwater@casema.nl

Резюме Мартейн Оверватер.docx


          permutation and combinations   
There are a list of questions in the below attached file. Can someone please assist me these questions.

Attachments Question posted on GMAT club Sets , P and C.docx [13.32 KiB]
Downloaded 3 times
To download please login or register as a user



          Similar of shafe   

http://www.ziddu.com/download/21002082/soalkesebtipeC.docx.html

http://www.ziddu.com/download/21002083/soalkesebtipeA.docx.html

http://www.ziddu.com/download/21002084/soalkesebtipeB.docx.html

http://www.ziddu.com/download/21002085/GambarKesebangunan1.docx.html

          Violence against children with disabilities: legislation, policies and programmes in the EU - Summary   
Children with disabilities face significant barriers to enjoying their fundamental rights. They are often excluded from society, sometimes living in facilities far from their families. They are also denied access to basic services, such as health care and education, and endure stigma and discrimination, as well as sexual, physical and psychological violence. This summary report outlines relevant international and European standards and reviews national legislation and policies addressing violence against children with disabilities. The summary also explores the extent and different causes, settings and forms of such violence, and presents measures and initiatives to prevent it.
Downloads: 

International, European and national law all recognise the right to protection from all forms of violence. But even though protective measures are available, girls and boys with disabilities are more likely than their peers to experience violence, sexual abuse or bullying in schools, at home or in institutions across the European Union; they also often face violence linked to their disability.

FRA scrutinised the important but underreported issue of violence against children with disabilities, carrying out desk research and conducting interviews with knowledgeable stakeholders. This report presents the results of that research. 

Publication Type: 
Published By: 
FRA
Countries: 
EU
December
2015

          Certificate of Appreciation, Editable Word Template, Printable, Instant Download, YOU EDIT Word Template, Diy Certificate Template, Awards by graficaitalia   

3.00 USD

Certificate of Appreciation, Editable Word Template, YOU EDIT Certificate of Appreciation to create a formal, personalized and prestigious award to present to special people in your life. Easy YOU EDIT Word Template with pre-filled text boxes to customize names, dates and titles of our colorful and unique DIY Word Template. You can also quickly make many design changes such as change fonts, font size, font color, text alignment, spacing, change fonts to bold, italic, underline. This is a printable digital download ready to be customized and printed, all you do is edit, save and print. Personalized Certificates, Diplomas and Awards are wonderful as quick, last minute gifts, for school functions and business and organization needs. Check our store for more Diy Editable Word Templates for certificates / certifications, awards, and diplomas.

This is a Printable, Instant Download, YOU EDIT Word Template to create Diy Certificate Template, Awards, Diplomas, no physical item will be sent to you.

Product details:

- one Microsoft Word Template file (.docx)or (.doc), size: 8.5 inches x 11 inches
- one Instruction file (.txt)

What can I edit?

- You can make changes to the text as well as font size, font color, font style and text position and alignment.
- The background image is NOT editable.

How do I get started?

1. Download the files you purchased on Etsy.
2. Open the template document with Microsoft Word.
3. "Click into" the pre-filled text boxes and change the sample text. Select the text to make any font size, font color or font style changes you wish.
4. Save you edited file (remember to "save as" and give the document a new name or you will loose your original template).
5. Print

Note
- You will need Microsoft 2007 or higher.
- This is a digital download product and no physical item will be sent.
- If you do not have font we used to create this template installed on your computer the template will revert / default to a font which is available on your computer. If you prefer a different font you may change it.
- You may create and print this template as many times as you like, DO NOT resell the digital template or give it away as a free digital download.


          Lunch Time Supervisor - -   
Closing date: 6 Jul Supporting documents Application Form - Support - updated 1.5.15.doc (418.5 KB) Disqualification by Association Declaration - annual update (Jan 2017).docx (50.48 KB) Application F...
          Oh boy, Florida residents can now challenge the science taught in public schools   
TwitterFacebook

Parents have fought successfully over the years to ban books like the Harry Potter series and Catcher and the Rye from public schools. Now in Florida, residents could possibly do the same with textbooks about the science behind climate change and evolution.

Last week, Republican Gov. Rick Scott signed legislation that makes it easier for any Florida resident to object to classroom materials they don't like. 

SEE ALSO: Climate researchers shot down Trump's EPA administrator in the nerdiest way imaginable

The statute, which took effect on Saturday, requires district school boards to hire an "unbiased and qualified hearing officer" who could deem things like textbooks, movies, and novels as unsuitable and require they not be used.  Read more...

More about Science, Florida, Global Warming, Teachers, and Climate Change
          Office Connector Prerequisites   

Page edited by Rachel Robins - "Published by Scroll Versions from space DOCM and version 6.2"

The Office Connector allows you to import, and edit office documents (such as Word, Excel and PowerPoint) within Confluence. 

The browser, operating system and applications required depend on what you are trying to do with an office file.  

Viewing Office files

You can upload, insert and preview Office files in the same way as any other file.  You don't need to have an Office application installed on your computer in order to view Office files in Confluence.  

On this page:

Importing Word documents as pages

Confluence can import the content from Microsoft Word 97-2013 documents (.doc and .docx ). 

Editing Office files attached to a page

The Office Connector allows you to edit Office files that are attached to pages.

You'll need to use a browser, operating system and application (either Microsoft Office or OpenOffice) as described in the compatibility matrix below.  

Here's a few common issues:

  • Using Chrome? You can't edit Office documents as Chrome does not support WebDAV clientsSee  CONFSERVER-23322 Open
  • Using Firefox? You'll need to install the WebDAV add-on. See Installing the Firefox Add-On for the Office Connector.
  • Using Internet Explorer? You can only edit documents in Microsoft Office. OpenOffice is not supported.
  • Using Linux? You can only edit documents in OpenOffice. Microsoft Office is not supported. See  CONFSERVER-17250 Open .
  • Using Mac OS X? You can't currently edit documents. See CONFSERVER-25594 Resolved .
  • Special characters in the filename? Edit in Office does not work for files with special characters (like ' # @ €) in the filename. See CONFSERVER-22403 Open .
  • Not seeing the Office Connector options? Your system administrator may have disabled all or part of the Office Connector.

    See  Configuring the Office Connector .

Configuration matrix

You need one of the following software combinations to edit Office files from your Confluence page.

SoftwareOperating SystemBrowser
Microsoft Office 2013
  • Windows 7
  • Windows 8
  • Internet Explorer 11
  • Firefox – latest stable version
Microsoft Office XP, 2003, 2007, 2010
  • Windows 7
  • Windows Vista
  • Windows XP (Service Pack 2 or 3)
  • Internet Explorer 11
  • Firefox – latest stable version

OpenOffice 2.x – 3.x

  • Windows 7
  • Windows Vista
  • Windows XP (Service Pack 2 or 3)
  • Linux
  • Firefox – latest stable version
  • Internet Explorer 11  
    (Windows Platforms only)

Note: The only known supported Office editor for Linux is OpenOffice. But in theory it should work with any WebDAV-aware application.

If you experience problems editing documents using the Office Connector (using an application, operating system and browser combination above) please raise an issue and tell us as much as you can about your operating system, application version, document version (if its different to the version of Office / Open Office you're using to open the document) and browser. 

Troubleshooting

Having problems with the Office Connector? 

  • The WebDAV plugin must be enabled, because the Office Connector uses WebDAV to transfer information to and from Office documents. The WebDAV plugin is bundled with Confluence, and can be enabled or disabled by the System Administrator. If necessary, refer to the instructions on enabling plugins and configuring the WebDAV options.
  • Ensure that your Confluence server's base URL is set correctly (see Configuring the Server Base URL to find out how to check this). When a user edits a Confluence page in Word and then uploads the page back to the Confluence server, the base URL determines where the document will be saved. If the base URL is incorrect, the documents may be saved to a different Confluence server.
  • Using Office 2013? Your administrator will need to enable 'Allow authentication tokens in the URL path' in the Office Connector configuration. See  Configuring the Office Connector.
See the Office Connector Limitations and Known Issues knowledge base article for more troubleshooting tips. 


          starszy specjalista (wielkopolskie)   
BIP Kancelarii Prezesa Rady Ministrów - Służba Cywilna - Opublikowano: 02 lip 2017
Wielkopolski Urząd Wojewódzki w PoznaniuDyrektor Generalny poszukuje kandydatów\kandydatek na stanowisko:starszy specjalista61-713 Poznań,Al. Niepodległości 16/18Zakres zadań wykonywanych na stanowisku pracy:przyjmowanie wniosków paszportowych, potwierdzanie tożsamość wnioskodawcy, dokonywanie sprawdzeń i weryfikacja danych osobowych i biometrycznych z przedłożonymi do wglądu dokumentami i bazą Centralnej Ewidencji Wydanych i Utraconych Paszportów (CEWiUP)przyjmowanie wniosków i dokumentów w sprawach związanych z wpisem zaproszenia do ewidencji zaproszeń, rejestracją pobytu obywateli państw członkowskich UE i członków ich rodzin oraz wydawaniem i wymianą dokumentów pobytuprzyjmowanie wniosków i innych dokumentów w sprawach legalizacji pobytu cudzoziemców oraz ich zatrudnienia na terytorium Rzeczypospolitej Polskiejprzyjmowanie wniosków w sprawach wypłaty świadczeń pieniężnych dla posiadaczy Karty Polakaprowadzenie postępowań administracyjnych związanych z wpisem zaproszenia do ewidencji zaproszeń, rejestracją pobytu obywateli państw członkowskich UE i członków ich rodzin prowadzenie postępowań wyjaśniających w sprawach utraty i zniszczenia ważnego paszportu, podejrzenia popełnienia fałszerstwa dokumentu paszportowego oraz wyrażenia opinii dotyczącej książeczki żeglarskiej przez właściwy urząd morskiprzyjmowanie dokumentów paszportowych przekazanych pocztą specjalną; dołączanie wniosków paszportowych do paszportów; sprawdzanie i wpisywanie danych o paszporcie do wniosku; przygotowywanie paszportów w celu wydania ich wnioskodawcomwykonywanie czynności związanych z wydawaniem i wymianą kart pobytu obywatelom UE oraz wydawaniem zaproszeń cudzoziemcomudzielanie informacji w sprawach związanych z wydawaniem dokumentów paszportowych, legalizacją i zatrudnieniem cudzoziemców, pobytem obywateli UE, zaproszeniami oraz uprawnień wynikających z posiadaniem Karty Polaka Warunki pracy- praca administracyjno-biurowa z wykorzystaniem komputera oraz urządzeń biurowych- parametry środowiska pracy w normie - zadania wykonywane w siedzibie Urzędu - zagrożenie biologiczne typowe dla pracy z dokumentacją- stres związany z obsługą klientów zewnętrznych - stanowisko pracy znajduje się na parterze budynku biurowego - drzwi wejściowe do pokoi biurowych o szerokości 90 cm - stanowisko pracy wyposażone w meble biurowe dostosowane do wymagań określonych dla stanowisk administracyjno - biurowych - praca przy monitorze ekranowym powyżej 4 godzin na dobę - pomieszczenia higieniczno-sanitarne w budynku nieprzystosowane dla osób niepełnosprawnych - budynek posiada podjazd dla osób niepełnosprawnych - budynek nie jest wyposażony w windy osoboweInne informacje:W miesiącu poprzedzającym datę upublicznienia ogłoszenia wskaźnik zatrudnienia osób niepełnosprawnych w urzędzie, w rozumieniu przepisów o rehabilitacji zawodowej i społecznej oraz zatrudnianiu osób niepełnosprawnych, nie wynosi co najmniej 6%. Osoba zatrudniona na ww. stanowisku, zgodnie z art. 78 ust. 4 Ustawy z dnia 21 listopada 2008 r. o służbie cywilnej, nie może łączyć zatrudnienia w służbie cywilnej z mandatem radnego. Do składania ofert zachęcamy również osoby niepełnosprawne. Wzór wymaganych oświadczeń zamieszczony jest pod adresem: www.poznan.uw.gov.pl/system/files/zalaczniki/wzor_oswiadczenia_do_naboru_na_stanowisko_pracy.docx Oświadczenia należy opatrzyć odręcznym podpisem wraz z datą. Kandydaci zakwalifikowani do kolejnych etapów naboru zostaną powiadomieni o ich terminie telefonicznie, drogą elektroniczną lub pocztową. Wyniki naboru opublikowane będą po zakończeniu naboru w BIP KPRM, BIP WUW oraz w siedzibie Urzędu. Oferty osób niezatrudnionych zostaną zniszczone po upływie 3 miesięcy od dnia zakończenia naboru. Proponowane wynagrodzenie zasadnicze brutto: 2600 zł. Dodatkowe informacje, w tym o kolejnych etapach naboru, można uzyskać pod nr tel. 61 854 19 91, 61 854 11 87. Nasz urząd jest pracodawcą równych szans i wszystkie aplikacje są rozważane z równą uwagą bez względu na płeć, wiek, niepełnosprawność, rasę, narodowość, przekonania polityczne, przynależność związkową, pochodzenie etniczne, wyznanie, orientacje seksualną czy też jakąkolwiek inną cechę prawnie chronioną. Wymagania związane ze stanowiskiem pracywykształcenie: wyższedoświadczenie zawodowe/staż pracydoświadczenia zawodowegopozostałe wymagania niezbędne:znajomość języka angielskiego na poziomie średniozaawansowanymznajomość przepisów z zakresu ustawy o dokumentach paszportowych i aktów wykonawczych oraz kodeksu postępowania administracyjnegoznajomość ustawy o ochronie danych osobowychznajomość kodeksu rodzinnego i opiekuńczegoznajomość ustaw: prawo o aktach stanu cywilnego, o ewidencji ludności, o dowodach osobistych, o zmianie imienia i nazwiskaznajomość ustaw o cudzoziemcach i o Karcie Polakaznajomość ustawy o obywatelstwie polskimumiejętność formułowania jasnych i zwięzłych informacjidobra organizacja pracy własnejumiejętność pracy w zespoleumiejętność pracy z klientemumiejętność radzenia sobie ze stresemumiejętność argumentowaniaPosiadanie obywatelstwa polskiegoKorzystanie z pełni praw publicznychNieskazanie prawomocnym wyrokiem za umyślne przestępstwo lub umyślne przestępstwo skarbowewymagania dodatkoweDokumenty i oświadczenia niezbędne:Życiorys/CV i list motywacyjnyKopie dokumentów potwierdzających spełnienie wymagania niezbędnego w zakresie wykształceniaOświadczenie o posiadaniu obywatelstwa polskiego albo kopia dokumentu potwierdzającego posiadanie polskiego obywatelstwaOświadczenie o wyrażeniu zgody na przetwarzanie danych osobowych do celów naboruOświadczenie o korzystaniu z pełni praw publicznychOświadczenie o nieskazaniu prawomocnym wyrokiem za umyślne przestępstwo lub umyślne przestępstwo skarboweDokumenty i oświadczenia dodatkowe:kopia dokumentu potwierdzającego niepełnosprawność - w przypadku kandydatek/kandydatów, zamierzających skorzystać z pierwszeństwa w zatrudnieniu w przypadku, gdy znajdą się w gronie najlepszych kandydatek/kandydatówDokumenty należy złożyć do: 2017-07-03Decyduje data:stempla pocztowego / osobistego dostarczenia oferty do urzędu...
          Oh boy, Florida residents can now challenge the science taught in public schools   
TwitterFacebook

Parents have fought successfully over the years to ban books like the Harry Potter series and Catcher and the Rye from public schools. Now in Florida, residents could possibly do the same with textbooks about the science behind climate change and evolution.

Last week, Republican Gov. Rick Scott signed legislation that makes it easier for any Florida resident to object to classroom materials they don't like. 

SEE ALSO: Climate researchers shot down Trump's EPA administrator in the nerdiest way imaginable

The statute, which took effect on Saturday, requires district school boards to hire an "unbiased and qualified hearing officer" who could deem things like textbooks, movies, and novels as unsuitable and require they not be used.  Read more...

More about Science, Florida, Global Warming, Teachers, and Climate Change
          WinRAR 5.50 beta 1 (x64)   
Version 5.50 beta 1

1. WinRAR and command line RAR use RAR 5.0 archive format by default.
You can change it to RAR 4.x compatible format with "RAR4" option
in archiving dialog or -ma4 command line switch.

If you prefer RAR 4.x format by default, use "Create default..."
button on "Compression" page of WinRAR settings and set "RAR4"
in the displayed dialog.

This change affects only new clean installs. If you already saved
RAR format in the default compression profile in previous versions,
WinRAR respects stored settings.

2. Use "Set master password" button in "Organize passwords" dialog
to encrypt saved password records and protect them from unauthorized
access.

If saved passwords are protected with master password, you need to
enter the master password and press "OK" in password prompt to access
them. If entered password does not match the master password,
it is treated as a usual password for archive operations.

Once entered, the master password is valid until WinRAR is closed.
Close WinRAR and open it again after specifying the master password
if you wish to see how protection works. Enter a valid and then
empty master password to remove encryption from previously protected
password records.

This WinRAR version uses a new data format for password organizer,
so passwords stored in "Organize passwords" dialog are not readable
by older versions. It does not affect archive encryption formats
and encrypted archives are compatible with previous WinRAR version.
Organizer data is converted to a new format only when you save it
and not immediately after installing WinRAR.

3. Prompt proposing to set the master password is displayed
when storing a password in compression profile. You can enter
the master password to encrypt password data stored in Registry
and protect it from unauthorized access. You will need to enter
the master password in password prompt dialog to access
such compression profile after that.

Once entered, the master password is valid until WinRAR is closed.
Close WinRAR and open it again after specifying the master password
if you wish to see how protection works.

4. By default, WinRAR uses AES-256 in CTR mode to encrypt ZIP archives.
While AES-256 is significantly more secure than ZIP 2.0 legacy
encryption algorithm, it can be incompatible with some older
unzip software. If compatibility with such tools is required,
you can enable "ZIP legacy encryption" option in the password
dialog or use -mezl switch in the command line mode.

5. Added extraction support for .LZ archives created by Lzip compressor.

6. Modern TAR tools can store high precision file times, lengthy
file names and large file sizes in special PAX extended headers
inside of TAR archive. Now WinRAR supports such PAX headers
and uses them when extracting TAR archives.

7. New "Store modification time" option on "Time" page of archiving
dialog can be used to prohibit storing the file modification time
in RAR 5.x archives. Former "High precision modification time"
option is replaced by "High precision time format".

8. New "Full paths in title bar" option in "Settings/General" dialog.
If enabled, the full path of currently opened folder or archive
is displayed in WinRAR title bar.

9. New "Settings/Archives" page provides "File types to open as
archives first" group of options. Here you can define how Enter
or double click on a file with non-archive extension and archive
contents should be processed in WinRAR file list. Examples
of such files are .docx or self-extracting .exe archives.
You can instruct WinRAR to open such files as archives,
to run them, to handle them similarly or differently inside
and outside of archives, to never run specified file types
even if they do not include any archived contents.

Default settings are to open self-extracting exe and to run
other types of archives with non-archive extension.

Regardless of these options, you can always open any such
archive file by pressing Ctrl+PgDn on its name in WinRAR file list.

10. New "Copy full names to clipboard" command in "File" menu
places full names of selected files to clipboard.

This command is also added to context menu displayed
when right clicking the file list in WinRAR. Several other commands,
which are also present on the toolbar or in main menu,
such as "View" and "Repair", are removed from this context menu.

11. LZ and ZIPX are added to list of associations in Settings/Integration
dialog.

12. LZ and ZIPX extensions are added to default list of formats for
-ms switch ("Specify file types to store") invoked without parameters.

13. You can specify 'f' charset value in -sc switch to use UTF-8
encoding. For example:

rar a -scfl arcname @filelist.txt

to read contents of filelist.txt as UTF-8 text.

14. RAR "lt" and "vt" commands display file times with nanosecond
precision. Such precision is used in RAR5 archives created
by RAR/Unix 5.50 and newer. Archives created by WinRAR have 100ns
file time precision.

15. Only '+', '-' and '1' precision modifiers are supported
in -ts switch now. Use '+' to store the file time with maximum
precision, '-' to omit the file time and '1' to store it with
1 second precision. Intermediate precision modes previously
defined with '2' and '3' modifiers are not available in RAR 5.0
archive format and ignored by -ts switch.

16. If a wrong password is entered when unpacking an encrypted file
in RAR5 archive, WinRAR proposes to enter a valid password
for same file again instead of aborting extraction.

17. File path information is displayed if mouse pointer is placed over
a name of archiving file in the operation progress window.

18. Name of currently active compression profile is displayed
in the archiving dialog above "Profiles..." button.

19. If "Find" command is invoked from inside of archive subfolder,
"File names to find" will include the path to this subfolder.
So "Find" will search only starting from this subfolder.

20. Bugs fixed:

a) WinRAR failed to unpack files in ZIP archives compressed
with XZ algorithm and encrypted with AES;

b) if "Windows progress bars" option in WinRAR settings was turned off
and "Put each file to separate archive" archiving mode was used,
"gold" part of total progress bar did not display the compressed
data ratio correctly;

c) SFX archive extraction progress was incorrect in case of
multivolume SFX archive with total volume size exceeding 4 GB;

d) if archived folder name included trailing spaces, if user
selected and extracted some folders in non-root archive folder
and if "Allow potentially incompatible names" extraction option
was turned off, WinRAR could lose one or more leading characters
in extracted folder name;

e) if only creation or only last access file time was stored in RAR5
archive with 1 second precision, such as with -ma5 -tsm- -tsa1
switches, this stored time was ignored when extracting.

Download


          WinRAR 5.50 beta 1 (x86)   
Version 5.50 beta 1

1. WinRAR and command line RAR use RAR 5.0 archive format by default.
You can change it to RAR 4.x compatible format with "RAR4" option
in archiving dialog or -ma4 command line switch.

If you prefer RAR 4.x format by default, use "Create default..."
button on "Compression" page of WinRAR settings and set "RAR4"
in the displayed dialog.

This change affects only new clean installs. If you already saved
RAR format in the default compression profile in previous versions,
WinRAR respects stored settings.

2. Use "Set master password" button in "Organize passwords" dialog
to encrypt saved password records and protect them from unauthorized
access.

If saved passwords are protected with master password, you need to
enter the master password and press "OK" in password prompt to access
them. If entered password does not match the master password,
it is treated as a usual password for archive operations.

Once entered, the master password is valid until WinRAR is closed.
Close WinRAR and open it again after specifying the master password
if you wish to see how protection works. Enter a valid and then
empty master password to remove encryption from previously protected
password records.

This WinRAR version uses a new data format for password organizer,
so passwords stored in "Organize passwords" dialog are not readable
by older versions. It does not affect archive encryption formats
and encrypted archives are compatible with previous WinRAR version.
Organizer data is converted to a new format only when you save it
and not immediately after installing WinRAR.

3. Prompt proposing to set the master password is displayed
when storing a password in compression profile. You can enter
the master password to encrypt password data stored in Registry
and protect it from unauthorized access. You will need to enter
the master password in password prompt dialog to access
such compression profile after that.

Once entered, the master password is valid until WinRAR is closed.
Close WinRAR and open it again after specifying the master password
if you wish to see how protection works.

4. By default, WinRAR uses AES-256 in CTR mode to encrypt ZIP archives.
While AES-256 is significantly more secure than ZIP 2.0 legacy
encryption algorithm, it can be incompatible with some older
unzip software. If compatibility with such tools is required,
you can enable "ZIP legacy encryption" option in the password
dialog or use -mezl switch in the command line mode.

5. Added extraction support for .LZ archives created by Lzip compressor.

6. Modern TAR tools can store high precision file times, lengthy
file names and large file sizes in special PAX extended headers
inside of TAR archive. Now WinRAR supports such PAX headers
and uses them when extracting TAR archives.

7. New "Store modification time" option on "Time" page of archiving
dialog can be used to prohibit storing the file modification time
in RAR 5.x archives. Former "High precision modification time"
option is replaced by "High precision time format".

8. New "Full paths in title bar" option in "Settings/General" dialog.
If enabled, the full path of currently opened folder or archive
is displayed in WinRAR title bar.

9. New "Settings/Archives" page provides "File types to open as
archives first" group of options. Here you can define how Enter
or double click on a file with non-archive extension and archive
contents should be processed in WinRAR file list. Examples
of such files are .docx or self-extracting .exe archives.
You can instruct WinRAR to open such files as archives,
to run them, to handle them similarly or differently inside
and outside of archives, to never run specified file types
even if they do not include any archived contents.

Default settings are to open self-extracting exe and to run
other types of archives with non-archive extension.

Regardless of these options, you can always open any such
archive file by pressing Ctrl+PgDn on its name in WinRAR file list.

10. New "Copy full names to clipboard" command in "File" menu
places full names of selected files to clipboard.

This command is also added to context menu displayed
when right clicking the file list in WinRAR. Several other commands,
which are also present on the toolbar or in main menu,
such as "View" and "Repair", are removed from this context menu.

11. LZ and ZIPX are added to list of associations in Settings/Integration
dialog.

12. LZ and ZIPX extensions are added to default list of formats for
-ms switch ("Specify file types to store") invoked without parameters.

13. You can specify 'f' charset value in -sc switch to use UTF-8
encoding. For example:

rar a -scfl arcname @filelist.txt

to read contents of filelist.txt as UTF-8 text.

14. RAR "lt" and "vt" commands display file times with nanosecond
precision. Such precision is used in RAR5 archives created
by RAR/Unix 5.50 and newer. Archives created by WinRAR have 100ns
file time precision.

15. Only '+', '-' and '1' precision modifiers are supported
in -ts switch now. Use '+' to store the file time with maximum
precision, '-' to omit the file time and '1' to store it with
1 second precision. Intermediate precision modes previously
defined with '2' and '3' modifiers are not available in RAR 5.0
archive format and ignored by -ts switch.

16. If a wrong password is entered when unpacking an encrypted file
in RAR5 archive, WinRAR proposes to enter a valid password
for same file again instead of aborting extraction.

17. File path information is displayed if mouse pointer is placed over
a name of archiving file in the operation progress window.

18. Name of currently active compression profile is displayed
in the archiving dialog above "Profiles..." button.

19. If "Find" command is invoked from inside of archive subfolder,
"File names to find" will include the path to this subfolder.
So "Find" will search only starting from this subfolder.

20. Bugs fixed:

a) WinRAR failed to unpack files in ZIP archives compressed
with XZ algorithm and encrypted with AES;

b) if "Windows progress bars" option in WinRAR settings was turned off
and "Put each file to separate archive" archiving mode was used,
"gold" part of total progress bar did not display the compressed
data ratio correctly;

c) SFX archive extraction progress was incorrect in case of
multivolume SFX archive with total volume size exceeding 4 GB;

d) if archived folder name included trailing spaces, if user
selected and extracted some folders in non-root archive folder
and if "Allow potentially incompatible names" extraction option
was turned off, WinRAR could lose one or more leading characters
in extracted folder name;

e) if only creation or only last access file time was stored in RAR5
archive with 1 second precision, such as with -ma5 -tsm- -tsa1
switches, this stored time was ignored when extracting.

Download


          Comment on 3D Character Making Made Easy! by Monica   
I went to this dropbox link, which has the list of files, but can't open them as the "link does not exist"... [sigh] https://www.dropbox.com/sh/vmpgf3sktr0g9lg/AAC38CQj3eDA48EZMhlr_uuba/alien.docx?dl=0
          Confluence 6.3.0 beta Release Notes   

Page edited by Rachel Robins - "Confluence 6.3.0-rc1 released"

 

 

3 July 2017

Atlassian presents Confluence 6.3.0-rc1. This is a snapshot of our work in progress, primarily focused on providing add-on developers an opportunity to test their add-ons and make any required changes in advance of an official release.

Confluence 6.3.0-rc1 is available to download now.

Development releases are not production ready. Development releases are snapshots of the ongoing Confluence development process. While we try to keep these releases stable, they have not undergone the same degree of testing as a full release, and could contain features that are incomplete or may change or be removed before the next full release.

No upgrade path. Because development releases represent work in progress, we cannot provide a supported upgrade path between development releases, or from any development release to a final release. You may not be able to migrate any data you store in a Confluence development release to a future Confluence release.

Atlassian does not provide support for development releases.

 

 

Issues with this beta?
Please raise an issue to tell us about it. 

Raise an issue

How do you want to find out about these releases?

We'd love to improve how we tell you about Early Access Program (EAP) releases. Tell us what you think in this quick survey.

Highlights of 6.3.0-rc1

Released 3 July

New in this release candidate:

  • Added three new languages - Estonian, Icelandic, and Slovenian

Highlights of 6.3.0-beta3

Released 26 June

New in this beta release:

  • Improved translations for several languages
  • Bug fixes and other improvements

Highlights of 6.3.0-beta2 

Released 19 June

In this release we've focused on fixing some pain points that may have been affecting your site. Here's a couple of highlights.

Image rotation improvements

Confluence now respects the Exif orientation information from your camera or phone, which means your photo will land right side up on your page more often. 

Attachment indexing improvements

When a file is uploaded in Confluence, its text is extracted and indexed. This allows people to search for the content of a file, not just the filename. This is a pretty memory hungry process, and has caused out of memory errors for some customers. 

This release has some big improvements to the safeguards that prevent out of memory errors in your site. Here's the basics:  

  • If the uploaded file is larger than 100 MB, Confluence will not attempt to extract text or index the file contents. Only the filename will be searchable.
  • If the uploaded file is one of the following types, Confluence will only extract up to:
    • 1 MB of text from Excel (.xlsx) or Powerpoint (.pptx)
    • 8 MB of text from PDF (.pdf)
    • 10 MB of text from other text files (including .txt, .xml, .html, .rtf etc)
    • 16 MB of text from Word (.docx)
  • If the text extracted from the file was greater than 1 MB, it will be searchable, but Confluence will not show this text as an excerpt with the search result.

Some of these values are configurable via system properties.

As we think this will have a massive impact for many customers, this is already available in Confluence 6.2.2. 

Maximum editors limit

To prevent potential performance issues, the maximum number of people who can edit a page simultaneously is now limited to 12. This means that people can't enter the editor if there are already 12 other people editing the page, and will need to wait until someone leaves. 

Access your recent work from the profile menu

You can now access your recently worked on items from the profile menu, as well as the dashboard. We think this will be particularly useful in sites that set a page as the homepage, instead of the dashboard. 

Supported platforms changes

There are a bunch of supported platform changes in this release, so be sure to check your operating system and database is still supported. 

  • We don't support running Confluence 6.3 or later on Solaris operating systems. 
  • We've added support for PostgreSQL 9.6 in this release. 

We know many of you are keen to start using MySQL 5.7.  Hang in there, it has some significant changes and we're still working to make sure Confluence is compatible.  

 


Infrastructure changes

Head to Preparing for Confluence 6.3 to find out about changes that will impact add-on developers. 

Known issues

Confluence 6.3.0-beta2 has the following known issues:

  • CONFSERVER-52626 - Profile pictures and some embedded images are strange colours Resolved

          Invoice Template for Senior Photographer, Photography Invoice Receipt Form in MS Word and Adobe Photoshop - INSTANT DOWNLOAD - IRF003 by BellenityDesign   

8.00 USD

❀ ❀ ❀

Stylish, minimalist and modern invoice/ receipt form template for Senior Photography Service!
Available in Microsott Word (.DOCX format) and Adobe Photoshop (.PSD Format)
Easy to customize text, text color and elements!
Use your home computer to customize and print this template on your printer, local printer or printing lab such as WHCC, Millerlab, etc!
-------------------------------------------------------------------------------------

You will get :
✢ 2 PSD Files (US Letter and A4 Size with Bleed)
✢ 2 DOCX Microsoft Word files format (US Letter and A4 size with Bleed)
✢ Instruction included, consist of :
- How to setting borderless form in Microsoft Word
- How to use Clipping Mask in Adobe Photoshop
- Font link
✢ Fully customizable text, text color and elements
-------------------------------------------------------------------------------------

Need another design for invoice form for your service? Check this link!
https://www.etsy.com/listing/385523766/invoice-template-for-photographer

Bundles of photography contract and form :
https://www.etsy.com/listing/467181393/bundles-of-photography-business-form-and
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

- This templates are using .DOCX format only. We are not providing the .DOC format because of .DOC limitation
- .DOCX format may have a slight different from .PSD format due to its limitations, but the contents and layouts are the same
- You will need basic knowledge of Microsoft Word and Adobe Photoshop to make changes in template
- Please do not claim them as your own designs
- These design may not be sold or shared in any form
- Due to the nature of this product, all sales are final.

COPYRIGHT
© 2016-2017 Bellenity Design
All Rights are Retained by the Artist.


          Ответ на вопрос: Какие форматы для архивного хранения электронных документов используют в зарубежных странах?   

Вопрос: Не могли бы Вы привести примеры того, как архивные службы зарубежных стран подходят к выбору форматов для архивного хранения электронных документов?

Ответ: Использование форматов для архивного хранения – вопрос достаточно важный, поскольку правильный выбор позволяет значительно сократить трудозатраты на обработку архивных документов при их хранении. В ряде стран существуют соответствующие требования к государственным органам, передающим свои документы на государственное архивное хранение. Ниже приведен ряд примеров - Австралии, Дании, Канады и Великобритании – где используются различные подходы и решения.

Штат Виктория (Австралия). Электронный архив штата – самый долгоживущий из реально функционирующих государственных электронных архивов. Электронные документы положено передавать на архивное хранение в разработанном архивно-документационной службой штата контейнерном формате VEO (в данный момент используется уже 3-я версия формата, https://www.prov.vic.gov.au/recordkeeping-government/about-standards-framework-policies/vers-standard/vers-version-3 , см. также http://rusrim.blogspot.ru/2016/06/vers-2.html ). Контейнеры VEO (в 3-й версии – ZIP-файлы, ранее - XML-файлы) содержат документы и их метаданные, и подписываются электронной цифровой подписью. Сертифицированные СЭД государственных органов обязаны поддерживать экспорт в формат VEO. Распространяются инструменты, позволяющие создавать VEO-объекты вручную или путем их интеграции в информационные системы; а также инструменты, позволяющие автономно работать с VEO-объектами.

Собственно контент передаваемых документов должен быть (при необходимости) мигрирован в один их подходящих для длительного хранения форматов (список которых открытый, данное качество определяется по тому, соответствует ли он требованиям к форматам для длительного хранения, установленным стандартом штата, см. https://www.prov.vic.gov.au/sites/default/files/2016-05/PROS1503S3v1.0.pdf ). При этом на хранение обязательно поступает и документ в своем оригинальном формате (если только архивно-документационная служба явным образом не разрешит этого не делать).

Существует список предпочтительных форматов, которые архивно-документационная служба точно принимает. Текстовые файлы принимаются в форматах .txt, .doc, .docx, .pdf (предпочтительно PDF/A-1 и PDF/A-2, но не PDF/A-3). Графические форматы: JPEG, JPEG2000, TIFF. Возможно использование иных форматов, но оно в каждом случае должно быть согласовано с архивно-документационной службой.

Все аспекты передачи электронных документов на архивное хранение описаны в стандартах штата, являющихся нормативными документами для государственных органов штата.

Дания. Электронные документы принимаются на хранение с 1973 года. Национальные Архивы Дании используют собственный подход, обходясь без архивных контейнеров. Данные и документы передаются ведомствами на хранение - как правило, через пять лет – в виде так называемой архивной версии. Архивная версия - это копия данных, которые структурированы и документированы в соответствии с правилами Национальных Архивов, при этом данные и документы преобразованы в форматы, подходящие для долговременного хранения. Табличные данные из реляционных баз данных преобразуются в XML-файлы, в то время, как документы сохраняются в формате TIFF. В меньшей степени используются форматы JPEG 2000, MP3, MPEG-2 и MPEG-4, и GML – соответственно для аудио-, видео- и геоданных. (см. также http://rusrim.blogspot.ru/2016/03/blog-post_31.html ).

Канада. Архивно-библиотечная служба ведет перечень предпочтительных и допустимых форматов и, как правило, принимает на хранение документы только в них (см. http://www.bac-lac.gc.ca/eng/services/government-information-resources/guidelines/Pages/guidelines-file-formats-transferring-information-resources-enduring-value.aspx ; см. также http://rusrim.blogspot.ru/2010/11/blog-post_8580.html ). Обязанность предоставить материалы в соответствующих форматах возложена на источники комплектования. Предпочтительные текстовые форматы: TXT, EPUB3, ODF, PDF/A-1, PDF/A-2. Допустимые: DOC, DOCX. PDF ver.1.7, EPUB2. Графические форматы: предпочтительные TIFF. JPEG2000, PNG и допустимые JPEG, DICOM, DNG, GIF.

Великобритания. Существует перечень предпочтительных форматов для использования государственными органами в их деловой деятельности, однако Национальные Архивы принципиально готовы принимать заслуживающие сохранения документы в любых форматах.

Источники: Public Record Office Victoria (PROV) / Library and Archives Canada / Блог Натальи Храмцовской /
https://www.prov.vic.gov.au/recordkeeping-government/about-standards-framework-policies/vers-standard/vers-version-3
http://rusrim.blogspot.ru/2016/06/vers-2.html
http://rusrim.blogspot.ru/2016/03/blog-post_31.html
http://rusrim.blogspot.ru/2010/11/blog-post_8580.html

          Telangana MDM New proforma useful for all Schools   
Mid Day Meal in schools has had a long history in India. In 1925, a Mid Day Meal Programme was introduced for disadvantaged children in Madras Municipal Corporation. By the mid 1980s three States viz. Gujarat, Kerala and Tamil Nadu and the UT of Pondicherry had universalized a cooked Mid Day Meal Programme with their own resources for children studying at the primary stage by 1990-91 the number of States implementing the mid day meal programme with their own resources on a universal or a large scale had increased to twelve states.

New proforma of Mid Day Meals is very usefull to all PS, UPS & High schools to submit their meal taken bill and as well as CCH bill
Download New proforma through the following links

          Oh boy, Florida residents can now challenge the science taught in public schools   
TwitterFacebook

Parents have fought successfully over the years to ban books like the Harry Potter series and Catcher and the Rye from public schools. Now in Florida, residents could possibly do the same with textbooks about the science behind climate change and evolution.

Last week, Republican Gov. Rick Scott signed legislation that makes it easier for any Florida resident to object to classroom materials they don't like. 

SEE ALSO: Climate researchers shot down Trump's EPA administrator in the nerdiest way imaginable

The statute, which took effect on Saturday, requires district school boards to hire an "unbiased and qualified hearing officer" who could deem things like textbooks, movies, and novels as unsuitable and require they not be used.  Read more...

More about Science, Florida, Global Warming, Teachers, and Climate Change
          NIREH Bhopal Recruitment 2017 nireh.org Application Form   

NIREH Bhopal Recruitment 2017

ICMR - National Institute for Research in Environmental Health (NIREH), Indian Council of Medical Research, Department of Health Research, Kamla Nehru Hospital Building, Gandhi Medical College Campus, Bhopal is inviting applications from eligible applicants for the posts of Scientist - D (Medical), Scientist - C (Medical), Scientist - B (Medical), Executive Engineer (Technical Officer - C) – Civil, Accounts Officer (Junior Grade) and Technician Athrough Advertisement No. NIREH/ HR/ PP/ 2017/01 before the last date that is 20-07-2017.

For whole information about NIREH Bhopal Recruitment you must read complete page carefully. Deserving & satisfied applicants should not miss this golden chance. The candidates should read full details and fill application form shortly. You can bookmark this web page using Ctrl plus D for acquiring up to date details concerning NIREH Bhopal Recruitment.

For more info about NIREH Bhopal Recruitment like as post wise vacancy details, post wise education qualification, post wise age limit, selection process, post wise pay band, how to apply, postal address, important dates etc are given below.

www.nireh.org Jobs Application Form

Details of Vacancies ->> 
Scientist - D (Medical) ->> 05 Vacancies (one each in Ophthalmology, Pathology, Psychiatry, Obstetric & Gynaecology, General Medicine)
Scientist - C (Medical) ->> 03 Vacancies (one each in Ophthalmology, Paediatrics and Pathology)
Scientist - B (Medical) ->> 03
Executive Engineer (Technical Officer - C) – Civil ->> 01 Vacancy
Accounts Officer (Junior Grade) ->> 01 Vacancy
Technician A ->> 02 Vacancies
Total ->> 15 Vacancies

Educations Qualification ->> 
Scientist - D (Medical) ->>
(1) Postgraduate degree (MD/MS/DNB) in relevant subject with 5 years R & D/ Teaching experience or Postgraduate Diploma in relevant subject with 6 years R&D/Teaching experience (OR) MBBS degree recognized by MCI with 8 years R & D/Teaching experience in the relevant subject after MBBS Degree.
(2) Out of the above, 2 years experience in a managerial position to handle R & D projects in a team effectively in a directing capacity.
Scientist - C (Medical) ->>
(1) Postgraduate degree (MD/MS/DNB) in relevant subject with 01 year R & D/Teaching experience or Postgraduate Diploma in relevant subject with 2 years R&D/ Teaching experience (OR)
(2) MBBS degree recognized by MCI with 4 years R & D/ Teaching experience in the relevant subject after MBBS Degree.
Scientist - B (Medical) ->>
(1) MBBS degree recognized by MCI with 2 years R & D/Teaching experience after MBBS degree.
Executive Engineer (Technical Officer - C) ->>
(1) B.E./B.Tech. or equivalent degree in Civil Engineering from a recognized University.
(2) 06 years experience preferably in a government office/ PSU/ Autonomous body/ Statutory body.
Accounts Officer (Junior Grade) ->>
(1) 03 years Bachelor's degree in any discipline.
(2) 05 years regular service as Assistant in Pay level 06 of VII CPC (equivalent to GP 4200 of VI CPC) including two years working experience in Finance/Accounts.
Technician A ->>
(1) 10+2 in science subjects with one year Certificate in Medical Laboratory Technology/Radiology Lab Technology.

Age Limit ->>
Scientist - D (Medical) ->> 45 years
Scientist - C (Medical) ->> 40 years
Scientist - B (Medical) ->> 35 years
Executive Engineer (Technical Officer - C) – Civil ->> 40 years
Accounts Officer (Junior Grade) ->> 32 years
Technician A ->> 28 years

Pay Band ->>
Scientist - D (Medical) ->> Pay Level – 12 (VIIth CPC) - equivalent to pre-revised Pay Band-3: Rs. 15600-39100 plus Rs. 7600 GP
Scientist - C (Medical) ->> Pay Level - 11 (VIIth CPC) - equivalent to pre-revised Pay Band-3: Rs. 15600-39100 plus Rs. 6600 GP
Scientist - B (Medical) ->> Pay Level - 10 (VIIth CPC) - equivalent to pre-revised Pay Band-3:Rs. 15600-39100 plus Rs. 5400 GP
Executive Engineer (Technical Officer - C) – Civil ->> Pay Level - 11 (VIIth CPC) - equivalent to pre-revised Pay Band-3:Rs. 15600-39100 plus Rs. 6600 GP
Accounts Officer (Junior Grade) ->> Pay Level - 07 (VIIth CPC) - equivalent to pre-revised Pay Band-2:Rs. 9300-34800 plus Rs. 4600 GP
Technician A ->> Pay Level - 02 (VIIth CPC) - equivalent to pre-revised Pay Band-1:Rs. 5200-20200 plus Rs. 1900 GP

Application Fee ->> A non refundable Application fee of Rs. 300/- for Accounts Officer and Technician A posts and Rs. 500/- for all other posts. The fee in the form of Indian Postal Order (IPO) / Demand Draft (DD) payable to NIREH, Bhopal. SC /ST, Physically Handicapped (PH) and Women candidates are exempted from paying the application fee. The application fee is payable by all other candidates including ICMR employees.

Selection Process ->> Selection of the candidates will be done on the basis of their performance in Written Test for Technician-A & Written Test and Interview for all other posts.

Important Date ->>
Last date to apply ->> 20-07-2017

How to Apply ->> Interested applicants who are going to apply for NIREH Bhopal Recruitment they need to download application form through official website of National Institute for Research in Environmental Health that is nireh.org & send it along with attested copies of necessary supporting documents (degree, diploma, experience, caste certificate, proof for date of birth, NOC from present employer, etc.) and Application Fee should be sent in a sealed cover super-scribing "the post applied for" on the envelope at given below postal address through Registered /Speed Post before 20-07-2017.

Postal Address ->>
“Director, ICMR-National Institute for Research in Environmental Health (NIREH), Kamla Nehru Hospital Building, Gandhi Medical College Campus, Bhopal - 462 001”





More Jobs Option ->>

          Ειδικά μαθήματα από το … από «Κρυφο Σχολειό»…   

 Του Ιωάννου Ρίζου
 
Μετά τις επιδερμικές και δόλιες απαντήσεις του ιντερνετικού εκπροσώπου μερίδος των Ζηλωτικών Παρατάξεων κ. Νικ. Μάννη, θα μας απασχολήσουν μερικά ακόμα δείγματα της πονηρής τακτικής των παλαιοημερολογιτών.  Στο ιστολόγιο λοιπόν του κ. Μάννη «Κρυφό σχολειό», εμφανίζεται ο κ. Δημ. Χατζηνικολάου, ομόψυχος, περιώνυμος  και περισέβαστος στον χώρο του παλαιού, να γράφει τα εξής αλλοπρόσαλλα:

1.
     «…Δέν ἀναγνωρίζουμε τούς "πατριάρχας" ἀπό τό 1920 καί ἐντεῦθεν, διότι εἶναι ὅλοι τους αἱρετικοί…».[1] Δηλαδή όλοι οι νεοημερολογίτες, ζωντανοί και νεκροί, από το 1920 και μετά είμαστε εκτός Εκκλησίας, αιρετικοί και κολασμένοι!
    Και οι παλαιοημερολογίτες είναι αυτοί που προστατεύουν το δόγμα της Πίστεως.
Ο ίδιος κ. Χατζηνικολάου σε άλλο σχόλιο του[2]αντιμαχόμενος τον εαυτό του, καταφερόταν εναντίον του π. Ευθυμίου Τρικαμηνά γράφοντας: «Δυστυχῶς, ὁ π. Εὐθύμιος πλανᾶται ὅταν λέγῃ ὅτι οἱ παλαιοημερολογίται δῆθενἀνήγαγον τό Ἰουλιανόν ἡμερολόγιον εἰς δόγμα πίστεως…» (οι  υπογραμμίσεις δικές μου).
Αφού όσοι αποδέχτηκαν το νέο ημερολόγιο είναι για σας αιρετικοί, γιατί προσβάλλεστε  που ο π. Ευθύμιος αναφέρει ότι πιστεύετε πως το ημερολογιακό έγινε για σας δόγμα σωτηρίας ή λόγος απωλείας;
Ή λοιπόν  διατελείτε σε πλήρη σύγχιση και σκοτισμό νοός ή εφαρμόζετε ειδικές τεχνικές και μαθήματα παραπλάνησης.

2.
     Από τα γραφόμενα του κ. Χατζηνικολάου προκύπτει και μια άλλη πονηρία. Γιατί γράφει «…από το 1920 και εντεύθεν…»; Γιατί δεν γράφει από το 1904 και εντεύθεν; Υπενθυμίζω ότι το 1904 επι πατριάρχου Ιωακείμ Γ΄, γράφτηκε η Εγκύκλιος που εισήγαγε θετικά την Προτεσταντική θεωρία των Κλάδων ως «αναδενδράδων». Μια εγκύκλιος που βεβαίως αποτελεί τεράστια προδοσία, και  τεράστιο βήμα σύγκλισης, και αποδοχή της αίρεσης. Από τον ίδιο πατριάρχη το 1920, συντάχθηκε και η επίμαχη Εγκύκλιος την οποία θεωρούν οι παλαιοημερολογίτες ορόσημο. Γιατί όμως γίνεται αυτή η επιλογή της Εγκυκλίου του 1920 και εντεύθεν κι όχι του 1904 και εντεύθεν; O λόγος είναι πονηρότατος. Ο Ιωακείμ ο Γ΄ χειροτόνησε τον πρ. Φλωρίνης Χρυσόστομο ως Μητροπολίτη Ίμβρου το 1908. Αν άρχιζαν να μετρούν οι παλαιοημερολογίτες τους αιρετικούς πατριάρχες από το 1904, θα έπρεπε να απολογηθούν για την εγκυρότητα της χειροτονίας του πρ. Φλωρίνης από αιρετικό πατριάρχη, ενώ τώρα ξεμπέρδεψαν –όπως νομίζουν– με αυτή την πονηρή χρονομετάθεση.
     Και γιατί ο πρ. Φλωρίνης δέχτηκε περιχαρής την χειροτονία από τον Ιωακείμ;  Πάλι δεν ήξερε τίποτα για την Εγκύκλιο του 1904; 

3. Λένε οι παλαιοημερολογίτες:
    «Ὁ κ. Ρίζος ὁμιλεῖ περί τῆς Ἐγκυκλίου τοῦ 1920 ὡς νά ἦτο αὐτή γνωστή στούς πάντας κατά τό 1924. Ὅπως μοῦ εἶπε ὁ π. Θεοδώρητος, ὅμως, μόνον οἱ Ἀρχιεπίσκοποι τήν ἐγνώριζαν, ἐνῷ οἱ θεολόγοι, ὅπως ἐκεῖνος, τήν ἔμαθαν ἀπό τά βιβλία τοῦ Καθηγητοῦ Ἰωάννου Καρμίρη τό 1960».[3]  (οι  υπογραμμίσεις δικές μου)

Όμως,
      αφού μέχρι το 1960  δεν γνώριζαν  την αιρετική Εγκύκλιο του 1920,
    ΠΩΣ ΔΕΝ ΝΤΡΕΠΟΝΤΑΙ  ΝΑ ΛΕΝΕ ΣΥΝΕΧΩΣ ΣΤΟΝ ΚΟΣΜΟ ΟΤΙ ΤΟ 1924 ΑΠΟΣΧΙΣΤΗΚΑΝ ΛΟΓΩ ΤΗΣ ΑΙΡΕΣΕΩΣ ΤΟΥ ΟΙΚΟΥΜΕΝΙΣΜΟΥ ΠΟΥ ΕΙΔΑΝ ΝΑ ΕΡΧΕΤΑΙ;

Και πώς δεν φοβούνται τον Θεό;

Οι διαχειριστές των ιστολογίων «Κρυφό σχολειό» και «Εν Τούτω Νίκα» κατηγόρησαν τον κ. Παν. Σημάτη: «Εμείς τόσο καιρό κ. Σημάτη αυτό ακριβώς κάνουμε ενώ εσείς δεν το βλέπετε! Συζητούμε την συμπόρευση μαζί σας και αυτήν ακριβώς την συζήτηση έχουμε και με τον πνευματικό σας. Πώς λοιπόν ισχυρίζεσθαι ότι δεν θέλουμε καν να συζητήσουμε;»… «Γράφετε ότι θεωρούμε το ημερολόγιο ''θέμα πίστεως'', ενώ τόσο καιρό λέγουμε ακριβώς το αντίθετο!»…  «Κανείς δεν είπε ότι είστε ''εκτός Εκκλησίας''».
        "Τι ψευδολογίες και υποκρισίες !!!!!!!!!!!!!!!!!!"
   Εσείς ο ίδιος δεν επαινείτε τον κ. Νικ. Σαββόπουλο, παλαιοημερολογίτη θεολόγο, που έγραψε στο «Κρυφό σχολειό»: «δηλώνουμε ότι ΟΙ «ΑΝΤΙΟΙΚΟΥΜΕΝΙΣΤΑΙ» ΠΟΥ ΠΟΛΕΜΟΥΝ ΤΗΝ ΠΑΤΡΩΑΝ ΕΥΣΕΒΕΙΑΝ ΤΟΥ ΠΑΛΑΙΟΥ ΧΩΡΟΥ   Ή ΤΟΥΣ Γ.Ο.Χ.  ΕΝ ΓΕΝΕΙ, ΕΙΝΑΙ ΚΑΤΑ ΤΗΣ ΕΝΟΤΗΤΟΣ ΟΛΩΝ ΤΩΝ ΟΡΘΟΔΟΞΩΝ ΚΑΙ ΕΚΤΕΛΟΥΝ – ΟΠΩΣ ΟΙ ΟΙΚΟΥΜΕΝΙΣΤΑΙ – ΤΟ ΕΡΓΟ ΤΟΥ ΔΙΑΒΟΛΟΥ»; [4]

4. Και το «Εν τούτω Νίκα» άπλωσε τις δηλητηριώδης παγίδες μήπως πιαστεί κανένα προβατάκι. Γράφει:
      «Εμείς είχαμε γράψει προς τον πνευματικό σας: ( εννοεί τον π. Ευθύμιο Τρικαμηνά)… «Ακολουθήστε μαζί μας στο Π.Η. και μην ενταχθείτε σε καμία Σύνοδο των Γ.Ο.Χ.! Ο συμβιβασμός δηλαδή που ζητούμε είναι ότι εσείς θα υποχωρήσετε δεχόμενος το παλαιό, και εμείς υποχωρούμε δεχόμενοι εσάς μη εντάσσοντας εαυτόν σε κάποια Σύνοδο. Θα σας έχουμε πνευματικό αδελφό και πατέρα, επικοινωνώντας πνευματικά μαζί σας… Τα πνευματικά σας τέκνα θα γίνουν ενεργεία και αδελφοί δικοί μας και δεν νομίζουμε ότι έχουν ιδιαίτερο πρόβλημα να μην θέλουν την ένωσιν μαζί μας! Εδώ ομιλούμε για το μείζων! Τα υπόλοιπα είναι δευτερεύοντα!».[5](υπογράμμιση δική μου).

Βλέπουμε εδώ το «Εν τούτω νίκα» να προτείνει ένα σχέδιο αντιπαροχής. Δηλαδή ο π. Ευθύμιος να γυρίσει και να στρέψει τον κόσμο του  στο παλαιό,  με αντάλλαγμα να αποδεχθούν τον π. Ευθύμιο ως πνευματικό πατέρα, και ίσως τον αναβαθμίσουν ώς τοπικό ηγέτη (ας πούμε επίσκοπο!)

Βέβαια, θολούρα υπάρχει και στο ποιοι θα είναι οι αντισυμβαλλόμενοι σε αυτή τη σύμβαση, γιατι ενώ στην αρχή δηλώνεται ότι αντισυμβαλλόμενος θα είναι ο διαχειριστής του «Εν τούτω Νίκα», στη συνέχεια –αν οι διαπραγματεύσεις είναι επιτυχείς– θα εμφανιστούν και οι υποκρυπτόμενοι πίσω από τα δύο ιστολόγια «Αρχιερείς».

        Όποιος κατάλαβε, κατάλαβε!




[2]http://krufo-sxoleio.blogspot.gr/2017/05/blog-post_25.html
[3] http://krufo-sxoleio.blogspot.gr/2017/05/a-1.html
[4]http://krufo-sxoleio.blogspot.gr/2017/05/blog-post_65.html
[5] http://entoytwnika1.blogspot.gr/2017/06/blog-post_54.html

          Президент Южной Кореи заявил о «последнем шансе» КНДР    

Президент Южной Кореи Мун Чжэ Ин заявил, что у КНДР остался последний шанс вступить в диалог с другими странами мира. Такое заявление южнокорейский лидер сделал на встрече с бывшим президентом США Бараком Обамой, сообщает Reuters.

«Президент Мун рассказал, что он разговаривал с Дональдом Трампом насчет использования санкций и давления для того, чтобы разрешить северокорейскую ракетную и ядерную проблему. Речь шла также о том, что параллельно необходимо вести диалог. Это последняя возможность для Северной Кореи начать переговоры», — сообщил пресс-секретарь главы Южной Кореи Юн Чан Ён (цитата по «Лента.ру»)

В конце июня Мун Чжэ Ин провел встречу с президент США Дональдом Трампом. По итогам этой встречи он  назвал условия для начала диалога с КНДР — для этого Северная Корея должна прекратить испытания ядерного оружия или освободить задержанных в КНДР граждан США. В свою очередь, Трамп заявил, что эра «стратегического терпения» в отношении Северной Кореи закончилась.


          Rendez-vous botanique en Outaouais   

< Rendez-vous botanique 2017 :: FloraQuebeca
-->
<
21 juillet 2017 17 h 00 minau23 juillet 2017 17 h 00 min

Le rendez-vous botanique aura lieu du 21 au 23 juillet dans le Parc de la Gatineau. Cet endroit a été choisi puisqu’un inventaire des plantes vasculaires et des bryophytes s’y déroule depuis 2014. En participant à cette activité vous pourrez contribuer à la connaissance des plantes du parc de la Gatineau et aider à leur conservation. FloraQuebeca, le Ottawa Field-Naturalists’ Club et la Commission de la Capitale Nationale sont les principaux partenaires dans ce projet de recensement de la flore du parc. Le but ultime du projet étant de publier un ouvrage portant sur les plantes du Parc de la Gatineau.
La Commission de la Capitale Nationale nous offre un terrain de camping de groupe au lac Philippe pour  tenir notre rendez-vous botanique annuel. Il n’y a donc aucun frais de participation pour les membres en règle si vous désirez faire du camping. FloraQuebeca organisera le souper du samedi soir de type BBQ (prévoir un coût de 10$ à remettre sur place). Des options  végétariennes seront également disponibles. Les autres repas sont à prévoir par chaque participant. De l’hébergement est également disponible au refuge des Pins au coût de 50$ par personne pour les deux nuits (maximum de 6 personnes). Des hôtels sont également disponibles à proximité (Wakefield).
L’accueil des participants aura lieu dès le vendredi 21 juillet à compter de 17:00 heures, pour ceux qui veulent coucher sur place; ou le samedi et dimanche 22-23 juillet à compter de 8:00 heures, pour ceux qui souhaiteront participer à une journée seulement.
Lors de l’évènement, nous formerons plusieurs équipes, afin de pouvoir visiter le plus de milieux possibles, dans le but de recenser des nouvelles espèces de plantes pour le Parc de la Gatineau. Il y aura possibilité de visiter plusieurs milieux différents et de découvrir ou redécouvrir des plantes rares lors de l’évènement.
Nous vous rappelons que les participants doivent être membre en règle et avoir renouvelé avant l’événement leur adhésion et payé leur cotisation pour l’année 2017. Les personnes désirant adhérer à FloraQuebeca sur place pourront le faire en complétant un formulaire accompagné d’un chèque uniquement.
Veuillez remplir le formulaire de participation et l’envoyer par courriel à l’organisateur de l’évènement avant le 10 juillet 2017. De plus amples information seront communiquées aux participants inscrits.
• Formulaire d’inscription : format Word / format Acrobat
Pour plus d’information contactez Alexandre Blain, 819-771-6128

Exprimez-vous! Laisser un commentaire...







Recherche Glossaire FloraQuebeca

Indiquez au minimum une lettre du terme recherché
    
a  b  c  d  e  f  g  h  i  j  k  l  m 
n  o  p  q  r  s  t  u  v  w  x  y  z 

Contactez-nous

Calendrier d’événement

« Juin ""spinner"" ""iCalendar"" Août »
juillet 2017
D L M M J V S
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031EC

Archives

Autre Recherche dans le site


FloraQuebeca © 2017 Tous droits réservés | Site web maintenu par les membres de FloraQuebeca